
Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri, o şehrin sofrasına oturmaktır.
Karadeniz’e gidersiniz, mısır ekmeği karşınıza çıkar. Gaziantep’e gidersiniz, baklava ve kebap sizi karşılar. Hatay’ın, Adana’nın, Kayseri’nin, Konya’nın hatta birçok küçük ilçenin bile adıyla birlikte anılan yemekleri vardır.
Yalova’ya geldiğimizde ise aynı soruya cevap vermek biraz daha zorlaşıyor:
‘Yalova’nın yöresel yemeği nedir?’
“Yalova’nın yöresel yemeği nedir?”
Aslında bu soruya verilebilecek önemli cevaplardan biri var: Yalova Sütlüsü.
Bugün Yalova’nın adıyla en fazla özdeşleşen yöresel lezzetlerden biri olan Yalova Sütlüsü, kentin gastronomi açısından sahip olduğu potansiyelin de en güzel örneklerinden biri. Üstelik bu ürünün tarifinin korunması, herkesle paylaşılmaması ve kendine özgü yapısının muhafaza edilmesi de ona ayrı bir değer katıyor.
Belki de Yalova’nın ihtiyacı tam olarak bunun devamını getirebilmek.
Yalova Sütlüsü gibi şehrin adıyla anılacak, kentle özdeşleşecek daha fazla ürün ortaya çıkarılabilir.
Çünkü Yalova tek bir kültürden oluşan bir şehir değil.
Elbette geçmişten bugüne Yalova mutfağında yer alan yemekler, tatlılar ve farklı kültürlerden gelen tarifler var. Ancak bunların çok azı şehirle özdeşleşmiş, şehir dışında bilinir hale gelmiş durumda.
Oysa Yalova’nın belki de en büyük avantajlarından biri tam da burada yatıyor.
Çünkü Yalova tek bir kültürden oluşan bir şehir değil.
Türkiye’nin birçok bölgesinden yıllar içerisinde Yalova’ya yerleşen aileler var. Karadeniz’den gelenler, Balkanlardan göç edenler, Kafkas kültürünü taşıyanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelenler, Marmara’nın farklı şehirlerinden gelip burada hayat kuranlar…
Her biri beraberinde kendi mutfağını da getirdi.
Bir evde Karadeniz yemeği pişerken birkaç sokak ötede Balkan mutfağından bir tarif hazırlanabiliyor. Başka bir evde Çerkez mutfağının bir yemeği sofraya geliyor, başka bir evde Anadolu’nun başka bir köşesinden gelen bir aile tarifi yaşatılıyor.
Aslında Yalova’nın mutfak zenginliği tam olarak burada.
Belki de Yalova’nın mutfağını oluştururken sadece geçmişten kalan birkaç tarif aramak yerine, bugün bu şehirde yaşayan insanların sofralarına da bakmak gerekiyor.
Çünkü şehir kültürü yalnızca yüzyıl önce oluşmuş geleneklerden ibaret değildir. Şehirler yaşamaya devam eder. İnsanlar gelir, yerleşir, birbirinden etkilenir ve zamanla yeni bir kültür ortaya çıkar.
Yalova da bunun en güzel örneklerinden biri olabilir.
Mesela Yalova’da yetiştirilen ürünlerle farklı kültürlerin yemekleri yeniden yorumlanabilir. Kivi, aronya, kestane, zeytin, balık ve bölgedeki diğer tarımsal ürünler yeni tariflerin parçası olabilir.
Yalova’ya özgü yeni tatlılar, hamur işleri, ana yemekler hatta sokak lezzetleri geliştirilebilir.
Bunların mutlaka yüzyıllık olması da gerekmiyor.
Bugün hazırlanacak bir yemek, doğru şekilde sahiplenilir ve yaşatılırsa bundan elli yıl sonra Yalova mutfağının geleneksel bir yemeği haline gelebilir.
Çünkü gelenek dediğimiz şey de bir gün bir yerde başlıyor.
Burada önemli olan ortaya çıkarılan ürünün gerçekten şehirle bağ kurması…
Yalova’daki kadın kooperatifleri, aşçılar, restoranlar, meslek liseleri, üniversite, üreticiler ve gastronomiye ilgi duyan insanlar bir araya gelerek çok güzel çalışmalar yapabilir.
Örneğin ‘Yalova Mutfağı’ adı altında geniş kapsamlı bir çalışma hazırlanabilir.
Şehirde yaşayan farklı kültürlerden ailelerin yemek tarifleri toplanabilir. Büyüklerden kalan tarifler kayıt altına alınabilir. Köylerde yapılan ancak şehir merkezinde pek bilinmeyen yemekler araştırılabilir.
Sonrasında bunların içerisinden Yalova’yı temsil edebilecek yemekler belirlenebilir.
Hatta her yıl düzenlenecek bir Yalova Gastronomi Festivali ile bu yemekler hem vatandaşlara hem de turistlere tanıtılabilir.
Çünkü gastronomi bugün turizmin önemli parçalarından biri.
İnsanlar yalnızca denize girmek veya tarihi bir yeri görmek için seyahat etmiyor. Bir şehrin yemeğini tatmak için kilometrelerce yol giden insanlar var.
Yalova’nın termali var. Denizi var. Doğası var. Tarihi var. Tarımı var.
Bir de güçlü ve tanınan bir mutfak kültürü oluşturulabilirse şehrin turizm kimliğine farklı bir değer daha eklenebilir.
Belki de burada ‘Yalova’nın yemeği yok’ demek yerine başka bir cümle kurmalıyız.
Yalova’nın çok fazla yemeği var ama henüz onları aynı sofrada buluşturamadık.
Bu şehir zaten küçük bir Türkiye gibi.
O halde sofrası neden öyle olmasın?
Karadeniz’den Balkanlara, Kafkaslardan Anadolu’ya uzanan bu kültür zenginliği doğru şekilde kayıt altına alınırsa ortaya gerçekten özgün bir Yalova mutfağı çıkabilir.
Belki birkaç yıl sonra Yalova’ya gelen bir turist şu soruyu sormaz:
‘Yalova’da ne yenir?’
Onun yerine şöyle der:
‘Yalova’ya geldik, şu meşhur yemeğinizi nerede yiyebiliriz?’
Bence asıl hedef de bu olmalı….


