
Sevgili dostum.
Nasreddin Hocamız mukallit olduğu kadar da kuralcı ve kararlı biridir. Tatlı sert bir mizaca sahip olduğundan meseleleri kimseyi kırmadan halleder. Her zaman doğruluğun peşinde. Doğruyu yaymak ve yaşatmak için mübah olan her yolu dener. Eğrilerin işine gelmese de asla yolundan dönmez, kimseye pabuç bırakmaz, zalimin yüzüne zulmünü konuşur, mazluma merhamet kapılarını açar, güçlü olanın değil, haklı olanın güçlü olduğunu söyler ve hakkını teslim eder. Nasreddin Hocamız sayılan sevilen Selçuklu kadısıdır. Ahilik teşkilatının fikir babasıdır. Düzgün esnaf, güvenilir pazar, ahlaklı usta, güçlü devlet kurar düsturunu savunur, yaşar ve yayılmasını sağlar. Fıkralara buradan bakmak gerekir. Böyle biri olmasa idi bize kadar asla ulaşamazdı. Her fıkrasında büyük bir nasihat, düşünenlere ise koca bir devlet vardır. Her fıkrasını yazarken, bunlara benzer hatırlatmalar ilave etmeyi uygun gördüm; çünkü tek bir yazımı okuyan bile, Nasreddin Hoca’ya bakış açısını, düşünce yapısını, gözden geçirsin istiyorum. Fıkraları da böyle okuyup, öyle fikir icra etmelerini diliyorum.
Günlerden bir gün hoca, hanımına seslenir, hanım biz neden iki aydır komşudan süt alıyoruz, inek bakmayı sen arzu ettin, yoruluyorsan yapma istersen, benim bilmediğim bir şey mi var der. Hanımı ise; hoca efendi, bizim inek artık çok az süt veriyor, sana söylemek istemedim. Epeydir bize hizmette kusur etmedi, kıyamıyorum der. Bende kıyamam hanım, bu yüzden pazara çıkaralım, süt değil de et lazım olan birine verelim, beşe beş daha koyalım, yerine süt veren bir inek alalım ne dersin der, hanımından ses çıkmaz. Hanım hanım diye seslenir, yine ses yok, kalkar evi dört döner çıt yok. Ahıra bakar, bir de ne görsün, hanımı ineğin yanı başında sarı kızım sarı kızım diye ağlıyor. Hiç ses etmez, sessizce gider yerine oturur. Sabah erkenden hayvan pazarına gider, evdeki ineğe benzeyen, bir dana alıp, hanımı görmeden ahıra bağlar ve eve girer. Hanımına sarı kız ne kadar süt veriyorsa, sağıp getir içelim der. Hanımı ahıra gittiğinde, gözlerine inanamaz, güzel mi güzel, sanki sarı kızın kızı gibi bir danayla karşılaşınca koşarak eve girer. Hoca efendi ahırda bir dana var, aynı sarı kız der. Hoca gayet sakin bir ses tonuyla, hanım senin sarı kız doğurmuş olmasın. Hoca efendi alem adamsın, sarı kız yaşlandı, olmaz der. Hanım bende bunu diyorum, ölene kadar ahırda mı besleyeceğiz, o görevini yaptı, eti sertleşmeden satalım, yerine daha genç bir inek alalım, sen ineksiz kalma, bende sütsüz kalmayayım. Bırak inek ineklik yapsın, biz ineklik yapmayalım der. Hanımı ikna olur ve ineği pazara götürür, tanıdığı bir cambaza, bu inek on yaşını geçti, artık süt vermiyor, yediye sat, beşini bize ver, süt veren iyi bir inek denk gelirse almak istiyoruz der. Cambaz ineği alır oğluna verir, oğlum yediden fazlaya satma, yediye hemen satılır der. Biz namazdan sonra geliriz, iyi bir inek denk gelirse kaçırma der ve hanımıyla pazardan ayrılır.
