
Sevgili dostum.
Bazı insanlar vardır, doymak bilmeyen. Helal haram demeden, fil gibi yiyen. Bazı devletler vardır, maymun iştahlı doymak bilmeyen, insan kılıklı filleri besleyen. Yetmeyince dünyayı ateşe veren. Ne maymunların iştahıdır dünyaya zarar veren, ne de fillerin hortumu. Hayvanların tamamı, dünyayı yaşatmak için var gücüyle çalışırken, adına insan denilen varlık, tam tersine dünyayı yok etmek adına, yaratıldığı günden beri, maymundan iştahı, filden hortumu çalarak, dünyayı yaşanmaz hale getirmeye hâlâ çalışıyorlar. Bunun karşısında azda olsa insan gibi yaşam mücadelesi verenler, filleri bile zalim insandan kurtarıyorlar. İnsan bu ikisi de var. Bu yüzden tarihi iki yüzlü okumak ve dahi okutmak lazım. Çünkü; tarih her daim tekerrür eder. Sanmayın dün bugünden iyidir. Tarihin her döneminde savaşlar, ihanetler, kardeş kavgaları, baba oğul çekişmeleri, kabile savaşları, hatta kıskançlıklar yüzünden, unutulmayan düşmanlıklar yaşanmış, devletler bölünmüş, milletler adeta yer yüzünden silinmiştir. Yani insanın olduğu her yerde, huzur da olmuştur, huzursuzluk ta. Hak ile batıl, iyilik ile kötülük, doğru ile yalan, kıyamete kadar, mücadeleye devam edecekler. Kötülük olmasa, belki de iyiliğin kıymeti olmayacaktır. Herkesin iyi olduğu Dünya'da mücadelenin anlamı kalmayacaktır. İyiliği de kötülüğü de yaratan Allah bize bu kadar yakın olmayacaktır. Önemli olan, senin ve benim nerede durduğumuzdur. İmtihanda olduğumuzu, anladığımız gündür. Arkamızda binlerce yıllık, koca bir tarih önümüzde yüzyıllık bir tarih. Binlerce yıllık tarihimizin sonsuz gül bahçeleri olduğu gibi, çöplüğü de olacaktır. Gül bahçelerinin üstünü örtüp, ecdadın çöplüğünde gezenler, yeni tarihte de gül bahçesi kuramazlar. Kendi milletine darbe yapan, vesayetçi zihniyetin mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin yükselmesi ve yücelmesine değil, kendi şahsi ve nefsi emellerine ulaşma arzusundan başka olamaz. Geçmişinden ilham alamayan, tarihinden habersiz yaşayan, hiçbir fert ne tarih yazabilir, ne de insan gibi hayat kurabilir. Hatırımızda kalması açısından, bugüne kadar ecdadımız 16 devlet kurmuş, 17. olarak kurduğumuz, Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz de yüzyıl içinde, birçok badireleri yaşaya yaşaya bugüne getirmiştir. Yüzyıl çok gibi görünse de bir insan ömrüdür. Bu zaman devletlerde dört yaşı geçmez. Yani tamda öğrenme yaşıdır. Her 25. yılında bir şeyler tecrübe ederek gelen devletimiz, 200. yılına büyük bir tecrübeyle girmiştir. 2050. yılına gelindiğinde ise, yeni dünya düzeninde güçlü Türkiye’yi kurmak, oyuna gelen değil, adil bir oyun sistemi kuran ve bu oyunda söz sahibi, sözüne itibar edilen, büyük bir ülke olma yolunda, sabırla devam edecektir. Yalnız bir şartla? Bu başarıyı milletine borçlu olduğunu unutmayan siyasiler başaracak. Bu başarıya katkı sağlayan millet ise devlet güçlendikçe yan gelip yatmayacak. Millî ve manevi değerlerinden taviz vermeden güçlenecek ve devletini daha da güçlendirecek. Paranın iki yüzü gibi olacak. Millet, devletim, devlet, milletim prensibini asla kaybetmeyecek. Yeni nesil de amatör bir takım ruhuyla profesyonelce sahaya çıkacak. Eskiler, seyrine doyamadığı bir dünyaya uyanacak.
Nasreddin hocamız o günün, fil hikayesi ya da fıkrasını, bugünden hiç farkı olmadığını, o kadar güzel anlatmış ki, bin yıl geçmiş ama ne Moğol bitmiş nede filler. Fillerin her daim var olduğunu ve dünyayı hortumladığını eğer biliyorsanız, fillere karşı iseniz, bunu ancak devlet millet el ele yapacaksınız. Devleti öne atıp, asla yalnız bırakmayacaksınız. Devleti yalnız bırakmanın, bir gün kendinizi yalnız bıraktığınızı anlayacaksınız.
