
Bu hafta Yalova Bonsai Müzesi'nde düzenlenen bir workshop etkinliğine katıldım. İyi ki de katılmışım diyorum. Bonsaiyi daha önce de görmüştüm. Küçücük saksılarda yetişen, kocaman ağaçların minyatürü gibi duran o güzel ağaçlar var ya, işte onlardan bahsediyorum. Ama açıkçası bu kadar zahmetli, bu kadar sabır isteyen bir sanat olduğunu bilmiyordum. Hasan Hocamız anlattıkça daha bir ilgimi çekti. Meğer bizim küçücük diye baktığımız o ağaçların arkasında yılların emeği varmış. Öyle bir dalını keseyim, biraz şekil vereyim, oldu bitti meselesi değilmiş. Her şeyin bir zamanı var. Ne zaman budayacaksın, nasıl şekil vereceksin, ne kadar bekleyeceksin. Hepsini bilmen gerekiyor. Bir de sabır meselesi var tabii. Biz artık beklemeyi pek sevmiyoruz. Her şey hemen olsun istiyoruz. Bir işe başlıyoruz, sonucunu ertesi gün görmek istiyoruz. Ama bonsaide öyle bir dünya yok. Ağaç sana resmen, "Acele etme, benim de bir zamanım var" diyor. Düşünsenize, yıllarca bir ağaca emek vereceksin. Belki de istediğin şekle ulaşması için seneler geçecek. Ben dinlerken kendi kendime, bu iş gerçekten ayrı bir sevgi istiyor, dedim. Ama o gün benim dikkatimi çeken sadece bonsai olmadı.
BİR BAKTIM, YALOVA DIŞINDAN GELENLER DAHA FAZLA!
Etkinliğe katılanlarla sohbet ederken bir şey fark ettim. Katılımcıların çoğu Yalova dışından gelmiş. İnsanlar başka şehirlerden kalkıp buraya bonsai öğrenmeye gelmişler. Açıkçası buna çok sevindim. Çünkü biz Yalova'yı tanıtırken hep aynı şeylerden bahsediyoruz. Termalimiz var, denizimiz var, doğamız var. Bunlar zaten güzel. Ama demek ki başka şeylerle de insanları Yalova'ya çekebiliyormuşuz. Hem de küçücük bir ağaç sayesinde. Bakın, bu bence önemli. İnsanlar başka şehirlerden geliyor, yol yapıyor, zaman ayırıyor, sırf bu sanatı öğrenmek için Yalova'yı tercih ediyor. Bizim şehrimizde böyle bir müzenin olması, böyle etkinliklerin düzenlenmesi gerçekten güzel bir şey. Üstelik işin bir de başka tarafı var.
BİZ ZATEN ÇİÇEĞİN İÇİNDE YAŞIYORUZ!
Yalova dediğimiz yer öyle sıradan bir şehir değil çiçekçilik konusunda. Merak edip biraz rakamlara da baktım. Elde edilen verilere göre Yalova'da 4 bin 849 dekar alanda yaklaşık 162 milyon adet süs bitkisi üretiliyor. Üstelik son açıklamalarda üretim alanının 5 bin dekarın üzerine çıktığı belirtiliyor. 162 milyon! İnsan okuyunca bile şaşırıyor. Daha da ilginci, Türkiye'de üretilen orkidelerin yaklaşık yüzde 99'u Yalova'dan çıkıyor. Yani ülkenin dört bir yanında gördüğümüz o güzel orkidelerin çok büyük bir bölümü bizim şehrimizde yetişiyor. Karanfil, gül, mevsimlik çiçekler, iç ve dış mekan bitkileri derken Yalova'da ciddi bir üretim var. Biz belki her gün seraların önünden geçiyoruz, bu işi yapan insanları görüyoruz ama rakamlara bakınca Yalova'nın bu alanda ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Bir tarafta milyonlarca çiçek yetiştiriyoruz, diğer tarafta küçücük bir bonsai ağacının sanatını öğrenmek için başka şehirlerden insanlar geliyor. Bence bu ikisi birbirini çok güzel tamamlıyor.
NEDEN BONSAİYLE DE ANILMAYALIM?