Üç beş saat sonra, hanımıyla pazara gelirler. Cambaza ne yaptın derler, daha satılmadı bende merak ettim der cambaz. Hoca tamam biz bakalım der ve ineklerin bulunduğu yere giderler. Cambazlar inekleri satmak için gayret gösterirler. Hocayla hanımı fiyat düştü on beşten on ikiye diye bağıran birinin yanına gelirler. Genç bir cambaz, ineğin genç olduğunu, hamile olduğunu buna rağmen, süt vermeye devam ettiğini ve birçok hüneri olduğunu anlatır. Hoca hiç istifini bozmadan, maşallah tam aradığımız inek, hanım sen ne dersin der. Hoca efendi şakamı yapıyorsun, bu bizim inek der. Olur mu hanım baksana, bizim inekte olmayan ne varsa bu inekte var. Cambaz da ne güzel anlatıyor, bu ineği biz alalım, kaçırmayalım der ve cambazla pazarlığa tutuşur. Hocayı çok insan tanır, cambaz olan genç, adını duysa da hocayı tanımaz. Hocanın kendi ineğinin satın alacağını duyan herkes, bu pazarlığın etrafını sararlar. Hoca cambazın elini sıkı sıkıya tutar. İneğe beş verir. Herkes gülmeye başlar, ineğin karnına kulağını koyar, bu inek hamile değil der. Herkes şaşırır, bu inek haftada ancak bir kilo süt verir der. İneğin ağzına bakar, bu inek altı yaşında değil on yaşındadır der. İnsanlar gülmekten kırılır. Ben kadı olarak bu ineğin sadece et olarak alınmasına, fiyatını ise beş akçe iki akçede cambaza, cambazlık bedeliyle yedi akçeye satılmasına karar kılıyorum der. Cambaz itiraz eder, Nasreddin Hoca ise, kimse duymadan, gencin kulağına, delikanlı aramızda kalacak, bu ineğin sahibi şu kadındır, bende onun kocasıyım, işimizi zora sokma istersen der. Genç bir anda şaşırır kalır. Nasreddin Hoca ineğin sahibini tanıyorum, yedi dinar veren alır der. İnek satılır. Gencin babasının yanına gelirler, Nasreddin Hoca olanı biteni anlatır. Adam mahcup olur, özür diler, hoca gence dönerek, seni kurtardık; fakat bizden önce gariban biri, bu ineği bütün parasını vererek, süt satıp geçinmek için alsaydı, sonuç ne olurdu? Bunun cevabını yarın öğle namazından sonra gelip, kadıya anlatacaksın der. Delikanlı siz kadı değil misiniz der. Hoca; beni bir amca bil, kadılıkta ise verilen cezayı nimet bil. Olaydan haberdar olan Akşehirliler, cambaza kızarken, hocanın yaptığını takdir ederler. Bazıları kendi ineğini tanımamış, satın almaya gelmiş diye hem gülmüşler hem de hocayı çok sevmişler. Delikanlı kadılığa gelmiş, ne düşündün demiş hoca. Delikanlı; hocam çok büyük bir hata yaptım, cezam neyse razıyım demiş. Hoca; bana yardım edeceksin, nasıl demiş genç. Sen yine cambaz kalacaksın, hayvan pazarında, barakan olacak, gelen bütün büyük baş hayvanların, sahibi ve bilgilerini kayda alacak, fiyat belirleyecek, sadece bir akçe alacaksın anlaştık mı demiş. Genç şaşırmış, kim dinler beni demiş. Seni değil devleti dinleyecekler, hayvan fiyatlarını sen belirleyecek, yalana yanlışa mahal vermeyeceksin. İki görevli seni ve düzeni koruyacak, bu işte sen olmazsan başkası olacak ne dersin demiş. Genç başını sallamış tamam demiş. Anlaşmışlar, böylece pazara düzen gelmiş, herkes memnun kalmış. Haftaya fil hikayesi, hoşça kalın, dostça kalın.


