
Sevgili dostum.
Tebessüm, taşıyana da ulaşana da şifadır. Güleryüz ateşi bile söndürür, tatlı dil zehri bal yapar. Karşılıksız sevmek düşmanlığı dostluğa çevirir. Paylaşmak kardeşliği korur, imanı kuvvetlendirir. Bu ahlaki değerler bir toplumun temel eğitim projesidir. Bu projeyle yetişen bir nesil kin tutmaz. Kin tutmamak güveni artırır, İslam’a ısındırır, Müslümanları çoğaltır. Bunların tersi ise fitnedir, İslam’da ve insanlıkta yeri yoktur. Nasreddin Hoca'yı anlamak onun yolunda olmak için, bu eğitimi almanız bu eğitimi vermeniz şarttır. Tabii insanlık davamız, insan olma derdimiz, dünyanın ateşini söndürme gayretimiz varsa. Peki Nasreddin Hoca bu işin neresindedir. Tamda ortasındadır, bu düşünceyle, bu ruhla yaşayan ve yaşatan bu millet, bin yıl müslim ve gayri müslim, bir arada yaşayabilmiş, insanlığın tarihini yazmıştır. Sen alelade bir topluluk değilsin. Geri dön ve tarihine bir bak. Binlerce bilim adamı ve ilim adamı bulacaksın. Bilim adamları çınarın görünen yüzüdür. İlim adamları ise koca çınarı ayakta tutan, çınarın görünmeyen yüzü, toprağı bir vatan gibi kavrayan kökleridir. Köksüz ne ağaç tutar, ne devlet kurulur ne de millet olunur. O köklerin bir parçası da Nasreddin Hocadır. Yoğurdun varlığı bilimse, mayada ilimdir. Bu milletin mayasında Nasreddin Hocalık vardır. Küllenmiş, üstü örtülmüş olabilir, yeniden hatırlatmak ve Nasreddin Hocalar üretmek gerekir. İnanın fıkralarını hayatımıza tekrar kazandırdığımızda, kazandığımızı fark edecek, kavgalar yerini barışa, asık suratlar, yerini gülen surata, aç gözlülük, doyumsuzluk, yerini paylaşıma açacaktır. Bırakın bizi, dünya doyacak, dünya huzura kavuşacaktır. Bu proje, filozof olan Nasreddin Hoca’ya aittir. Filozoflar evrenseldir tüm dünya kullanabilir, barışın ve güvenin sembolü, iyi anlaşıldığında, iyi anlatıldığında Nasreddin Hoca olarak dünyayı dolanacaktır. İnsanlar hem gülecek hem eğlenecek, düşünecek, insan kalacaktır. Bu proje için Anadolu erenleri yeniden yeşerecek, küllerinden yeniden doğacak, analar ağlamayacak, dedeler her dilde masallar anlatacak, gözler üzüntüden değil, mutluluktan nemlenecektir. Gönüllerin kapısı aralanacak, çaylar yeniden demlenecek, kahvenin hatırı hatırlanacaktır. Nasreddin Hoca da fıkralarıyla baş köşeye oturacaktır. Hayal mi kuruyorum, evet hayal kuruyorum. Nasreddin Hoca oluyorum, proje sunuyorum, kendim uyguluyorum, üç beş kişiye dokunuyorum, sizi bilmem ama ben ders çıkarıyor, mutlu oluyorum. Çünkü bu projeye inanıyorum.
Sevgili dostum.
Fıkralara geçmeden önce, şunu çok iyi anlamanızı istiyorum. Nasreddin Hoca fıkraları, sosyolojik açıdan, tam bir sosyal mühendislik projesidir. Fıkralar bir ömür yaşanmışlığın kısaltılmış hikayesidir.
Nasılı, bilim ortaya koyabilir ama neden ve niçin ilime aittir. Yani ilmin başka bir ayağı da Nasreddin Hocadır, olmalıdır. İlimsiz bilim kör, bilimsiz ilim topaldır.
Bilimin hak kitabı olduğunu ancak ilimden öğreniriz. İlimsiz bilim zulüm kapısını aralayabilir. Bilimsiz ilim ise kavranamaz ve hayatınıza dokunamaz, sözde kalır.
