
Geçtiğimiz haftanın konusuna devam ediyorum. Yalova kaplıcalarının başbahçıvanı İstavri oğlu Pandelli Roketa ile gazeteci Cemalettin Bildik’in mülakatını sizlere aktarıyorum.
…
Çamları, diğer ağaçları ve yüzlerce çeşit çiçekleri ile Yalova kaplıcalarını bugünkü hale getiren baş bahçıvan Pandelli’ye soruyorum:
-Maiyetinde kaç kişi çalışıyor?
-45 kişi
-Hepsi de bahçıvan mı bunların?
-Hayır! Otuzu bahçıvan, on beşi bekçi ve saire… Fakat ilk işe başladığımız zaman bu kadarcık bir kadro kâfi gelmiyordu. Tanzim işi bir dereceye kadar yola girdiği için şimdi sadece fidan yetiştirmek ve çiçeklere bakmak işi var. Bu itibarla 45 kişilik kadro ile iktifa ediliyor.
Müthiş bir rakam!
-Gelelim, para mevzuuna… Senede beş altı bin lira masraf oluyor mu?
Pandelli güldü:
-Beş altı bin lira mı dediniz? Hele bir çıkın bakalım.
-10 bin.
-Biraz daha…
-15 bin
-Daha daha…
-30 bin…
-Gayret, yaklaşıyorsunuz.
-Yüz bin lira değil ya…
-O kadar değil, yarısı…
Pandelli’nin anlattığına göre Yalova kaplıcalarının ağaçlanması, çiçeklenmesi ve bunların bakımı için senede 50 bin lira sarf ediliyormuş.
-Çok! Dedim. Bu ne böyle?
Bana basit bir hesap çıkardı.
-45 kişi mi çalışıyor. Bunların maaşlarını üst üste 70 liradan nazarı itibara alın. 45 kişinin bir aylık maaşı 3150 lira eder. Bir senede bu, 37800 lira demektir. Hani amelenin yemeği, hani benim maaşım, hani fide mübayaası, hani saksı, ser masrafları… Göze gözükmez amma, senede 50 bin lira masrafımız vardır.
HAFIZA KUVVETİ
Pandelli okuryazar değildir. Babası İstavri bahçıvanmış. Küçük yaşta bahçede, çiçekler arasında babasının yanında çalışmaya başlamış, okumamış. Fakat müthiş bir hafıza kuvveti var. Tâ bilmem neredeki köşeye hangi sene ne ağacı veya çiçeği diktiğini unutmuyor. Yanında çalışanlara:
-Falan yere git! Köşeyi dön, on beş adım kadar ilerle, orada bir palmiye olacaktır. Ne halde olduğunu gör ve bana söyle.
Diyor. Bahçıvanlardan biri, tarif üzerine gidiyor, arıyor, bulamadan gelirse Pandelli beraber giderek o palmiyeyi kendine gösterebiliyor.
-Okumam yazmam yok amma, diyor, yüzlerce çiçeğin adını da, nereye ekildiklerini de yazı ile not etmeye lüzum görmeden hatırımda tutuyorum.
BU BORU BAŞKA BORU!
Bir gün bir muharririn yazdığı hikâyeyi okuyordum. Vakıa, zifiri karanlıkta ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı sırada cereyan ediyor. Fakat vaka kahramanı, aynı gece, bu korkunç havada cinayetini işledikten sonra elinde tabancası evin balkonuna çıkıp gökyüzündeki pırıl pırıl yıldızları seyre dalıyor.
Muharrirlerde buna benzer dalgınlıklar olur. Hatta bir adamı, ellerini arkasına kavuşturmuş vaziyette tasvir eden muharrir, odada bir aşağı, bir yukarı dolaştırdığı bu adama gazete de okutur.
Gene bir muharrir gece yarsısından sonra saati:
-Dan, dan, dan, dan!
Diye dört defa vurdurur da:
-Saat biri vuruyordu! Der.
Pandelli ile konuştuğum sırada, ameleyi sere toplama saati gelmişti. Bahçıvan borusunu aldı, kolunun altına sıkıştırdı ve bütün ameleyi boru sesi ile topladı.
Benim de bir dalgınlık yaptığımı, boruyu bahçıvanın ağzına vereceğim yerde kolunun altına verdiğimi sanmayın. Çünkü bu boru, başka borudur. Alman mamulatı imiş. Resimde de görüleceği gibi kol altında tutulan, pompaya basıldı mıydı üstündeki sabit boruya hava geliyor ve bu boru böyle öttürülüyor. Sesi de müthiş!...
ORKİDE ALTINDA
Amele bahçede, sulama işleri üzerinde ustalarından direktif almak üzere istirahat ede dursun. Pandelli önde, sere girdik. Aman Allah! Ne çiçekler, ne çiçekler…
Tavanda asılı bir çiçek nazarı dikkatimi çekti. Adı Orkide imiş: saksıdan toprağı ile alınmış ve toprak kısmı tel kafese konarak tavana asılmış! Yapraklar üstte. Çiçekleri, o tel kafesin delikleri arasından aşağı doğru sarkan köklerinde açıyor. Çiçekler, kanatları açık, başı ileri doğru uzanmış kuşlara ne kadar da benziyor!
Bana nadide çiçeklerin ve aralarında kına ağacı da bulunan ağaçların isimlerini saydı amma çokluğundan not edemedim.
Beni bir hayli meşgul eden serden çıktıktan ve Pandelli’ye veda ettikten sonra yolda düşünceye daldım: Bir senede 50 bin lira bahçe masrafı!
Kaplıcalarda işe 23 sene evvel başlandığına göre (50.000 x 23 = 1.150.000). Az para değil. Fakat ortada eseri de mevcut.
Cemalettin Bildik, Akşam, 20 Ağustos 195, sayfa 3.


