BIST 100
11.430,14 -2,49%
DOLAR
49,5789 0,06%
EURO
55,6402 0,08%
GRAM ALTIN
6.600,20 0,07%
BITCOIN
82.064,00 0,18%
FAİZ
39,58 0,15%
GÜMÜŞ GRAM
91,02 0,07%
GBP/TRY
66,0207 0,07%
EUR/USD
1,1213 0,00%
BRENT PETROL
106,91 -0,65%
ÇEYREK ALTIN
10.791,33 0,07%

İki Düşünür, Bir Soru

ahmet-tuna-haberci-kose-yazisi

İnsanlık tarihi boyunca din, yalnızca Allah ile insan arasındaki ilişkiyi değil, insanın kendisini, diğer insanları ve içinde yaşadığı toplumu anlama biçimini de etkiledi. Bu uzun tarih içerisinde iki farklı yaklaşımın zaman zaman karşı karşıya geldiğini görüyoruz: İnsanı inanca yöneltmek için ödül ve ceza düşüncesini öne çıkaran yaklaşım ile inancın merkezine sevgiyi, içtenliği ve ahlaki olgunlaşmayı yerleştiren yaklaşım...

Baha, Felsefe Tarihi başlıklı son sunumunda, Rabia ve Swedenborg'dan bahsedince, bu konuyu ele alan bir yazı yazmamın iyi olacağını düşündüm... İslam tasavvufunun tanınmış isimlerinden Rabia el-Adeviyye ile 18. yüzyılda yaşamış İsveçli düşünür Emanuel Swedenborg, yukarıdaki ikinci yaklaşımı anlamak bakımından dikkate değer iki örnek. Biri İslam dünyasında, diğeri Hristiyan düşüncesi içerisinde yetişmiş olan bu iki isim, farklı kavramlar ve gelenekler üzerinden de olsa, insanın manevi hayatında sevginin merkezî rolünü hatırlatan düşünce insanları...

*****

Rabia el-Adeviyye, 8. yüzyılda yaşamış, Basra ile özdeşleşmiş önemli bir kadın mutasavvıf. Rabia, İslam tasavvufunda ilahî aşk düşüncesinin en güçlü sembollerinden biri. Rabia'ya atfedilen düşüncenin özünde, Allah'a yalnızca cennete kavuşmak veya cehennemden kurtulmak amacıyla yönelmenin ötesine geçmek var. Ona mal edilen meşhur bir anlatıda Rabia, elinde ateş ve suyla dolaşarak cenneti yakmak, cehennemi söndürmek istediğini söyler. Böylece insanların Tanrı'ya ödül beklentisi ya da ceza korkusu nedeniyle değil, sırf O'nu sevdikleri için yönelmelerini arzuladığını ifade eder...

Rabia'nın yaklaşımında sevgi, bir karşılık elde etmenin aracı değildir. Seven insanın sevgisi, alacağı ödüle bağlı değildir ya da öyle olmamalıdır. Bu düşünce, dinî hayatın yalnızca kurallara uymak ve cezadan kaçınmakla sınırlanamayacağını; asıl olanın insanın iç dünyasında samimiyet, bağlılık ve ahlaki dönüşüm arayışı olduğunu bize anlatır...

*****

Emanuel Swedenborg (1688-1772), İsveçli bir bilim insanı, filozof ve dinî düşünürdür. Doğa bilimleri ve mühendislik alanlarında çalıştıktan sonra hayatının ilerleyen dönemlerinde ağırlığını teolojik konulara vermiştir. Özellikle İlahî Sevgi ve Hikmet adlı eserinde kendi din anlayışını anlatmakta.

Swedenborg'a göre sevgi, insan hayatının tali bir duygusu değil, insanın düşüncelerini, tercihlerini ve davranışlarını biçimlendiren temel ilke. İnsan, yalnızca ne bildiğiyle değil, neyi sevdiği ve hangi amaç doğrultusunda yaşadığıyla da tanımlanır. Bu nedenle bilgeliğin sevgiden kopuk olmaması ve bilginin insanı iyiliğe yöneltmesi gerekir. Başkalarına yarar sağlamak, insanın kendisini aşması ve iyiliği hayatının yönü hâline getirmesi, onun düşüncesinde özel bir yere sahiptir. Swedenborg'un anlayışında da ilahî sevgi ve hikmet merkezî konumdadır. Rabia ile aralarındaki benzerlik, maneviyatın özünü korku ve getiri hesabından ibaret görmemeleridir...