Madem Yalova çiçekçilikte bu kadar önemli bir yerde, neden bonsai sanatında da adını daha fazla duyurmasın? Neden daha çok etkinlik yapılmasın? Neden başka şehirlerden daha fazla insan gelmesin? Hatta düşünüyorum da sadece Türkiye'den değil, yurt dışından da bu sanatla ilgilenen insanlar neden Yalova'ya gelmesin? Biz çiçeği yetiştirmeyi biliyoruz. Üretmeyi biliyoruz. Dünyanın farklı ülkelerine bitki gönderiyoruz. Bir de bunun sanat tarafını geliştirebilirsek ne güzel olur. Bazen bir şehrin tanıtımı için çok büyük işler yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Oysa böyle küçük gibi görünen etkinliklerin de ne kadar değerli olduğunu unutmamak lazım. Düşünsenize, başka şehirden birisi Yalova'ya geliyor. Bonsai öğreniyor, müzeyi geziyor, belki sonra şehir merkezine inip yemek yiyor, alışveriş yapıyor. Geri döndüğünde de Yalova'da gördüklerini anlatıyor. İşte tanıtım dediğimiz şey biraz da böyle. Tabii bunu bir tek etkinlikle olacak iş gibi de düşünmemek lazım. Devamı geldikçe, insanlar duydukça, ilgi arttıkça daha güzel sonuçlar ortaya çıkar.
BİR DE BU İŞİN ARKASINDAKİ EMEK VAR...
Müzeyi gezdikten sonra biraz da kuruluş hikayesini merak ettim. Nasıl ortaya çıkmış, kimler uğraşmış diye araştırdım. Meğer bu müzenin de arkasında yılların emeği varmış. Bonsai sanatçıları Hasan Şimşek ve Osman Çalışkan, yıllarca bu sanatla uğraşmışlar. Ağaçlar yetiştirmişler, koleksiyon oluşturmuşlar. Sonra da bu güzellikler sadece kendilerinde kalmasın, herkes görsün, gelecek nesillere aktarılsın istemişler. İşte müze fikri de böyle ortaya çıkmış. Bu düşünceyi İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Soygüzel ile paylaşmışlar. Soygüzel de fikre sahip çıkmış. Yalova Valiliği ve İl Özel İdaresi'nin desteğiyle proje ilerlemiş. Kadıköy Belediyesi de yer tahsis etmiş. Sonunda Türkiye'nin ilk bonsai müzesi 2024 yılında Yalova'da açılmış. Bakın, yine aynı yere geldik. Emek, sabır ve sonuç... Bonsai yetiştirmek de öyle, böyle bir müzeyi ortaya çıkarmak da. O yüzden bu güzel müzenin kurulmasında büyük emekleri bulunan Hasan Şimşek ve Osman Çalışkan'a, fikre sahip çıkan Hasan Soygüzel'e, sürecin ilerlemesine katkı sunan Suat Parıldar'a, Yalova Valiliği'ne, İl Özel İdaresi'ne, Kadıköy Belediyesi'ne ve emeği geçen herkese bir teşekkür etmek istiyorum. İyi ki böyle bir yer kazandırmışlar Yalova'ya. Bir de müzeyi kurmak kadar yaşatmak da önemli. Bugün orada workshoplar düzenleniyorsa, insanlar başka şehirlerden kalkıp geliyorsa, demek ki verilen emek boşa gitmemiş. Umarım bu ilgi daha da artar.
YAŞADIĞIMIZ ŞEHRİN KIYMETİNİ BİLMEMİZ GEREK..
Ben o gün Hasan Hocamızdan bonsai sanatına dair pek çok şey öğrendim. Bir ağacın ne kadar emek istediğini, sabrın bu işte ne kadar önemli olduğunu gördüm. Ama en az onun kadar güzel bir şeyi de fark ettim. Bizim bazen sıradan gördüğümüz Yalova, başkalarının özellikle gelmek istediği bir yer olabiliyor. Galiba yaşadığımız şehrin kıymetini biraz daha bilmemiz gerekiyor. Kim bilir, belki bir gün Yalova denince insanların aklına termalinden, çiçeğinden, denizinden sonra bonsai de gelir. Neden olmasın? Ben bu işin biraz da merakına düştüm açıkçası. Ama bakalım o kadar sabırlı olabilecek miyim? Çünkü bonsai öyle bir sanat ki, sen acele etsen de ağaç etmiyor. Belki de öğrenmemiz gereken tam olarak budur.