Gelin Nasreddin hocamızı dinleyelim.
Nasreddin hocamız ömrünün yarısını Moğollarla geçirmiş. Bu yüzden Moğollarla olan birçok hikayesi ve fıkrası bize kadar ulaşmış. Bunlardan en önemlilerinden biri fil fıkrasıdır. Hoca ile Timur arasında geçtiği anlatılsa da tarih bakımından imkansızdır. İsimlere tarihlere takılmayın, hoca ne diyorsa ona bakın. Gülümseyin, gülümsetin ama mutlaka düşünceye dalın. Ders alın ders verin.
Anadolu’yu işgal eden Moğollar, Konya'nın kapısına dayanmış ve Akşehir'i mekan tutmuş. Savaşta filleri de kullanan Moğollar, çevre köylere birer tane bakmaları için fil bırakmış. Köylerin biri, fili alarak doğru Akşehir'e gelip Kadılık yapan Nasreddin hocanın huzuruna çıkar, kadı efendi biz bu file bakamıyoruz, fili bizden alın ya da aldırın demişler. Hoca; Akşehir iki file bakması gerekirken dört file bakıyor, ayrıca Moğollara meyve sebze olarak vergi veriyor, sizin can güvenliğiniz için şu an elimizden geleni yapıyoruz der. Köylüler bu fili de alın diye ısrar ederler. Hoca; bu fili alırsak eğer, diğer köyler de getirir Akşehir fil mezarlığına döner, alamayız der. O zaman götürüp verelim Moğollar kendileri baksın derler. Hoca; deneyin isterseniz ama almazlar birde size eziyet ederler, alın fili köyünüze dönün beni dinleyin dese de, köylülerden her kafadan bir ses çıkar. Götürüp verelim siz ikna edersiniz, hocasınız, kadısınız siz önümüze düşün bizde arkanızdayız, sizi asla yalnız bırakmayız derler. Hoca etmeyin tutmayın, Moğolları tanımıyorsunuz, Konya hariç Anadolu’yu yakıp yıktılar, yüksek bir vergi vererek idare ediyoruz dese de köylüler dinlemez. Hoca ayağa kalkar, eşeğine biner, fili alın düşün peşime der. Düşerler yola, az giderler uz giderler, hep düz giderler, Moğol ordusunun uçsuz bucaksız çadırları görünür. Çadırlara yaklaştıkça, köylülerden sesler azalmaya başlar. Hoca; gülümser korku başladı der kendi kendine. Nöbetçilerin yanına gelirler, Hoca; Noyan komutana söyleyin Kadı Nasreddin geldi sizi germek diler der. Komutan gelir, buyur hoca efendi, bu fil ne hayrola der. Hoca eşekten iner birde ne görsün, eşek, fil, birde kendi var. Ne diyeceğini şaşırır, bana bir tas su verin çok yoruldum der. Hocayı içeri alır misafir eder, yemek verirler, hocam hayrola filde bir sıkıntımı var der komutan. Hoca içinden köylüye ateş püskürür. Yok der hayvan yalnız yem yemiyor, acından ölecek diye bana getirdiler, bizde dört fil var, ya bunu alın ya da yanına eş verin der. Hocam sen ne mübarek adamsın, hangi köy der. Falan köy der hoca, nöbetçiyi sesler fili alın, filin yanına bir fil daha katın yarın o köye bırakın der. Sen git hocam biz hallederiz der hocayı yolcu ederler. Hoca Akşehir’e doğru yola çıkar. Yolda köylüler saklandıkları yerlerden çıkıp, filden kurtulmanın sevincini yaşarlar. Verdin mi hocam derler, fili al dedim aldı, yalnız köyün ismini sordu, yarın ola hayrola der. Komutan hocayı takip ettirir, köylülerin hocayı zor durumda bıraktıklarını anlar, gülmeye başlar. Nökerlere o köye iki fil götürün, fillere iyi bakmazlarsa hepsini fillere ezdireceğimi söyleyin. Bir daha birinin arkasında durduğunu söyleyip, onu yalnız bırakmanın cezasını çeksinler der. Hocaya dönerek; bizi rahatlık içinde yaşayıp, şükretmeyenler buraya sesledi, daha önce arkanızda dursalardı, biz gelmeye cesaret bile edemezdik. Bizi gönderecekler ise az da olsa yine sizin gibiler olacak. Size saygım sonsuz her daim benimle sohbete gelebilirsiniz der. Hocaya bazı hediyeler vererek yolcu eder. Haftaya Moğollarla hikayeler. Hoşça kalın, dostça kalın.


