
Sevgili dostum.
Nasreddin Hocamız kendisi için yapılan iyilikleri unutmanın, nankörlük olduğunu, anlatmak istemiş. Bunun bindiği dalı kesmek anlamına geldiğini düşünmüş. Ağaçtan düşme anlamı taşıyan, bastığın dala dikkat et ise, herkese güvenme manası içerdiği için İkisinin de bir bedeli olacağını hatırlatmak adına, akılda kalsın diye, bir şeyler tasarlamış, sözde kalmaması için, dala binip, dalı kesmiş. Bastığı dala dikkat etmeyen çok olmuştur fakat bindiği dalı kesmek, mecaz bile olsa Nasreddin Hoca’ya aittir. Geçmişini inkar etmeyi, ömrünü bize feda eden, anneyi babayı, büyükleri, unutmayı bindiği dalı kesmek bilmiş. Ayrıca bu kutsal emanetleri korumak için canından olanları unutmanın, çınarın dalını göstererek, o dala binip kesmek, tepe takla düşmek gibi bir şey demiş. Uyarmak uyandırmak için, bindiği dalı keserek hem fıkralaştırmış, hem de ölümsüzleştirmiş.
Bizim için düşmüş, bizi güldürmüş, düşündürmüş, sonra öldürmüş, yeniden diriltmiş. Nasıl mı? Gelin bakalım.
Dalın üstüne çık, bindiğin dalı kesmeye başla, biri sana hocam ne yapıyorsun, bindiğin dalı kesiyorsun diye seslensin, sen hiç aldırmadan, dalın üstünde olduğunu bile bile kes ve aşağı düş. Birinin seni uyarmasına da hiç kulak asma. Milyonda bir adam belki bunu yapar desem, inanın abartmış olmam. Nasreddin Hoca'ya göre ise, dünyada bindiği dalı kesmeyen adam, neredeyse yoktur. Kimi düşer, kimi ise başka dala tutunur. Üç gün geçmez, düştüğünü unutur, bu yüzden Nasreddin Hoca denince, bunun altında mutlaka bir hikaye olduğunu, hikayenin içinde ders olması gerektiğini düşünürsek eğer, ders vermek için çatıdan düştüğünde, tabip (doktor) getirirler, tabibe sorar, sen çatıdan hiç düştün mü der? Doktor, yok düşmedim deyince, sen benim halimden anlamazsın ki, gidin bana çatıdan düşen birini getirin diyen Hoca, bindiği dalı da keser. Eşeğe ters te biner.
Bindiğin dalı kesmek, sadece güldürmek midir, elbette hayır. Hoca'ya göre farkındalık üretmek, dikkat çekmek, nankörlüğü öldürmek, insanlığı yaşatmaktır. Hoca bazan başkalarının hatalarından fıkra ürettiği gibi, bazen de kendi hatalarını telafi etmek için kendisiyle, kavga eder, kendine de ders çıkarır.
