
Sevgili dostum.
Bizi karıştıranlar bizi niçin karıştırdıklarını çok iyi biliyorlar. Karıştırıldığının farkında olamayanlar ise, karıştıranların kim olduğunu bilemediği gibi karıştırmanın kendi hüneri zannına kapılıp, kendine fayda verecek bir eylem olarak algılıyor. Bu karışıklıklardan ne elde edeceğini ya da neler kaybedeceğini düşünce planına taşıyamıyor. Karıştırma oyunu kuranlar, aynı zamanda kuralları da koymuşlar. Bu kuralların içinde hayata gözlerini açanlar, gelecek kaygısını dünyevileştirmiş, gözlerini yumana kadar sanki öyle kalacaklar, çünkü günlük yaşatılacaklar. Bu oyunun içinde kaldıkça, zenginleşsek bile, karıştıranların değirmenine su taşımaya devam edeceğiz. Tütün sararken Malbora’ya oradan da puroya geçeceğiz. Puroyu mecaz olarak algılarsan, bütün hayatın puro gibi olduğunu fark edersin. Bunlar iktisat kitaplarına bile, zenginler puro içer ama zengin olmak için puro içilmez ibaresi koymuşlar. Masum görünen bu söz, zengin ol puro iç ya da puro iç zengin görün anlamına da gelir. Öyle de olmuş, senin yerine biz düşünürüz, sen hayatını yaşa filmini iyi oynamış bize figüranlık bile vermemişler. Maalesef insanımıza gününü gün et derken israfı, birikim yap derken cimriliği, kimseye güvenme derken fertleşmeyi, enaniyeti, kapitalizm her gün, her saat, şeytanla iş birliği yaparak kulağımıza fısıldamış. Bizi bizden iyi tanıyanlar, bizim geleceğimizi sahte falcıdan çalarak, bize gömlek biçmiş, bize yakışmayan, bize yabancı, bizden uzak, bizim aklımız olmayan, bir akılla aklımızla oynamışlar. Nasıl bir oyunun oynandığının farkına varana dek göz görmeyecek, kulak duymayacak, kalp rahatsız olmayacaktır. Bu hastalıktan kurtulmanın tek yolu, karanlıkta kaybettiğimizi aydınlıkta bulamayacağımızı, kaybettiğimiz yere geri dönmemiz gerektiğini anladığımız gündür. Bunu idrak ederek uyanan bir fert, o gün bütün meseleleri çözecek olan, geleceği okuyarak anlayabilecektir. Eğer geleceği okuma becerisi gelişmiş ya da gelişmekte ise, mücadelesini karıştırmak yerine, barıştırmak adına kullanacaktır. Çünkü karıştırmanın, çok boyutlu olduğunu idrak edecek, insanlığa yönelecektir. Zira idrak nimeti inkarı durduran, Allah tarafından insana bahşedilmiş en büyük yetenektir. İdrak: doğruyu doğrudan ayırıp en doğru yapmanın adıdır. Müslüman bir toplumda dünyaya gelen bir fert, İslam’ın değil, babasının annesinin dinini bilecektir. Tâ ki kendini idrak ettiği zamana kadar. Babasının ve annesinin cahil bırakıldığını, onlarda sadece inanmak ve namaz kılacak kadar ağızdan öğrenilen bilgiyi idrak ettiği gün, onları asla suçlamayacak, dünya ve ahiretleri çalınan bu insanlara Müslüman kaldıkları için teşekkür edecek, onlara karşı merhamet üzerine merhamet katacaktır. Bu düşünce onu İslam’ı savunmaya itecektir. Çünkü İslam’ın kendini kendinden çok düşünen, bir düşünce, bir hayat, yaşam biçimi, huzurlu bir dünya düzeni kurma mücadelesi olduğunu, fark ettiği gün bunlar olacaktır. Bu düşünce zayıf Müslümanları bile güçlendirecek, iradeli Müslümanlara ise gerçek İslam’ı anlatma alanı açmaya vesile kılacaktır. Demek ki bütün iş İslam’ı doğru anlayanlara ve bu yükü idrak eden ve taşıyanlara düşmektedir. Doğru bizim medeniyetimiz, kültürümüz, inancımız, şanlı tarihimiz, bize bu şanı veren İslam dinimiz. Bunların hepsinin bizde var olduğunu biliyoruz ama karanlıkta kaybettik. O karanlığa kandil yakıp aydınlatacağız. Bütün hayatı geçmişimizden ilham alarak yeniden tarih yazmaya devam edeceğiz. Bu sefer bütün fikirler bizim, zihinler bizim, tarih bizim geçmişten geleceğe köprü kuracak, tüm insanlığı, cehalet denizinde boğulmaktan, fitne ateşinde yanmaktan, koruyacak ve kurtaracağız. Bu bir ütopya, bu bir peri masalı değil. Bu bir ilahi emir, uymak bizden, vermek ise Allah'tandır. O’nun vermediğini kimse veremez, O’nun vereceğine de kimse mani olamaz. Yeter ki biz yolda olalım, yolda konuşalım. Şunu asla unutmayalım, geçmişten habersiz tarih yazmaya kalkanlar, babalarına, dedelerine, büyük büyük babalarına ihanet edenlerdir. Tarih ihanet etmeyle değil, doğrulardan, yanlışlardan, ders çıkarmakla yazılır. Müslümansan eğer, arkanı dön ve geçmişini oku. Okursan geleceği de okursun. Yanlışlarda boğulma doğrudan daha doğru çıkar. İdrak bilincin açık olsun. İslam tarihi, Kürt’ün, Türk’ün, Arap’ın, Acem’in tarihiyle başlayan İslamla şereflenen, Selçukluyla bütünleşen, Osmanlıyla pekişen Türkiye Cumhuriyetiyle devam edecek olan büyük bir davanın, yürüyüşün, gücün adıdır. Bu devleti de dedelerimiz evde oturarak, televizyon seyrederek kurmadı. Cepheye beş kardeş gidip ya dönmedi, ya da bir kişi dönüp milletine sahip çıktı. Tıpkı dedem gibi. Bu devlet bu milletin tamamına hizmet etsin, geçmişten geleceğe köprü olsun diye kuruldu. Yüce bir ahlak üzere, yeniden güçlü ve maneviyatına bağlı, medeniyetine sahip çıkmak için kuruldu. Gücünüz olmazsa ahlakınız kalmayacak, ahlakınız olmazsa gücünüz size fayda vermeyecek. Demek ki güç ve ahlak bir olursa güç işe yarar. Ahlaksız güç ateştir önce ulaşanı yakar. Geleceği okumak ve dokumak ümidiyle, göle maya çal. Sen Nasreddin Hoca’nın torunusun. Hoşça kalın dostça kalın.