Nasreddin Hoca akli ve nakli dengeyi kuran, medrese müderrisi ve iki alim (Mahmut Hayrani ve İbrahim Hace) tarafından icazetli, Selçuklu sultanına sunulan Akşehir kadısıdır. Kadılar kadı yetiştirmek için hem müderris hem de mülki amir olması hasebiyle cuma imamıdır. Fıkraları Nasreddin Hoca için bir yaşam tarzı, her olaya hazır bir cevabı olan, sohbetleri dilden dile gelen, efsane bir insan olan, Nasreddin Hocamızın öz geçmişini öğrenerek, haftaya fıkralarından devam edelim. Hocamızı iyi anlamak için bin yıl öncesine taşınmamız lazım. Hocamızı kim eğitti bugün Nasreddin Hoca olunur mu, düşünmek lazım.
Sevgili dostum.
Bundan tam bin yıl önce kurulan Selçuklu Devleti, kendinden önce kurulan Türk devletlerinin, kültürünü miras olarak almış, üzerine ekleyerek muhteşem bir medeniyet inşa etmiştir. Elden ele, gönülden gönüle emanet olarak gelen bu medeniyeti, ecdadımız Osmanlı 600 yıl korumuş ve bu emaneti bize emanet etmiştir. Bizler atalarımızın bize emanet ettiği, bu mirasın üzerinde oturuyoruz. Bu mirasın kıymetini bilmek, daha ötelere taşımak için, daha güçlü ve uzun ömürlü bir devlet ve millet olmak için, geçmişimizle barışık olmak, zorundayız. Ecdadımızın yüksek ahlakından bahsederken, şunu asla unutmayalım. Selçuklu'da ve Osmanlı'da devlet ve milletin tamamı eğitimin bir parçasıydı. Medreseler vakıf geleniyle yüz yıllarca ayakta kalmış, esnaf ve tüccarın, ayakta kalması, ahlaklı ve dürüst olması, ahilik yani kardeşlik teşkilatıyla yaşamış, hayat bulmuştur. Köylerdeki medreseler ise sadece tarımla uğraşmamış, orduya eğitimli neferde hazırlamıştır. Bu çalışmaların banisi devlet değil halktı. Devletle halk zincirin halkaları gibi çalışır her halka sorumluluğunun farkında idi. Nasreddin Hocalar bu eğitimin mahsulleridir. Eğitimin tamamı devlete verilirse devlete ağır gelir. Bu işin içinde millette olmalıdır. Yeniden Nasreddin Hocalar yetiştirebilmek için. Böylece hem devlet güçlü olur hem de millet. Geçmişten ibret almak lazım millet olmak için. Biz akıllı olalım devlet millet el ele daha uzun yaşayalım. Geçmişimiz olmasa idi bu günümüz olmazdı, bunu asla unutmayalım. Devletimiz güçlendi diye, her şeyi devletten beklemeyelim, işin ucundan ölene kadar bizde tutalım. Ben bana düşeni sen sana düşeni yap. Ben Nasreddin Hoca olayım, sende kendine bir rol biç, kim olmak istersin ona göre çalış. İstersen önce iyi bir insan olmaya karar ver, sonra iyi bir anne iyi bir baba ol. İstersen iyi bir evlat olmaya, milletine devletine sahip çıkmak, vatanına maneviyatına önem vermek önde gelsin. Satın alınamayan ecdadına layık biri ol. Bunlar olursan, sen hem Yunus hem Mevlana hem Hacı Bektaş hem Fatih hem Nasreddin Hocasın. Onlarda bunun için vardılar var olmaya devam edecekler. Nasreddin Hocamın dediği gibi, "karanlıkta kaybedip aydınlıkta aramayalım" hata yapıp başkalarını ya da İslam'ı suçlamayalım. Arkamızı dönüp kendi karanlık hayatımızı yeniden aydınlatalım. Ne dersiniz? Haftaya fıkralarda buluşmak ümidiyle, hoşça kalın dostça kalın.




