BIST 100
14.012,42 0,57%
DOLAR
48,4403 0,18%
EURO
56,3024 -0,12%
GRAM ALTIN
6.908,46 -0,60%
BITCOIN
79.534,00 -2,38%
FAİZ
39,57 0,05%
GÜMÜŞ GRAM
103,06 -1,00%
GBP/TRY
65,4933 -0,11%
EUR/USD
1,1623 -0,03%
BRENT PETROL
94,18 -0,50%
ÇEYREK ALTIN
11.295,34 -0,60%

NASREDDİN HOCA ÇATIDAN DÜŞME

mustafa-karamercimek-haberci-kose-yazisi

Sevgili dostum.

Ya çatıdan düşme ya da çatıdan düşen bir dostun olsun, çatıya çıkmadan önce git onu dinle. Ne kadar dikkatli yürüsen de çatıdan düşmek varsa eğer kader de, ne yaparsan yap nafile. Tevekkül bittiyse tefekkür başlasın, isterse cümle alem seni taşlasın. Çatıdan düştükten sonra ne tabip derdine çare bulur ne de çatıdan düşen çare olur. Çatıdan düşen bulunursa en azından seninle oturur. Yüreğindeki acıyı, biraz olsun unutturur. Masallarımızda bir ibret, hikayelerimizde tek başına bir yiğit çıkar kurar devlet, fıkralarımızda çok büyük bir rahmet yatar. Dinleyen mutlu olur, düşünen tebessüm eder, ibrette alır, hayat kuran ise dünya, ahiret, hak katında itibar görür. Çatı vardır iki katlı bahçeli, altı yumuşak toprak, düşsen de belki bir şey olmaz, nasıl olsa mayan toprak. Sen yine de düşme ne olur ne olmaz. Çatı vardır tek katlı, olabilir avlusu taş döşeli, düşsen bile yavaş yavaş ne kol kalır ne de baş. Çatıdan düşmeyi, çatıdan düşme bilsen de, yine de sen çatıdan düşme. Ne işin vardı çatıda diyenler olur, neden dikkat etmedin diyenler bulunur, akıl verenlerin bol olur, çatıdan düşen ise sessiz sessiz oturur. Seni çatıya çıkaranlar, gülmekten kaybolur. Acıyı sen çekersin, bir daha dikkat edersin. Artık akıl almaz akıl verirsin, baya tecrübelenirsin. Sayende birçok insan sana sorarsa kurtulur, çatıdan düştün ya aklında Nasreddin Hoca’nın fıkrası bulunur. Sen susarsın ama fıkraların dili konuşturur.

