Reklam
BIST 100
14.514,82 0,82%
DOLAR
48,0525 0,17%
EURO
56,1439 0,02%
GRAM ALTIN
7.149,30 2,72%
FAİZ
40,85 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
108,01 2,94%
BITCOIN
77.596,00 6,79%
GBP/TRY
65,5980 0,13%
EUR/USD
1,1678 0,00%
BRENT
94,29 0,54%
ÇEYREK ALTIN
11.688,87 2,72%

NASREDDİN HOCA’YI KARANLIKTA ARAMAK.

mustafa-karamercimek-haberci-kose-yazisi

Sevgili dostum.

Evet yanlış yazmadım, Nasreddin Hoca ve binlerce yıllık tarihimizi, karanlığa hapsedip, feneri başka yöne tutup, bize yol gösterenler, ne kendileri doğru yolu bulmuşlar ne de bize müsaade etmişler. Onların yolu zaten doğru değilmiş. Bizim ise sadece yolumuzu uzatmışlar. Karanlıkta kalan kaybettiğimiz yer, güneşin yeniden doğmasıyla aydınlanmaya, bu milleti yeni bir sabaha uyandırmaya, binlerce yıllık İslam medeniyetini, yeniden yazmaya ve yaşamaya sevk etti. Artık nerede kaybettiysek ya da kaybettirildiysek, karanlığa fener oluyor, orada arıyoruz. Çünkü Nasreddin Hoca'mız bu konuda bize ışık tutmuş, insanın vurdum duymazlığına, bana neciliğine, ders niteliğinde akılda kalsın diye, fıkra üretmiş. Anahtarı karanlıkta kaybedip, aydınlık olan başka yerde aramış. İnsanlarda bir müddet hocayla beraber aramış. Birinin aklına gelmiş, hocam anahtarı nerede kaybettiniz demiş, hoca eliyle işaret ederek evinin önünü göstermiş. Hocam Allah aşkına orada kaybettiğiniz anahtar burada bulunur mu hiç denildiğinde ama orası çok karanlık diyerek, insanları hem şaşırtmış hem de çok güldürmüş. Sonra da bana yardım edin, karanlığı aydınlatalım anahtarı bulalım demiş. Hocam, neden böyle bir iş yaptın sorusuna ise, akılda kalsın diye demiş. Yaptığım iş bin kitaptan daha tesirlidir. Siz şimdi bu yaptığımı unutturmayacaksınız ben de derse devam edeceğim demiş ve devam etmiş. Kaybettiğimiz hiçbir mesele, karanlıkta kalmasın, karanlığa ışık tutalım, karanlıktan başlayalım. Ben kadıyım bana yardım eder, karanlığa ışık tutarsanız, bende anahtarı bulur davayı çözerim demiş. Bize hayat sunmuş. Bir de bilgi kitapta kalmasın, kitaplar kaybolursa, yakılır yıkılırsa, gelecekte dijitalleşirse, benim fıkralarım asla kaybolmaz demiş. Her yıl hatırlanmalı, yeniden yazılıp hayat bulmalı, dilden dile, gönülden gönüle geçmeli diye, bize fıkralarını emanet etmiş. Bu millet bu emaneti bin yıla yakın bize ulaştırıp emanet etti. Bizde bu emaneti, gülerek, düşünerek, ders alıp ders vererek önümüzdeki bin yıla, taşıma gayreti ile yola çıktık. Bize inanan maya çalan hocamız, bu yüzden her konuya bir fıkra üretmiş ve onu mizahlaştırmış. Nasreddin Hoca bu kararını 50 yaşlarında, Moğol istilasında o günkü adı Dımaşk olan 1260 yılında Şam'da yaşanan, medreselerin, kütüphanelerin, alimlerin, külliyelerin küle dönmesiyle almış.

2015 yılında Diyarbakır Sur'da hendek olaylarının olduğu zamanda, öğretmen olan kızımın yanına gittim. Cuma günü güvenlik güçleri ulu camiyi açtılar, caminin karşısında tarihi çarşının altında bulunan kitapçının dükkanına su girmişti. Kitapçıya indik, tanıştık yardım ettik. Her yer kapalı idi, ulu camide sadece cuma namazı için açılmıştı, çay ocağı ise emniyet görevlileri için açık tutulduğunu söylediler. Kimse yoktu, polisler, kitapçı, birde yaşlı bir ihtiyar. Çaycı ona melle diye sesleniyordu. İmammış baya sohbet ettik. Suriye’de yaşamış, Şam'da, ilim yapmış, Hama'da evlenmiş, merakla dinlemeye başladım.

Burada bulunan Kürt Türk kim varsa, bir birinizin kıymetini en çokta vatanınızın, şu güzel hürriyetinizin kıymetini bilin dedi. İnsan kaybedince, daha çok anlıyor, daha çok ağlıyor dedi ve gözlerinden gelen yaşı elinin tersiyle sildi. Duygulandım, ezan okundu namaza girdik. Çıkınca konuşabilir miyiz dedim, başını salladı. Camiden sonra Ulu caminin karşısında tarihi çarşıda çay ocağına tekrar oturduk. Kitapçının yardımına geldiğimiz için, oturmamıza kimse bir şey demedi. Kitapçıda beni bekle diye, seslendi. Gelene kadar melleyi dinlemek istiyordum.

