
Körlere bir file dokunmaları söylenir. Biri bacağını, diğeri gövdesini, öbürü kulağını, bir diğeri hortumunu, bir başkası dişini, başka birisi kuyruğunu tutar. Hepsi bir tarif yapar ama doğal olarak bütün tarifler birbirinden çok farklıdır. Hiçbirisi filin tamamı değildir ama aslında hiçbirisi yanlış da değildir. Parçalar birleşince bütün ortaya çıkar.
Dünyadaki ideolojiler, felsefeler, dinler de böyledir. Hepsinin haklı sebepleri ve argümanları vardır. Aslında birbirinin zıddı olanların argümanlarını, delillerini ve koşullarını iyice inceleyip dinlediğinizde birbirleriyle çelişmediklerini, tam tersine birbirlerini tamamladıklarını göreceksiniz. İnsanların korkuları ve kaygıları gibi şeyler bu yanların bazılarını görmesine engel olabilmektedir. Bu yüzden zaten körlerin fil tarifi olarak tanımlarız. Korkular ve kaygılar gibi şeyleri insan yendiği zaman gözleri açılır ve bütün fili bir seferde görebilir. Cahiller, yobazlar ve çıkarcılar kendi görüşlerinin dışındakilerin yanlış olduğunda ısrarcıdır çünkü diğer görüşleri göremezler veya görmek istemezler. Mesela Qin İmparatorluğu döneminde Legalistler Konfüçyüsçülere savaş ilan etmiştir. Çünkü Konfüçyüsçülere göre insanın doğası iyidir, Legalistlere göre ise kötüdür. Hâlbuki aslında Konfüçyüsçüler İnsanın iyi olma potansiyeli olduğunu ve kendini eğitmiş insanın iyi olduğunu söylemektedirler, bu süreçten geçmemiş insanların iyi olduğunu söylememektedirler. Legalistlerin bütün argümanları ve tesbitleri kendini eğitmemiş insan için geçerli iken Legalizm bilgelerin ehemmiyetini de reddetmemektedir; burada hiçbirşey Konfüçyüsçülüğü çürütmemektedir. Nitekim Legalizm Qin hanedanını önce parçalanmış Çin’in en güçlü devleti, sonra da tek hâkimi yapmasına karşın baskıcılığı Çin’in birleşmesinden kısa süre sonra Liu Bang’ın isyanı sonucu devrilmesine yol açmıştır.
Toleransı Tarihte en çok savunanlar Hintliler, bilhassa da Jainler olsa da Tolerans; Hitit, Moğol ve Roma toplumlarında da mevcut olmuştur. Bilhassa Hititler başka ülkelerin tanrılarını kendi panteonlarına bile kabul etmiştir. Hintliler birçok tanrılarının olmasını şöyle açıklıyor: ‘İnsanların mizacı birbirlerinden farklıdır; kimisi sakin, kimisi haşin, kimisi celalli, vs, vs… Herkes kendine uygun mizaçta tanrıya ibadet edebiliyor; kimse dışarıda kalmıyor’ Tabi burada tarih boyunca otoritelerin birçok zaman oldukça olumsuz etkileri olmuştur; en çokta dini hareketlerin kendi otoritelerini sarsmasından korkmuştur; bazen de tebaasının başka bir devletin etkisine girmesinden korkmuştur. Osmanlının Alevi düşmanlığını örnek verirsek bir yandan Bâtıniliğin ruhbanına geniş yetkiler veriyor oluşu ve müritlerin üzerinde ciddi bir hükümranlık verişi, öbür yandan da Şah İsmail etkisi de Osmanlının günümüze gelebilen Alevi düşmanlığını açıklayacaktır. Benzeri bir şekilde Sabetay Sevi’nin ‘Osmanlı tahtına oturacağım ve padişah hizmetçim olacak’ tarzı görüşleri de çok kışkırtıcı olmuştur. Ayrıca ruhban sınıfı da gücünü kaybetmek istemez; Katolikliğin yobazlığı veya Hindistan’daki Hindu aleyhtarlığı da böyle açıklanabilir. Sahte mürşidler konusu da her ne kadar çok ayrı bir konu olsa da bu kimselerin felsefelere kendi işine gelecek şekilde ayar çekmeleri sadece toleransa değil ayrıca bağlı olduğunu iddia ettiği felsefeye de zarar vermektedir ve böylelerinin binlerce yıllık felsefelerin tarihinde ve seyrinde ciddi bir iz bıraktığını gözlemleyebiliriz.
Hepimiz insanız. Hepimiz yanılabiliriz. İnsan aklı o kadar da güçlü değildir. Bir gökdelenin ihtişamını zemin katta lobide otururken ne kadar fark edebiliriz? Birbirimizin fikirlerini dinlemeli ve en azından saygı duymalıyız; çok gerekirse çürütmek için çaba sarfetmeliyiz ama birbirimize yaşam hakkı tanımayarak değil.


