Reklam
BIST 100
13.779,39 -0,14%
DOLAR
47,6966 0,12%
EURO
55,1896 0,45%
GRAM ALTIN
6.660,55 2,59%
FAİZ
41,30 -0,55%
GÜMÜŞ GRAM
97,57 3,57%
BITCOIN
64.844,00 0,70%
GBP/TRY
64,4492 0,41%
EUR/USD
1,1567 0,36%
BRENT
82,63 0,17%
ÇEYREK ALTIN
10.889,99 2,59%

NASREDDİN HOCA GÖLE MAYA ÇALMAK

mustafa-karamercimek-haberci-kose-yazisi

Sevgili dostum.

Nasreddin Hocamızın en meşhur, en çok bilinen fıkralarından biri de göle maya çalmasıdır. Nasreddin Hocamız, mizah-ı lugat fıkralar sıralamasında, fıkraların dli alanında, dünyada tektir. Bunun dışında kalan, güldürü ustaları ya da bugünün deyimiyle, komedyenlerin, Hacivatla Karagöz’ün alanı, sadece insanları güldürmek eğlendirmek için tasarlanır ve sahneye konulur. Noel babanın medeniyetimizle hiç ilgisi yoktur, iyi bir insan olarak yaşamış da olabilir, Noel babayı bugün alışveriş çılgınlığı adına, reklam için, kapitalizm kullanmaktadır. İlk kullananlardan biri de kola markasıdır. Nasreddin hocamız ise tasarlamadan, hayatın akışında ders alınması gereken olayları, akılda kalması adına yaşatır, mizahlaştırır. İnsanların önce beyninin gülme bölümünü açar, oradan içeriye sızar, düşünme koridorundan geçerek, irade motorunu çalıştırır ve ders alma kütüphanesine, her fıkrası bir kitap olacak kadar, hayal yüklü, mecaz yüklü, felsefe yüklü bir fıkra kitabı daha ilave eder. İnsan bu kitabı lazım olduğu zaman, Nasreddin hocayı taklit ederek açar okur. Mesele okumakla bitmez, gülerse vardır, düşünürse insandır, ders alırsa akıllı insandır. Nasreddin Hoca, hayatını daha çok çocuklara adamıştır. Göle maya çalma hikayesi, fıkralaşarak çocuklarda hayat bulan, çocuklara ait çocuk bayramıdır. Çünkü en büyük hayali, çocuklar kurmalıdır. Zira bütün yük çocuklara kalacaktır. Bu duygu ve düşünce içinde, çocukları incelemiş, onların hayatına girmiş, onlarla oyun oynamış, her birinin karakterine göre eğitim vermiştir. Kendini sevdiremeyen hoca yarımdır dinden, merhameti olmayan doktor yarımdır candan eder sözü, Nasreddin Hoca’ya aittir. Başka fıkralarda bu sözün neden söylendiğiyle karşılaşacaksınız. Hoca insanlığın mizahıdır. İnsanlık anlaşılmadan, hoca anlatılamaz.

Bir bebek yeni doğduğu zaman gülerse, beyninin geliştiğini, oynamaya başlarsa aklının çalıştığını, dört yaşına bastığında ise, anlamaya başladığını, ders alabildiğini ve beyninin eğitime açık olduğu kabul görür. Çocuklardaki bu tekamülü fark eden Nasreddin Hoca, bu hayatı bir ömür çocuklarla yaşar, eğitir ve insanlığa sunar. İnsanlık onun için bir göl, bir deniz, bir derya, işlenmemiş bir topraktır. Filozofların işi bu deryaya insanlık mayasını çalmak, toprağa tohum atmaktır. İnsan gibi yaşayıp, ölmemek adına insanlığı yaşatmaktır. Bıraktıkları miras da kendileri gibi ölümsüzdür, gülüp geçemeyiz. Mizah

üstatları, adeta hazırlanan cevap makinaları gibidir. Bu yüzden olsa gerek, halkın her haline dokunabilmiş, güldürmüş, düşündürmüş, ders verebilmişlerdir. Göle maya çalma fıkrasının elbette bir hikayesi, bir de mazisi vardır. Bu yüzden hikaye bir yerden başlamalıdır. Gölle alakalı olduğuna göre, göl kenarına gidelim ve Nasreddin Hocamızı, can kulağıyla dinleyelim.

