yalovahabercihabergazetegündemgüncelson dakikaenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhpak parti
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yalova
Parçalı Bulutlu
33°C
Yalova
33°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
33°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
34°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
33°C

İçimizdeki Muhteşem Güç

08.07.2024 15:14
0
A+
A-

Hastalıkların tedavisinde insan beyninin çok önemli bir etkisi olduğunu zannediyorum. Hastalıkların ana kaynağı da bence, hayatı doğamıza uygun şekilde yaşamıyor olmamız. Bir hastalıkla karşılaştığımızda, vücudumuzun içinde, bir kısmı direkt bizim parçamız olan hücreler, bir kısmı da vücudumuzu üzerinde yaşayacağı dünya olarak kullanan diğer canlılar, bizi iyileştirmek için var güçleriyle çalışmaya başlıyorlar diye düşünüyorum. Bu noktada yapabileceğimiz en önemli şey, onların çalışmalarına köstek değil destek olmak. Dinlenmek, su içmek, bitkilerin gücünden yararlanmak gibi desteklerin dışında, bir de zihnimizin vereceği destek var ki, bu belki de hepsinden daha değerli…

*****

Harvard Medical School‘un internet sitesinde şunlar yazıyor:

Zihniniz, fırsat verildiğinde güçlü bir şifa aracı olabilir. Beyninizin vücudunuzu sahte bir tedavinin gerçek olduğuna ikna edebileceği fikri – plasebo etkisi – ve böylece iyileşmeyi teşvik edebileceği fikri binlerce yıldır var. Şimdi bilim, doğru koşullar altında bir plasebonun bildiğimiz tedaviler kadar etkili olabileceğini buldu.

Yıllarca plasebo etkisi başarısızlığın bir işareti olarak düşünüldü. Plasebo, tedavilerin etkinliğini test etmek için klinik çalışmalarda kullanılır ve çoğunlukla ilaç çalışmalarında kullanılır. Örneğin, bir gruptaki kişiler gerçek ilacı alırken, diğerleri etkisiz bir ilaç veya plaseboyu alır. Klinik araştırmaya katılanlar gerçek ilacı mı yoksa plaseboyu mu aldıklarını bilmezler. Bu şekilde araştırmacılar, her iki grubun nasıl tepki verdiğini karşılaştırarak ilacın işe yarayıp yaramadığını ölçebilirler. Her ikisi de aynı tepkiyi verirse – iyileşme olsun ya da olmasın – ilacın işe yaramadığı kabul edilir. Ancak son zamanlarda uzmanlar, plaseboya tepki vermenin belirli bir tedavinin işe yaramadığının kanıtı olmadığı, aksine farmakolojik olmayan başka bir mekanizmanın mevcut olabileceği sonucuna vardılar.

Plaseboların nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılmış değil, ancak endorfinler ve dopamin gibi iyi hissettiren nörotransmitterlerdeki artışlardan, ruh halleri, duygusal tepkiler ve öz farkındalıkla bağlantılı belirli beyin bölgelerindeki daha fazla aktiviteye kadar her şeyi içeren karmaşık bir nörobiyolojik tepkiyi içeriyor. Profesör Ted Kaptchuk, “Plasebo etkisi, beyninizin vücuda daha iyi hissetmek için neye ihtiyacı olduğunu söylemesinin bir yoludur,” diyor.

Plasebolar genellikle işe yarar çünkü insanlar bir plasebo aldıklarını bilmezler. Peki ya bir plasebo aldığınızı biliyorsanız ne olur? Kaptchuk tarafından yönetilen ve Science Translational Medicine’de yayınlanan bir çalışma, insanların migren ağrısı ilacına nasıl tepki verdiğini test ederek bunu araştırdı. Bir grup, ilacın adıyla etiketlenen bir migren ilacı aldı, diğeri “plasebo” olduğu belirtilen bir hap aldı ve üçüncü grup hiçbir şey almadı. Araştırmacılar, plasebonun migren atağından sonra ağrıyı azaltmada gerçek ilaç kadar %50 etkili olduğunu keşfetti. Araştırmacılar, bu tepkinin ötesindeki itici gücün basit bir hap alma eylemi olduğunu ileri sürdüler. Kaptchuk, “İnsanlar ilaç alma ritüelini olumlu bir şifa etkisi olarak ilişkilendiriyor,” diyor. “İlaç olmadığını bilseler bile, eylemin kendisi beynin vücudun iyileştiğini düşünmesini sağlayabilir.”

