
Saygıdeğer Yalovalılar!
Sizlere Yalova’nın mazideki güzelliklerini paylaşmaya devam ediyorum. Bu hafta Termal’in çevre düzenlemesini yapan Bahçıvan Pandelli Usta’yla gazeteci Cemalettin Bildik’in 1951 yılında yaptığı röportajı paylaşıyorum.
Yalova’ya neden “zümrüt” dendiğinin farklı bir açıklamasını sizlere sunuyorum.
Keyifle okuyacağınızı umut ederim.
…
Yalova kaplıcalarına çıktığımız zaman yeşillikler arasında dolaşır, çeşitli çiçekler ve bilhassa ortancalar karşısında hayranlığımızı gizleyemeyiz. Orada 57 “yeşil”in bir araya geldiğini, renklerle uğraşan salahiyetli ressamlar söylemektedirler. Hiç şüphe yok, “Yalova”nın “zümrüt”süz telaffuz edilememesine sebep de bu birbirinden güzel yaprak yeşillerinin toplu hale gelmesidir.
“Zümrüt Yalova” deriz. Fakat kaplıcaların iç açıcı yeşillikleri sayesinde bu isme hak kazanan Yalova’da, yalnız kaplıcalara ağaç ve çiçek için şimdiye kadar kaç yüz bin lira sarf edildiğini ta Üç kardeşler’e kadar uzanan geniş ormanlığı bugünkü hale kimin getirdiğini bilmeyiz!
Pandelli Roketa İle Karşı Karşıya
Pandelli Roketa’yı tanımazsınız. Çünkü o, haddinden fazla mütevazıdir.
Bundan 23 sene evvel Atatürk’ün bir işaretiyle Üsküdar’daki bahçesinden kaplıcalara getirilmiş:
“- Şu orman, parklar ve tarhlarla tanzim edilecek, bahçe olacaktır.
Direktifi ile vazifelendirilmiştir.
23 seneden beri hala ilk günlerin hızıyla çalışıyor, mütemadiyen ağaç ve çiçek fidanları yetiştirerek bir taraftan hali hazır vaziyeti muhafaza ediyor, diğer taraftan da ormanın daha içlerine sokularak oraları bahçeler haline getirmek için adeta, didiniyor…
-Nerede bahçıvan yetiştin? Dedim. Buraya nasıl geldin ve geldiğin zaman kaplıcayı nasıl buldun?
“-1928 de geldim, diyor, 23 sene bu… Dile kolay amma, bir de bana sorun… Atatürk, Yalova kaplıcalarının ihyası direktifini verirken buraya her şeyden evvel bir baş bahçıvanın getirilmesi lüzumuna ehemmiyetle işaret etmişti. O zaman ben, Üsküdar’da kendi bahçemi idare eder, çiçek yetiştirir satardım.”
Dikkat ettim, “Atatürk” derken ihtiyar bahçıvanın gözleri yaşarmıştı. Göz çukurlarında toplanan yaşları gömleğinin koluyla silerken derin derin içini çekiyor ve ilave ediyordu:
“-Ben o zaman biraz da para toplamış, 4 bin liraya bir ev satın almıştım. Buraya geldikten ve maaşla hizmete başladıktan sonra para biriktiremez oldum. Hatta o kadar ki, o vakit 4 bin liraya satın aldığım evimin tamire ihtiyacı var da yaptıramıyorum.”
Atatürk Ölmeseydi De Onun Kölesi Olarak Ben Ölseydim
Pandelli, çok heyecanlı idi ve gözleri sık sık yaşarıyor, daha az para kazandığı halde hayatından katiyen şikâyetçi olmadığını da ifade ediyordu.
“-Ah, ah! Diyor. Keşke Atatürk ölmeseydi de son nefesime kadar onun kölesi olsam ve kölesi olarak ben ölseydim.”
Ve nihayet bu 70 yaşındaki ihtiyarın gözyaşlarını hıçkırıklar takip ediyor, bu hıçkırıklar arasında da:
“-Atatürk’ün heykeline, büstlerine, resimlerine tecavüz edenler bulunduğunu duydukça ve onun büyüklüğünü takdirden aciz insanlar bulunabildiğini öğrendikçe içim burkuluyor, kalbim ateşle dağlanmışa dönüyor.” Diyordu.
Domuz Avına Çıkılan Bir Orman
Kır saçlı, ak bıyıklı bahçıvana, duyduğu teessürden onu bir an içinde olsa uzaklaştırabilmek ümidiyle:
“-23 sene evvel burada işe başladığınız zaman kaplıcayı nasıl bulmuştunuz?” dedim.
“-Civar köylülerin içinde domuz avladıkları, sürek avları tertip ettikleri geçilmez, yürünmez bir orman… Şimdi adına “Çam Turu” dediğimiz yerde o zaman bir tek çam vardı. Bugün ise 5000 den fazla çam vardır. Parklarda ve yol üstünde gördüğünüz bütün bu çamları da ilave edecek olursak çam adedi yedi bini aşar. Bunların hepsini birer birer ben yetiştirdim. Diğer ağaçlar ve çiçekler de başka…”
Mavi Ortancalar
Kaplıcalarda yol üstlerini, parkları ve birçok yerleri güzelleştiren çiçeklere temasla:
-Hele ortancalar! Dedim. Yalova kaplıcaları ortancalarının renkleri başka yerlerde görülemiyor. O tatlı mavi ortancayı nasıl yetiştiriyorsunuz?
Latifeye kaçarak:
“-Şeytanın işi!”
Diyor ve mevzu üzerinde durmak istemiyordu. Belli ki, bir meslek sırrını açıklamak işine gelmiyordu. Fakat ısrarım üzerine bu soruya da cevap verdi:
“-Hacı Osman Bayırı’nın kırmızı toprağı… Bu toprakta ortanca mavi olur.”
Kaplıcaların ağaçlanması ve çiçeklenmesi için ayda kaç bin lira sarf edildiğini, şimdiye kadar ne miktar para harcandığını ve Pandelli’nin mahiyetindeki bahçıvanları boru kumandası ile nasıl çalıştırdığını da yarın bu sütunlarda anlatırım.
Cemalettin Bildik
Akşam Gazetesi, 19 Ağustos 1951, sayfa 3


