
30 Ağustos denildiğinde aklımıza doğal olarak Dumlupınar gelir...
Büyük Taarruz gelir…
Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında kazanılan büyük zafer gelir…
Ancak tarihin büyük olayları yalnızca savaşın yaşandığı meydanlardan ibaret değildir. O meydanlara ulaşan yollar, cephe gerisinde verilen mücadeleler, taşınan bir sandık mühimmat, gizlice geçirilen bir silah ya da bir haber de o tarihin parçasıdır.
Yalova’nın Milli Mücadele yıllarındaki hikayesine baktığımızda bunu daha iyi anlıyoruz…
Yalova, 30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer kazanıldığında yaklaşık 13 aydır işgalden kurtulmuştu. Kentte 15 Eylül 1920’de başlayan Yunan işgali, 19 Temmuz 1921’de sona ermişti.
Fakat Yalova’nın Milli Mücadele’deki yeri yalnızca işgal edilmesi ve ardından kurtarılmasıyla sınırlı değil..
Coğrafi konumu nedeniyle Yalova, İstanbul ile Anadolu arasında önemli bir geçiş noktası. Milli Mücadele döneminde İstanbul’dan Anadolu’ya ulaştırılmaya çalışılan silah ve mühimmatın geçiş güzergahlarından biri de bu bölgeydi.
Bugün sahilinde yürüdüğümüz, günlük hayatın telaşı içinde geçtiğimiz bu coğrafyanın yaklaşık bir asır önce çok farklı bir hareketliliğe sahne olduğunu düşünmek bile insanın Yalova’ya başka bir gözle bakmasına neden oluyor…
Belki bir sandık mühimmat gece karanlığında bu kıyılardan geçti…
Belki Anadolu’ya ulaşması gereken silahlar burada el değiştirdi…
Belki bugün önünden farkında olmadan geçtiğimiz bir yol, bundan 100 yılı aşkın süre önce Milli Mücadele için çalışan insanların kullandığı güzergahlardan biriydi…
Bunların her biri bize aynı şeyi hatırlatıyor.
Tarih yalnızca büyük şehirlerde ya da büyük meydanlarda yazılmıyor…
Kimi zaman küçük bir sahil kentinin iskelesinde, kimi zaman bir köy yolunda, kimi zaman ismi çok fazla bilinmeyen insanların aldığı büyük risklerde yazılıyor.
Yalova’nın hikayesi de biraz böyle.
19 Temmuz 1921’de işgalden kurtulan Yalova, Büyük Taarruz başladığında Türk hakimiyetindeydi. Bir yıl sonra Anadolu’nun kaderini değiştiren Büyük Zafer geldi.
Bu nedenle 30 Ağustos’a Yalova’dan baktığımızda yalnızca uzak bir cephede kazanılan zaferi görmemek gerekiyor.
Çünkü Büyük Zafere giden yolun küçük de olsa bir bölümü bu topraklardan geçti…
Yalova’nın da o büyük mücadelenin içinde bir izi, bir emeği ve anlatılması gereken bir hikayesi vardı.
Bugün 30 Ağustos’u kutlarken belki de yapılması gerekenlerden biri, bu yerel hikayeleri daha fazla araştırmak ve gelecek nesillere aktarmaktır…
Çünkü yaşadığımız kentin geçmişini bilmek, üzerinde yürüdüğümüz toprağın hafızasını da bilmektir…
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.