Kendine yardım yöntemlerini uygulamak da bir yoldur. “Doğru beslenme, egzersiz, yoga, kaliteli sosyal zaman, meditasyon; muhtemelen plasebo etkisinin bazı temel bileşenlerini sağlar,” diyor Kaptchuk…

*****

Pulitzer Center sitesinde yer alan bir yazıda da, Meksika’da yaşanmış bir deneyim anlatılıyor:

Huaxi “çoğu insan buraya bir tür ağrıyla, ilaca yanıt vermeyen bir şeyle geliyor,” dedi İspanyolcaya çeviren kocası Juan Merida aracılığıyla. “Bazen doktora gidiyorsunuz ama ilaç işe yaramıyor.”

İnanç ve şifanın kesişimini anlamak için buraya geldim, ancak aynı zamanda geçen yıl 40 yaşıma girdiğimden beri beni açıklanamayan bir şekilde rahatsız eden dizim için rahatlamaya da ilgi duyuyorum. Kocasıyla kısa bir sohbetten sonra törenin bir kısmının ağzıyla dizimden kan almasını içerebileceğini öğreniyorum.

Huaxi ve Merida törene başladılar, beni yapraklarla sildi ve mumlar ve küçük kağıt figürlerle bir tür sunak oluşturdular. Sonunda bitti. Onlara teşekkür ettim, biraz daha sohbet ettim ve sonra arabaya geri yürüdüm. Ancak o zaman dizimde artık ağrı hissetmediğimi fark ettim. İyileşmiştim. Bazıları Huaxi’nin beni iyileştirdiğini, diğerleri ise kendimi kandırdığımı söyleyebilir. Ancak son yıllarda ABD ve Avrupa’daki bilim insanları, bu iki tepki arasındaki farkı ortadan kaldıran bir beyin bilimi alanını araştırıyorlar – plasebo etkisi.

“Artık plasebo etkisi olarak adlandırdığımız şeyin çoğunun kimyasal olduğunu biliyoruz; yani beyin aslında kendi önceden var olan ilaçlarıyla kendini tedavi ediyor.”

Sitedeki yazı, bu tür uygulamaların, iyi geleceğine dair inancınız varsa, iyi geldiğini, yoksa iyi gelmediğini anlatan bir cümleyle bitiyor…

*****

Frontiers isimli sitede de Fransa’da bulunan ve şifalı olduğuna inanılan Lourdes Suyu üzerine çok detaylı bir inceleme yer alıyor:

“Kutsal su” (veya kutsanmış su) fikri, Hristiyanlıktan İslam’a, Budizm’den Sihizm’e kadar çeşitli dinlerde yaygındır. Birçok Roma Katoliği, Lourdes suyunun doğaüstü şifa güçlerine sahip olduğuna inanıyor ve Lourdes Tıbbi Bürosu, iyileşen hastalıklara dair 7.000’den fazla rapor kaydetti. Lourdes bölgesindeki farklı kaynaklardan alınan suyun jeokimyasal analizleri, suyun çok az toplam çözünmüş katı madde içerdiğini, hafif alkali bir pH seviyesine (7,50-7,68) ve oksitleyici koşullara sahip olduğunu göstermiştir; bunların hepsi karbonat ağırlıklı temel kayada gelişen bir hidrojeolojik sistemin tipik özellikleridir. Suda “özel” bileşenler yoktur. Bu nedenle, suyun kendisi olumlu bir etkiye sahip gibi görünmemektedir, ancak etkisi ona olan inançtır.