Bana hayatınızdan biraz bahseder misiniz merak ettim dedim. Yüzüme bakarak bana şöyle dedi. Derdinize dert katmayım dedi. Yok dedim, olsa olsa ders olur, eğer siz üzülecek bir hayat yaşadıysanız anlatmayın dedim. Adın ne dedi Mustafa dedim. Gördün mü Muhammed Mustafa olduk seninle tanışmak güzel dedi ve çok karanlık bir hayatımız vardı dedi. Rabbim o karanlık hayatınızı aydınlatsın, içinizi ferahlatsın. Dedim ve sustum. Şöyle devam etti. Öyle çileler öyle sıkıntılar çektik ki, geceleri karanlık bir odada, kendini bile idare edemeyen, idare denilen, mum ışığından farksız, ışık veren idare lambasının adeta ışığına sığınarak, emanet ettik kendimizi. Oturup ağlamak yerine, beyaz defterin bizim orada icat edilmediği dönemde sarı yapraklı deftere hem yazdık hem okuduk hem okuttuk. Bunların hepsini kimse görmeden, gizli yaptık. İlime sanata yazıya kaleme sarıldık.  Şükrettik sabrettik gayret ettik. Kendimizi kaybetmedik kaybettiklerimizi bulduk. Bu yol kaybettiklerini bulma yoludur. Karanlıkta kalanları aydınlatma yoludur. Birileri bu yolun yolcusu olmazsa, insanlık ölür. İnsanlığı karanlığa gömenler her zaman olacaktır. Nasıl ki toprağın altında kalan, tarih kokan taş parçalarını, özene bezene çıkarıp konuşturanlar var ise, tarihin karanlığına gömülen, önce medeniyetimizi sonra medeniyetleri, insanlık devam etsin diye, ortaya çıkaran birileri de olacaktır. Biz bu yolda yürümeye karar verdiğimiz gün, işimizin arkeologlardan daha zor olduğunu fark ettik. Onlar yalnız değildi ama biz yalnızdık. Onlar tarihe ışık tutan taşları, yaşadıkları hayatı anlatan insan kemikleri arıyorlardı. Bu arayış hiçbir kimseyi rahatsız etmiyordu, bizi de rahatsız etmiyordu. Fakat biz taşların dilini çözmeye, kemiklerin ruhunu konuşturmaya onların medeniyetini araştırmaya, onlara yapılan haksızlıklara ışık tutunca, ortalık karıştı. Sanmayın yalnız yabancılardı, bizim mahalle, bizim camii hatta bizim ev bile karıştı. Birden sustuk, konuşan dillerimiz lal, duyan kulaklarımız sağır, gören gözlerimiz kör oldu. Tek çare vardı karanlıkta kaybettiklerimizi, karanlıkta iğne arar gibi aramak. Merak edenler olur diye, ince eleyip sık dokuyarak yazmak. Yani deryalara maya çalmak. Hayal mi evet hayal ama kaleme yaz kızım demek kadar da büyük bir lezzet bir ömür yaşamadım. Ben ve benim gibiler samimiyetten başka yürek taşımadan Rabbimize teslim olduk. Bu günlere böyle geldik. Ben de aynı yolun yolcusu oldum. Günahlarıma tövbe sevaplarıma sevap katmak için gece gündüz çalışıyorum dedi. Ailen dedim, yok dedi hepsi şehit oldu. Ben kendimi ilme irfana vererek soğutmaya çalışıyorum dedi.

Böyle insanlarla tanışmak, böyle insanlarla hayat sürmek, belki de beni de yalnızlaştıracaktı. Bir zamanlar tereddüt yaşasam da, kimsenin yazmadığı şeyler yazmak, var olandan değil, yeni şeyler üretmek lazım dedim ve Nasreddin Hoca'mın fıkrası aklıma geldi.  Nasreddin Hocayı duydunuz mu dedim. Şu eşeğe ters binen, göle maya çalan filozof kişiyi mi dedi evet dedim. Eşeğe ters binmeseydi, göle maya çalmasaydı inan ki sizde bilemezdiniz dedim. Nasreddin Hoca alim, filozof, Akşehir de bulunan taş medresede müfessir, cuma imamı ve Akşehir kadısı dedim. Ne zaman dedi 1200 ve 1300 yılları arasında Suriye'de Müslüman Filistin’i özgürlüğüne kavuşturan Selahaddin Eyyubi’nin kurduğu, Eyyubi devletinin olduğu dönemde Selçuklu devletinin, önemli merkezi Akşehir de yaşamış, fıkralarıyla meşhur, hazır cevap mizah ustası dedim. Onun her fıkrası uzun ince bir yoldur ya güler geçersin ya yolu seçersin ya da kendinden geçersin dedim. Bir tanesini anlatmama müsaade eder misin dedim. Karanlıkta kaybedip aydınlıkta aradığı fıkrasını anlattım. Hem güldü hem de Nasuriddin Hace'yi çok iyi tanıyorum, sohbetlerimizde onun fıkralarını kullanırım dedi. En çok sevdiğim fıkralardan biri olan bindiği dalı kesme fıkrasını anlattı. Önce güldük, arkasından biz bu dalı yüz yıl önce kestik, bu günkü sıkıntılarımızın kaynağı hâlâ karanlık olan, o karanlık günlerdir dedi. Dilerim senin anlattığın karanlıkta kaybedip aydınlıkta aramak, bize yol gösterir. Seni sevdim içim rahatladı dedi kalktı, misafirim ol dedi. Kızımla buluşacağım dedim, sarılıp ayrıldık. Biz sohbet ederken, yakınlarımızda ya da biz öyle hissediyorduk, bombalar patlamaya devam ediyordu. Kitapçıyla surun dışında yemek yedik ayrıldık. Melle Suriye'de tek kalmış, Allah 'tan kızı Diyarbakır'da evliymiş. Haftaya bindiğin dalı kesme fıkrasını yazalım. Hoşça kalın dostça kalın...

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?