Şivrihisar'da kadılık görevimi ifa ederken, Selçuklu'yu zirveye taşıyan, İslam’ın en parlak dönemlerini yaşatan, beni Sivrihisar kadısı yapan, 1. Alaaddin Keykubat'ın, Kayseri'de, Sadeddin köpek tarafından, zehirlenip, şehit edilmesinden sonra, devletini Sadeddin köpeğe kaptırmayan, Kadı İzzeddin tarafından Selçuklu'nun baş şehri Konya'ya davet edildim. İki yıl kadar yanında kadı yardımcılığı yaptım. Seyyid Hacı İbrahim efendiden çok faydalandım. Moğolların baskısıyla Anadoluya göç eden Türkmenlerin, devletle sorun yaşaması sonucu, kadı İzzeddin'in tercihi ve Sultan 2.Gıyaseddin Keyhüsrev'in atamasıyla Akşehir kadılığına tayin edildim. Ara sıra Sivrihisar Hortu köyüme akraba ve komşularımı ziyarete gelsem de, geri kalan ömrümü Akşehir'de tamamladım. Akşehir Bizans’a sınır olması nedeniyle, çok haraketli günler yaşıyor, olaylar bir biri ardına geliyordu. İnsanların bu haline, çözüm üretmek adına, fıkralı bir hayatı seçerek, asabiyeti frenlemek, haklı olanı adil bir şekilde tespit etmek için, halkla halktan biri olarak yaşadım ve Akşehir'de çalmadığım kapı, girmediğim gönül, oynamadığım çocuk, sevmediğim insan bırakmadım. Böylece gülümseyen benimle özdeşleşen bir Akşehir imar ettim.

Göle maya çaldım tuttu. Hikayesi şöyle gerçekleşti. Bana bağlı on kişilik birlikle, Konya'dan Akşehir'e seyahat ederken, Akşehir gölüne geldik. Mola verdik, namaz kıldık sofra kurduk. Tam o sırada atıyla piri fani biri yanımıza geldi, selam verdi, soframıza davet ettik. İçimiz ısındı kendimizden bildik. Kimsin nerelisin, hiç demedik. Fakat kim olduğumuzu söyledik. O da Akşehir medresesinde, hizmetkarım, kadılığa yerleşene kadar medresede kalırsınız dedi. Birileri bir şey demez mi dedim, yok daha çok memnun olurlar dedi, bizde kabul ettik. Yemekler yendi, tabaklar yıkanmak için toplandı, ben yoğurt tabağımı vermedim, kalktım göle doğru yürüdüm, her kese yoğurt tabaklarını alıp yanıma gelmelerini söyledim. Hepimiz birden göle maya çalalım dedim, kimse tereddüt etmeden gülerek göle maya çalmaya başladık. Misafir bize hayretle bakıyor, işin sonunu merak ediyor gibiydi. Ona seslenerek al tabağını bize yardım et, faydan olsun dedik. O da tabağını aldı yanımıza geldi, zorla gülerek ne yapıyoruz kadı efendi çubuklarla gölü karıştırarak dedi. Göle maya çalıyoruz mübarek görmüyor musun dedim. Bizimkiler gülmekten kırıldı, hatta biri gülmekten göle düştü, adam görüyorum görmesine de koca göl hiç maya tutar mı dedi. Bizimkiler gülmeyi biraz daha artırdı, adam bize kızdı benimle dalgamı geçiyorsunuz, hiç bu koca göl maya tutar mı dedi. Ben hiç tereddüt etmeden, ya tutarsa, bir düşün dedim. Bu sefer hepimiz dakikalarca güldük. Kendimizi toparladık, gülümseyen bir söz ile, bazen nasihat sözle olmuyor, akıllara kazımak, unutturmamak, unutulmamak gerekiyor. Ben Nasuriddin Hocayım, ilk gittiğim yerde, göl varsa göle maya çalar, yoksa toprağa fidan dikerim dedim. Sizin bir daha unutmayacağınız, hatta anlatıp gülümseteceğiniz gibi, dedim ve yüzüne baktım. Gözlerinde gölden bile büyük bir derinlik gördüm. Adam gülümsedi, kadı efendi ne demek istediğinizi çok iyi anladım. Biz mayamızı çalalım da tutmazsa göl utansın diyorsunuz dedi. Bende, gördün mü göl maya tutmaya başladı diye cevap verdim. Kahkahalar yerini tebessüme, tebessümler yerini, düşünceye devretti. Nur yüzlü piri fani adam atına bindi, her göle maya çalalım, her toprağa tohum atalım, hayallerimiz büyük olsun, ona göre hazırlanalım, Akşehir'de görüşmek üzere dedi ve atını mahmuzlayıp oradan uzaklaştı. Nasreddin Hoca adamın arkasından uzun uzun baktı.  Kendinin duyacağı kadar, bizi Akşehir'de bu gölden daha büyük bir göl bekliyor diye mırıldandı. Bir anda derin bir sessizliğe büründü, yapılacaklar yapılmış, tefekkür vakti gelmişti. Hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor, hocanın, yani kadı Nasreddin'in emirlerini bekliyorlardı. Çünkü onlar bu terbiyeyi almış, yiğit imanlı erlerdi. Nerede nasıl davranacaklarını, medeniyetin bir parçası olarak biliyor ve yaşıyorlardı.

Hoca daha çok kendi işini kendi yapmayı seven biriydi. Emir almayı sevmediği gibi, emir vermeyi de sevmezdi. Yürüdü arabanın arkasına bağlı olan eşeğini çözdü. Göl kenarında otlattı tekrar bağladı. Haydi yola çıkalım, eşeği yormayalım. Haftaya Akşehirlilerle tanışma, göle maya çalma bayramı, hoşça kalın dostça kalın.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?