Lourdes’teki kutsal alandaki suyun ruhsal, duygusal ve fiziksel iyilik halleri üzerinde olumlu etkileri olduğuna inanan toplam 37 kadın, bu plasebo çalışmasına katıldı. Katılımcılar, “Lourdes suyu” olarak etiketlenen musluk suyu içtiler.

Çalışmanın bulguları, plasebo etkisi hakkında ön sonuçlar çıkarmamızı sağladı. Bu tür plasebonun duygusal-somatik refahı artırabileceğini ve beynin bilişsel kontrol/duygusal belirginlik ağlarındaki rsFC’de değişikliklere yol açabileceğini bulduk…

*****

Yalansavar sitesinde yer alan, ‘İyileşmeye İnanmak’ başlıklı yazıdan da bazı cümleler aktarmak istiyorum:

Tıp fakültesinde öğrenci olduğum yıllardı… Acil nöbetine yakınları tarafından tekerlekli sandalye ile getirilen 30 yaşlarında kadın hasta, müphem şikayetlerden yakınıyordu: Nefes alamama, ellerde uyuşma, genel halsizlik, isteksizlik, yorgunluk, vücutta ağrılar, başta uyuşma… Ailesi, son birkaç gündür bu durumda olduğu ve yürüyemediğini anlattı. Yaptığımız tüm muayene ve tetkiklere rağmen bir tanı koyamadık, şikayetleri hiç bir hastalıkla uyumlu değildi. Biz muayene ederken gittikçe daha kötüleşiyor, hızlı hızlı nefes alıyor, ağlayacak gibi oluyordu. Bunun üzerine dahiliye asistanı psikiyatri konsültasyonu istedi, ve gelen psikiyatristin, hastanın şikayetinin somatizasyon (psikolojik stres durumunun kendini bedensel şikayetler olarak göstermesi) olduğuna kanaat getirdi. İlaç dolabından bir adet C vitamin ampulu aldı, enjektöre doldurdu. Elinde enjektörle hasta yanına giden asistan, hasta ve yakınlarının duyacağı şekilde yüksek sesle “Sorununuzun nedenini anladık, şimdi yurtdışından yeni getirilmiş çok etkili olan bir ilaç vereceğim size. Yaklaşık 30 dakika içinde etki gösterecektir, tüm şikayetlerinizin geçmesi lazım.” dedi, hastanın kalçasından C vitamini enjeksiyonunu yaptı ve “yarım saat sonra tekrar sizi muayene edeceğim.” diyerek hastanın yanından ayrıldı. Aradan yarım saat geçtiğinde, adeta o hasta gitmiş, yerine bütün ağrı ve sızıları geçmiş gülümseyen bir kadın gelmişti.

Plasebo etkileri ile yapılan çalışmaların, belki de modern tıbba öğrettiği en önemli şeylerden biri, hastaların kendilerini iyi hissetmesinde verilen tedavi yöntemi kadar iyi bir hasta-hekim ilişkisinin önemini bir kez daha göstermesi. Hastalar birer makine değiller, ve hekimler olarak onları sadece etken madde içeren ilaçlarla iyileştirmemiz yetmiyor. Uyguladığımız tedaviden en yüksek etkinliği alabilmemiz ve hastalarımızın kendini mutlu ve güvenli hissetmesini sağlamak için onları birey olarak görmeli, onlara yeterli vakit ayırmalı ve gereken önemi ve saygıyı göstermeliyiz…

*****

Yazının başında da belirttiğim gibi, hasta olmamızı önleyen ve olduğumuzda da bizi iyileştiren ana faktörün beynimiz ve de onunla irtibatlı çalışan hücrelerimiz (ve tabii vücudumuzda bizimle beraber yaşayan canlılar) olduğuna inanıyorum. Vücut kendini iyileştirme gücüne fazlasıyla sahip (tabii henüz 150 yaşına gelmediysek). Tek yapabileceğimiz bu gücün işlevini gereğince yapabilmesine yardımcı olmaya çalışmak…

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.