*****

Sevgi merkezli yaklaşımda insan, iyiliği yalnızca cezalandırılmamak için yapmaz. Başkasının acısını önemser, adaleti gözetir ve kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı başkasına yapmamaya çalışır. İnanç, böylece yalnızca bireyin kendi kurtuluşuyla ilgili bir mesele olmaktan çıkar; merhamet, sorumluluk ve birlikte yaşama ahlakıyla da ilişkilendirilir...

Korku merkezli yaklaşımda ise günah, ceza, ilahî yargı ve hesap verme düşünceleri daha belirgin bir yer tutar. Burada mesele, korkunun ahlaki bilinci destekleyen bir unsur mu olduğu, yoksa insanın bütün inanç hayatını belirleyen başlıca araç mı hâline geldiğidir.

Bir insanın yalnızca cezadan kaçınmak için dürüst davranmasıyla, dürüstlüğü başlı başına değerli bulduğu için dürüst davranması arasında fark var. İlkinde davranış, dışarıdan gelen bir yaptırıma bağlıdır; ikincisinde ise insanın iç dünyasında benimsenmiş bir değer söz konusudur. Dinî düşüncenin sevgi boyutu, bu ikinci tutumun geliştirilmesiyle varlığını pekiştirir...

*****

Tarih boyunca devletler ve siyasal iktidarlar, dinî kurumlarla farklı ilişkiler kurmuş; kimi zaman onları desteklemiş, kimi zaman denetlemeye çalışmış, kimi zaman da bağımsız dinî hareketleri sınırlamıştır. Bu ilişkilerin arkasında yalnızca inanç meseleleri değil; meşruiyet, toplumsal düzen ve iktidarın devamlılığı gibi kaygılar da bulunmuştur.

Korku, insan davranışlarını yönlendirmekte kullanılabilecek güçlü bir araç. Cezalandırılma endişesi, dışlanma korkusu ve otoriteye karşı gelmenin ağır sonuçlar doğuracağı düşüncesi, insanları belirli davranışlara yöneltebilir. Bu nedenle bazı siyasal iktidarlar, dinî söylemin itaat ve ceza boyutunu öne çıkarırken sevgi, merhamet, vicdan ve sorgulama gibi unsurların toplumsal etkisini ikinci planda bırakmışlardır. Böyle bir yaklaşımın, dinin insanı ahlaken olgunlaştıran yönünün daralmasına yol açtığını düşünüyorum...

Mesela Emevi ve Abbasi devletlerinde genel olarak, sevgi değil korku merkezli bir din anlayışının desteklendiğini ve sevgi merkezli anlayışın büyük ölçüde dışlandığını, hatta ezildiğini; devlet bakışının bunu uygun gördüğünü söylemek, bence çok yanlış olmaz. Güç arayışı ile sevgi kavramının bir arada yürümesi, pek mümkün görünmüyor...

Toplumun ezici çoğunluğu güç kavramının yanında ve sevgi kavramını üstün görenleri saflıkla, rüya aleminde olmakla itham etmekte. Gerçeğin bütününü net şekilde göremediğimiz için, aslında kimin saf ya da rüya aleminde olduğunu bilemiyorum...

*****

Rabia el-Adeviyye ile Swedenborg'u yüzyıllar, coğrafyalar ve dinî gelenekler ayırıyor. Buna rağmen sevginin; insanın iç dünyasını, amaçlarını ve davranışlarını biçimlendiren gücü, onların düşüncelerini birlikte ele almayı anlamlı kılıyor...

Rabia, bizim coğrafyamızın insanı ve asırlar sonra hâlâ seviliyor. Peki, anlaşılıyor mu? Bir düşünürü sevmek, onu zararsız bir hatıraya dönüştürmekle de mümkün. Sözlerini över, hikâyesini anlatır, sonra kendi alışkanlıklarımıza döneriz. Oysa fikirler, Sokrates'in at sineği benzetmesinde olduğu gibi, biraz da huzurumuzu kaçırmak için vardır...

 

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?