Bakalım bu hikaye nasıl başlar, hoca neden dala çıkar, niçin dalı keser, nasıl yere düşer. Bana göre böyle olmuştur, size göre öylede olabilir, mesele Nasreddin hocayı önce dala çıkarmak, sonra kendi dalını kendine kestirmek, sonra onu düştüğü yerde oturup bir güzel dinlemek. Yolu bir ömür sayan, göle maya çalan, eşeğini eğiten, ona ters binen, bir yerde kaybedip başka yerde arayan biri olan hoca, hiç boş durur mu? Durmaz tabii. Hoca'nın bindiği dal ile Akşehir'in ismi arasında bir bağ vardır. Zira Akşehir bahçelik bağlık bir beldedir. Hoca kendi bağında, kendi ağacının dalını, keserken düşmüş. Akşehir'in tarihine biraz geriden baktığımızda, Akşehir'i 704 yılında fetheden Emeviler, meyve bahçelerinde açan beyaz çiçeklerden dolayı Belde i Beyza (beyaz şehir) olarak adlandırmışlar. Selçuklular döneminde ise bu günkü adı olan, beyazın kardeşi Akşehir olarak bu güne kadar gelmiştir. Meyve bahçeleri bol olan bu şehirde, Nasreddin Hoca'da bir bahçe satın almış. Fakat bahçe çok bakımsız, ağaçlar budanmamış, ara sıra gelir uğraşırım demiş. Bazıları hocam biz temizleriz, kimileri ise kadı efendi sen zahmet etme bize bırak dese de, hoca bu bana iş olur, ara sıra gelir temizler, ağaçları da budarım demiş. Hocam hiç ağaç budadınız mı demişler, Hoca, ağaç budamada ne var, çocukken babamdan gördüm demiş ve kimseyi dinlemeden, hızla dalmış bahçeye, bir saat ya çalışmış ya çalışmamış, kan ter içinde kalmış. Çok yorulmuş ama inadından, birde onu gözetleyen bahçe komşularına mahcup olmamak için ne diyeceğini düşünmeye başlamış. Bu bahçe iki aileyi geçindirir, satan adam kıymet mi bilmedi, yoksa benim gibi gücümü yetmedi. Burada iki nasihat var demiş. Önce birincisini yapalım, ikincisini sağ kalırsak yatakta anlatalım, ölürsek anlamasalar da olur demiş. Birden yüzü değişmiş, gerçekten aklındakini yapmaya karar vermiş. Beş altı ağaç ya budamış ya budamamış, onlarında yarısını yanlış budamış. Sağlam bir dala merdiven dayamış. Almış testereyi eline, başlamış kesmeye. Yakınındaki komşu, koşarak gelmiş, yüksek sesle başlamış bağırmaya, hocam o dalı kesme ağacın meyvesi az olur dese de duyan kim. Testereyi dahada hızlandırmış. Komşu iyice yaklaşmış, birde bakmış ki Hoca hem yanlış deli kesiyor, hem de aynı dalın üstünde duruyor. Komşu var gücüyle bağırmaya başlamış, kadı efendi, hoca efendi, Nasreddin hoca ne yapıyorsun, bindiğin dalı kesiyorsun diye avazı çıktığı kadar bağırsa da, hoca eline yüzüne bulaştırdığı işi, bitirmek için, kesmeye devam etmiş. Dal artık hocanın ağırlığına dayanamayıp, kırıldığı gibi hoca tepe takla aşağı düşmüş. Komşular koşup başına üşüşmüş. Allah'tan toprak yumuşak olduğundan, bir kaç sıyrıkla atlatmış. Hoca ağacın dibine oturmuş. Su vermişler, nasılsın demişler, neden bindiğin dalı kestin demişler. Hoca bizim köyde budama bitince, böyle yapıldığı aklımda kalmış deyince, hocam daha üç beş ağaç budadınız, budama bitmedi ki demişler. Hoca gülerek benim için bitti demiş. Herkes kendi işini düzgün yapmalı, ağaçları yanlış budayarak, bastığım dalları kesmişim çok mu demiş. Üzülmeyin bir daha ağaca çıkmayım diye, bilerek bindiğim dalı kestim deyince, her kes gülmeye başlamış. Komşusuna demiş ki benim bahçeye de bak, bende insanların kavga etmemeleri için ter dökeyim. Ben bu bahçeyi şu koca çınar için aldım, meyveleri senin olsun. Çınarın dibini oturacak hale getir. Bizim çocuklar yakında gelir. Bize birkaç kilo yiyeceğimiz kadar sat. Çınarın altında oturup yiyelim demiş. Komşusu hocam sizin meyvenizi size mi satacağım öyle şey olur mu demiş. Hoca vallahi ben bugün daha iyi anladım. Ben çınar ağacını satın almışım, meyve ağaçlarını değil. Neden çınar diye sormuşlar. Meyve bahçesi en fazla on yıllık, çınar ise en az iki yüz yıllık devlet gibi, meyveyi satın alırsın amma, çınarın gölgesine paha biçilmez demiş. Korkunun yerini muhabbet almış. Birisi alem adamsın hocam, Dünya'da sizin gibi biri daha var mı, merak ettim demiş. Hoca yok demiş, ama senin gibi biride yok, kendini merak etmiyor musun deyince, herkes gülerek Nasreddin hocanın yanına oturmuş. Hoca her işin bir zorluğu elbette vardır ama sizin işinizde pek kolay değilmiş. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler. Birde sen davulcuya sor demiş. Biz meyveyi bağdan değil de manavdan toplayalım, bu zahmeti de unutmayalım, para almak hakkınız, dalında para etmiyor, manavda para ediyor demiş ve meyvelerin toplanıp Konya'da satılmasına yardım edeceğine söz vermiş.
