
Hayal edin: Bir odaya giriyorsunuz ve sandalyenizin orada durduğundan eminsiniz. Ama arkanızı döndüğünüz anda o sandalye artık bir "nesne" değil, odanın her yerine yayılmış bir "olasılık dalgası" haline geliyor. Siz tekrar bakana kadar hem pencerenin önünde, hem kapının yanında, hem de aslında hiçbir yerde değil... Saçma mı geldi? Modern fizik tam olarak bunu söylüyor. Çift Yarık Deneyi, sağduyumuzun cenaze töreni...
*****
Çift Yarık Deneyi, Kuantum Mekaniğinin temelini oluşturan bir deney: Bilim insanları elektronları bir levha üzerindeki iki yarığa doğru fırlattıklarında, evrenin büyük bir sırrıyla karşılaştılar. Gözlemci yokken; elektronlar birer bilye gibi davranmak yerine, sudaki dalgalar gibi davranıyor. Her iki yarıktan aynı anda geçiyor ve arkadaki ekranda bir "girişim deseni" oluşturuyorlar. Yani madde, biz bakmıyorken bir dalga formunda, her yerde aynı anda bulunuyor. Gözlemci varken; yani bilim insanları "Hangi yarıktan geçtiğini görelim," diyerek bir dedektör yerleştirdiklerinde, evren sanki izlendiğini anlıyor! Elektron aniden dalga gibi davranmayı bırakıp, uslu bir bilye (parçacık) gibi tek bir yarıktan geçiyor. Sadece bilgi edinme çabamız, fiziksel gerçekliği şekillendiriyor...
*****
Richard Feynman'ın çarpıcı bir cümlesi var: "Sanırım şunu güvenle söyleyebilirim: Hiç kimse kuantum mekaniğini anlamıyor." Feynman bunu söylerken meslektaşlarının aptal olduğunu kastetmiyor. Kendisi de kuantum elektrodinamiği üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel almış bir dahi...
Onun kastettiği şu: Kuantum mekaniğinin matematiğini yapabiliriz, atomların nasıl davranacağını hatasız hesaplayabiliriz. Ancak bu denklemlerin "neden" öyle olduğunu, yani sağduyumuza neden bu kadar aykırı olduğunu (bir parçacığın aynı anda iki yerde olması gibi) mantıksal olarak kavramamız imkansızdır...
Feynman evrenin mekanik bir saat gibi tıkır tıkır işlemediğini, aksine gözlemciyle (yani bizimle) etkileşime giren dinamik ve gizemli bir yapıda olduğunu söyler. Bu durum bizi şu korkutucu soruya itiyor: Bilincimiz işin içinde değilse, nesnel bir gerçeklikten söz edebilir miyiz?
*****
Niels Bohr da şöyle demiştir: "Kuantum kuramı karşısında şoka girmeyen biri, onu anlayamamış demektir..." (Bu noktada Bohr'un şu sözünü de hatırlamakta yarar var: ''Fizik doğanın ne olduğu ile değil, doğa hakkında ne söyleyebileceğimiz ile ilgilenir...'')
Fizikçi Pascual Jordan ise şunu söylüyor: "Gözlemler bir şeyi sadece etkilemekle kalmaz, onu üretir.'' Yani biz elektronun nerede olduğunu bulmuyoruz; biz oraya baktığımız için elektron orada olmayı "seçiyor''...
*****
Mesela; Ay'a doğru bakmasak da, Ay'ı görmesek de, gökte bir yerlerde, tam olarak olması gerektiği yerde olduğundan eminiz, değil mi? Kuantum evreninde öyle değil işte. Yani, bakmadığınız zaman “Ay”ın orada olduğunu bilmemiz mümkün değil...
Bu benzetme Einstein’a ait. Kuantum fiziğini anlamlandırma hikayesinde söylediği önemli bir cümle. Tam olarak şöyle söylemişti: “Yani ben bakmadığımda Ay'ın orada olmadığını mı söylemeye çalışıyorsunuz?”
*****
Kapını kapatıp çıktığında odandaki eşyalar ne yapıyor? Klasik fizik, "oldukları yerde duruyorlar" diyor. Kuantum fiziği ise diyor ki: "Bilmiyoruz, tüm olasılıklar aynı anda doğru..."
Biz dünyayı hep şöyle düşündük: “Gerçeklik vardır, biz de onu gözlemleriz.” Ama bu deney şunu ima ediyor: “Gerçeklik, gözlemden bağımsız olmayabilir.” Bu, sadece fizik değil… Felsefe, hatta insanın doğrudan kendisiyle ilgili bir mesele...
Evren, senin onu izlediğini bildiği an, toparlanıp ciddi rolüne bürünüyor... Gözlerini kapadığında neye dönüşüyor? Cevap yok...
Yüzlerce yıldır inşa ettiğimiz "nesnel gerçeklik" sarayı, birkaç elektronun utangaçlığıyla yerle bir oluyor...