Hoca seslenmiş subaşına, atımı hazırlayın, sılayı rahim yapacağım. Çocukları da alıp geleceğim. Babamın vefatından beri, anama yardım ederler. Gelirse anam onu da alıp geleceğim. Hocam yalnız mı gideceksin? Evet yol boyu talebelerim var, onları ziyaret ederek giderim. Sen, ben gelene kadar kadılık makamına otur, acil işleri usulünce hallet. Karışık bir iş zuhur ederse, kırk gün ertele. Eşeğimi ahırda unutma, aç bırakma, onun yanına giderken, yeşil kaftanımı giy, küçük sarığımı başına tak, önce kaşağla sonra yem ver, hiç konuşma gittiğimi fark etmesin, sırayı unutma. Hocam ne gerek var bunlara, eşek ne anlayacak. Anlarsa önce seni yanına almayacak, sonra da ben gelene kadar aç kalacak. Ölmezse eğer, bir yıl benimle konuşmayacak. Hiç gördün mü benden başka eşeğime bakanı, kimseyi yanına yanaştırmaz, kimseyi benimle konuşturmaz, sen beni dinle, bir yere gideceğin zaman, karakaçana değil, boz eşeğe bin, o daha uslu. Hocam öyle anlattın ki karakaçandan korkmaya başladım. Ben söyleyeceğimi söyledim, dene de gör. Ben çok denedim, ne gibi hocam, anlatıyım. Sivrihisar’da görevdeyken, Hortu'ya yani bizim köye gittim. Dönerken, anam oğlum şu turşuları pazara götür, sat dedi. Ana ben kadıyım, ben hocayım deme hakkımız yok, tamam ana kaç küp, fazla değil altı küp, heybeye sığar dedi. Kaça satacaksam parasını veriyim, ben bunun için köye gelmeyeyim dedim. Anam peşin parayı aldı, bana da altı küp turşu kaldı. Sivrihisar pazarına indim, küpleri yere indirdim, küplerin içinde ne olduğu belli olsun diye, soranlara biraz yüksek sesle turşu diye bağırdım. Fakat kimse anlamadı, neden mi? Neden hocam! Neden olacak tam ağzımı açacağım eşeğin anırtısı, pazarı sallıyor. Ben tekrar turşu diyecektim yine, bir eşek sesi. Millet başımıza üşüştü, cümle alem bize gülüştü. Taktım kafasına yem torbasını, turşuyu sen mi satacaksın ben mi dedim. Şükür sesimi duyanlar turşuları satın aldılar. Hocam bu huysuz eşeği sat dediler, tamam dedim var mı alıcı, biri geldi sırtını elledi, tekmeyi yedi. Diğeri kaç yaşında diye uzattı elini, kolunu dişledi. Turşu bitti sandılar eşeği de satacağım. Biri oradan hocam kim alır bu huysuz eşeği, satamazsın ki. Ben eşeği satmaya getirmedim, biri müşteri oldu satarım dedim. Yiğittir, merttir, delidir yeri gelir benden de velidir, satmam, satamam. Ne çektiğimi bilin görün yeter bana, benden başkası çekemez onun yükünü. Yahu bizim muhabbetimiz de sırf eşek muhabbeti oldu. Ben yola çıkayım, yolun açık olsun hocam, gözün arkada kalmasın. Allah'a emanet ol dedi ve ayrıldık.

Ben üç, beş gün eş dost ziyaret ede ede, köye geldim. Yağmur yağıyordu, köylü görmeden eve girdim. Çocuklar özlemiş, anam özlemiş ben zaten özlemişim. Babam Abdullah Hoca rahmeti rahmana kavuşmuştu. Köyde ders vermediği kimse olmamıştır. Babam hoş muhabbet ehli, mukallit bir adamdı. Kendi işini, kendi görür kimseye söylemezdi. Ama herkes ona gelir sıkıntısını anlatır, babam da kimseyi kırmaz, bir çare bulurdu. Anam yemek yapmaya mutfağa gitti, bende arkasından gittim, anama sarıldım. Çocukları almaya geldin değil mi dedi. Evet ama sende içindesin dedim. Ben bu köyden ayrılamam oğul, bütün akrabalarımız burada, baban burada, kardeşin burada, merak etme siz gidince buraya taşınacaklar dedi. Tamam dedim kafamı kaldırdım, tavan su içinde, ana bu ne? Çatı akıyor, ne zamandan beri, iki senedir vardı ama bu sene çoğaldı. Kimseye söylemedin mi, kimse görmedi mi? Yarın yağmur durursa ben çıkar bakarım. Yol yorgunusun oğlum acele etme, yaparsın, yaptırırsın şimdi yatın demiş. Hoca yorgunluktan kuşluk vaktinde ancak kalkmış. Abdest almış sabah namazını kılmış. Bir güzel sabah kahvaltısını yapmış. Çocukluğunda yaptığı gibi, sofrayı hazırlayan anasının ellerinden öpmüş. Çocuklarda gidip annelerinin, sonra babaannelerinin elinden öpmüşler. Nasreddin Hoca, babasının ve annesinin kaç yaşına gelse, medresede hoca, camide imam, kadı olduğu dönemlerde bile ellerinden öpmeden, dua almadan evden çıkmazmış. Nasreddin Hoca eski bir elbise giyip, çatıya çıkmış. Bakmış toprak bacanın bazı yerlerinde su birikintisi var. Hocayı bacada gören gelmiş. Hoş geldin bacaya neden çıktın kadı efendi demişler. Sizi daha iyi görmek için demiş. Gülüşmüşler, dam akıyor demiş, iki kağnı çorak toprak lazım, kim getirir demiş. Biz getiririz diyen çok olmuş, hoca kil oranı yüksek olsun demiş tamam demişler. Hocam sen in bizim çocuklar bacayı tamir ederler. Hoca bacadan inmek için merdivenin, basamağına basmış basmamış, ayakkabısına çatıdan kil yapışan hocanın ayağı kayar kaymaz, kendini bir anda yere yapışır halde bulmuş. Herkes koşmuş, biri çabuk sınıkçı Ahmet'i sesleyin demiş. Sınıkçı (kırık ve çıkıkçı) gelmiş hocam neren ağrıyor demiş. Hoca, Ahmet sen hiç damdan düştün mü demiş, yok düşmedim deyince, hoca sen benim halimden anlamazsın, ya damdan düşen birini getirin, ya da anama götürün. Beni onlar anlar, anlar onlar iyi eder demiş.

