BIST 100
12.122,94 -2,03%
DOLAR
49,2040 0,01%
EURO
55,2656 0,27%
GRAM ALTIN
6.499,72 -0,05%
BITCOIN
83.181,00 -0,25%
FAİZ
39,82 -0,13%
GÜMÜŞ GRAM
94,60 -0,02%
GBP/TRY
65,1569 0,16%
EUR/USD
1,1200 0,03%
BRENT PETROL
99,87 -0,36%
ÇEYREK ALTIN
10.627,04 -0,05%

Tezlerle Geçmiş ve Gelecek

baha-tuna

David Graeber ve Oswald Spengler'ın fikirlerinin bir karışımını ele alırsak, toplumsal, ekonomik ve tarihsel konularda ilginç bir bakış açısı ortaya çıkar.

 

David Graeber'ın ekonomik ilişkilere, sosyal adalet vurgusuna ve kapitalizm eleştirisine odaklanmasıyla, Oswald Spengler'ın tarihsel döngü teorisine ve kültürel görecelik vurgusuna odaklanması birleştirildiğinde, ekonomik yapıların ve güç dinamiklerinin daha geniş bir tarihsel bağlam içindeki etkisini düşünen bir çerçeve ortaya çıkabilir.

 

Bu karma bakış açısı, modern ekonomik sistemlere gömülü olan varsayımların ve değerlerin sorgulanmasını Graeber'ın yaptığı gibi yaparken, aynı zamanda Spengler'ın vurguladığı medeniyetlerin döngüsel doğasını ve kültürel görecelik ile tarihsel bağlamın önemini de tanır. Bu bakış açısı, ekonomik sistemlerin ve güç yapılarının farklı tarihsel aşamalarda toplumları nasıl şekillendirdiğini keşfedebilir ve ilerleme ile gelişme potansiyeliyle birlikte gerileme ve dönüşümün kaçınılmazlığını kabul eder.

 

Bu hipotetik karışım, modern toplumda etkin olan yapısal güçleri ve daha geniş medeniyetlerin şekillendirdiği tarihsel kalıpları göz önünde bulunduran bir çerçeveyi içerebilir. Aynı zamanda, ekonomik sistemlerin ve kapitalizmin olumsuz sonuçlarıyla mücadele ederken ekonomik adaleti savunurken, herhangi bir belirli ekonomik modelin tarihsel döngülerinin daha geniş kapsamı içindeki sınırlılıklarını da kabul eder.

 

Sonuç olarak, bu hipotetik kombinasyon, Graeber'ın sosyal ve ekonomik eleştirisini Spengler'ın tarihsel ve kültürel analiziyle birleştirerek, çağdaş toplumda etkin olan yapısal güçleri ve medeniyetleri şekillendiren daha geniş tarihsel desenleri göz önünde bulunduran bir çerçeve oluşturur.

 

İnsanoğlu, neoliberalizm nedeniyle çok zor zamanlardan geçiyor. Daha önce 1929-1945 arası dönem de birçok coğrafya için böyleydi. İnsanoğlunun sürekli ileri gitmesi meselesi, yalnızca bir dogmadır. İnsan biriktirir; ama ilerlemez, gelişmez. Zaten insanı maymunlardan ve yunuslardan ayıran şey bilgiyi biriktirip kuşaklarca aktarabilmesidir. Bana sorarsanız birkaç yüzyıl sonra yaşadığımız bugünleri tarih kitaplarından okuyanlar, bizlerin 14. Yüzyıl krizlerini okuduğumuzdaki dehşetin aynını hissedecekler. Belki bir sonraki aşırı kaotik dönem ile aramızda binlerce yıl var, belki o hayal ettiğimiz uzay çağının doğumunun sancılarını çekiyoruz, gerçi ne kadar öngörebiliriz ki sonraki yüzyıllarda binyıllarda olacak olanları...

 

Nihayetinde sanayi devrimi çok büyük bir olay ama ilk yüzyılında toplam pasta hızla büyürken sıradan insanlara düşen pay öncesinden bile daha fazla küçülmüştü. Az acılar çekilmedi bugüne kadar. Gerçi Neo Gutenberg devriminin emekleme çağlarındayız; Orjinal Gutenberg de yüzlerce yıl sancılar çektirmişti... O gün neyden korkuluyorsa bugün de ondan korkuluyor, o gün de kaybedecek olanlar vardı bugün de... Mayalar fikir ithal edemedi ve yerle yeksan oldu. Mississippi'ye varan Afro-Avrasya mikropları Avrupalılara gerek kalmadan koca medeniyeti yok etti. Aztekler daha emekleme çağlarında yutuldu, Avrupa ise son demlerini yaşarken yutulacak gibi duruyor...

 

Sovyetlerde samizdat edebiyatı daktilolarla kopyalanırdı, şu anda ise minik bir harici bellek ile dünyalar taşınabiliyor. Moğolistan ile Etiyopya görüntülü konuşabiliyor. Aktarmaları da ekleseniz bile 3-4 günden fazla süren sefer kaldı mı?

 

Batı'nın şansı 15. Yüzyılda dönmeye başladı ve 19. Yüzyılda zirve yaptı. Ama tahtın gerçek sahibi hiçbir zaman onlar değildi. Dünyanın tamamını fethetmiş olabilirler ama nihayetinde Asyalılar Avrupalılara 'Hoca olarak gittiler talebe olarak döndüler' dedirtmemiş miydi? Çin, o 19. Yüzyıldaki perişan halinde dahi devasa bir medeniyet idi; Avrupa'nın başarısı ise bana İbn Haldun'un asabiyet tezini çağrıştırıyor. Gerçekten de sadece insanoğlunda değil doğada bile ilkellik gelişmişliği fethediyor; ve bunu Nietzsche de söylüyor.

 

Bana sorarsanız toprağa dönüş uzay ile olacak. Sonuçta sanayi araziyi üretemez ama uzay çok daha sınırsız. Bahsettiğim senaryo uzun vadede trilyonlarca ışık yılı uzaklıklarda koca koca galaksi kümelerinde topu topu birkaç bin insan olması... Batıya ve Altına Hücum gibisinden şeylerde yerli halklar vardı ama şimdi muhtemelen bakterilerden veya en çok böcekgillerden daha gelişmiş bir yerli halkla karşılaşmayacağız. Dünya köhne bir yer olacak çünkü klasik arz-talep kanunları! Ama bir kurtlu elma karşılığında koca bir galaksi kümesini vermek ahmaklık değilse nedir?

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?