Ben bir sılayı rahim yapacağım, çocuklarda Hortu'da onları da alıp döneceğim deyip, kadı haneye gelmiş. Subaşı hayrola hocam bu ne hal demiş, hoca bahçede güleştik demiş, kiminle hocam, ağaç dalıyla, kim galip geldi demiş subaşı, aldım ayağımın altına tam işini bitirecektim, kırılıp beni yere çaldı. O bağı kazandı bizde çınarı vermedik demiş. Subaşı, hocam anlattıklarınızdan hiç bir şey anlamadım demiş. Hoca, bende anlamadım, işimize bakalım. Gidip gelen oldu mu, evet bakkal Hüseyinle, manav Mehmet birbirinden şikâyetçi demiş, söyle gelsinler demiş, Hüseyin anlatmış, katip yazmış hoca dinlemiş, haklısın demiş, tahkikat yapacağım Mehmet'e söyleme demiş. Mehmet gelip anlatmış, haklısın demiş, tahkikat yapacağım Hüseyin'e söyleme demiş. Subaşı dayanamayıp hocam bunlardan biri haksız olması gerekmez mi demiş. Hoca, subaşı sende haklısın, kimseye söyleme, tahkikat yapacağım demiş. Subaşı, hocam ufak bir mesele tahkikat gerektirir mi demiş. Hoca, siz fırıncı olsaydınız, bir ekmek alanla on ekmek alana farklımı davranırdınız demiş. Hocam kavga edenler müşterimi, öyle düşün kavga etseler de iyi davran, ağız kavgası yapsınlar iyi gelir. El kavgası yapmasınlar biz buna engel olmak için varız demiş. Onlar olmasa sende aç kalırdın bende, bindiğin dalı kesme, işimizi iyi yapalım, her insanın işi bindiği daldır, bindiğimiz dalı kesmeyelim, sonuç ortada, kaybederiz, sen Subaşılığını layıkıyla yerine getirmezsen, bindiğin dalı kesmiş olmaz mısın demiş. Ben bilmediğim bağ işine soyundum, üstüne bastığım dalı kestim. Fıkralaştırdım ölümsüzleştirdim. Gülsünler ama kimse bastığı dalı kesmesin demiş. Manavla bakkal onlar komşu, yanlarına gidip komşuluk hakkını anlatacak, ortayı bulacak bindikleri dalı kestirmeyeceğim. Bizim işimiz sadece yargılamak değil, eğitmek, insanların dilinin, terbiyesini vermek, gönül kırmadan konuşmayı tartışmayı öğretmek. Ben aynı zamanda Cuma imamıyım. Bedenleri bize emanet olduğu gibi ruhları da emanet. Ağır bir o kadarda kutsal olan bu görev bize düşmüş. Bak Subaşı ilerde kadı olacaksın halkın içinde, halkla beraber yaşamazsan eğer, doğruyu eğri, eğriyi doğru gösterirler. Adalet yerine zulüm dağıtırsın, adalet bindiğimiz, tutunduğumuz daldır. Hata yaparsak eğer, hepimiz düşeriz, unutma demiş. Haftaya çatıdan düşme fıkrasıyla devam edelim. Hoşça kalın dostça kalın.