Allah'tan bir şey olmamış, hocam iyisiniz Cuma namazına gelip bize biraz sohbet edin, ne dersiniz demişler, tamam gelirim iyiyim demiş ve camiye gitmiş, kürsüye çıkmış. Başlamış vaaz vermeye, sohbet etmeye. Aziz cemaat değerli hemşerilerim. Öncelikle sınıkçı Ahmet efendi, hakkını helal etsin. Köylüde çok emeği var, benim zoruma giden, köylünün babası Abdullah efendinin, köylünün anası, Sıdıka annemizin çatısının akmasıdır. Bunları anlatayım diye, Allah (cc) beni çatıdan düşürdü. Akşehir'e gitmek benim fikrim değil, devletimin verdiği görev. Akşehir'de işler çok zor, Moğol baskısından dolayı, dışardan göç alıyor, her gün başka başka yüzlerle karşılaşıyoruz. İki sene sonra bir ay zor izin aldım. Çatıdan düşen buldunuz mu bakın siz hâlâ arıyorsunuz. Ama ben buldum, anam oğlum dedi, bende bir şeyim yok anam dedim. Anam tam dört kez damdan düştü. Damdan düştü demek, damdan düşmek demek değil. Unutulmayan acı tecrübeler edinmek, bu tecrübeleriyle, acı çekenin acısını yüreğinde hissetmek. Çatıdan düştüm bazı yerlerim ağrıyor ama anamın yüreği, inanın benim sırtımdan daha çok acıyor. Ben nasıl sırtım acıyor diyebilirim. Onun merhameti beni tedavi ediyor. Benden önce bir oğul kaybetti, sonra benim hanımım vefat etti, bu ikinci eşim bunu biliyorsunuz. İki çocuğuma annelik etti, kocasını kaybetti, ben Akşehir'e gittim, anam tam dört kez damdan düştü. Beni en iyi o bilir. Sıra geldi size üzerinde Abdullah efendinin hakkı olmayan var mı, karnında Sıdıka annenin aşı ekmeği olmayan var mı? Ben size emanet etmedim mi, diyeceksiniz ki haberimiz yok. Kim haber verecek, hep veren ister mi, istediklerini hiç gördünüz mü, içinizde demek ki hiç çatıdan düşen yokmuş. Akşehir'e götürüyüm dedim, beni değil de sizi tercih etti. Çoğunuz akrabam, hepiniz din kardeşimsiniz, bu köyde hiçbir evin çatısı akmayıncaya kadar, acılar ve mutluluklar paylaşılıncaya kadar, bir ay buradayım. Hocam hep güldürürdünüz bugün ağlattınız, gülerdik ağlanacak halimize, ağladık tövbe ettik, hazırlandık güleceğimiz günlere. Allah (cc) alimi cahillerle, zengini fakirlikle, yüksek bir mertebede olanı zelil duruma düşmekle imtihan etmesin. Haklı iseler, şikayet etmez, beddua etmezler, Allah'a dönerler verenin de alanında O olduğunu bilirler. Onların düştüğü çatı, çok yüksektir, böyle düşen pek bulunmaz, çileleri çok ağırdır. Kimse kaldıramaz, yalnız yaşarlar ama yalnız kalmazlar.

Haftaya inşallah hiçlik makamı. Hoşça kalın, dostça kalın.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?