
Sevgili dostum.
Bir Cuma sabahı Moğollar, konakladıkları Akşehir Gölü kenarından, Akşehir'e bir eri elçi olarak gönderirler. Elçi kadıyla görüşmek istediğini bildirir. Kadıyı Nasreddin Hoca'nın huzuruna çıkarırlar. Hoca o sırada bir dava ile meşguldür. Elçiye yer gösterir, oturup beklemesini söyler. Adam ihtiyacı olduğunu, yoksa sizi rahatsız eder miyim gibi sözlerle, ısrarla hocadan yirmi akçe ister. Hoca şaşkın şaşkın adamı dinler. Senin iş kolay der, adam sevinir, nasıl der. Bir ay önce, senden aldığım elma bahçesine koyun sürüleri girmesin diye, etrafına çalı diktim. Geçen baktım da koyunlar çalılara sürtünerek geçiyor, aklınla bin yaşayasın, birkaç aya kalmaz, çalılar epey yün tutar, yünleri toplar, hanıma veririm, hanımda yünü eğirir ip yapar, çorap örer, pazarda satar borcumu öderim der. Adam hem şaşırır hem de kendini tutamaz, kahkahalarla gülmeye başlar, hatta gülmekten konuşamaz. Hoca, hemen lafı yapıştırır. Bak gördün mü peşin parayı duyunca nasıl da gülersin der. Elçi askerde gülmekten kendini tutamaz. Kadı efendi bir çift çorapta bana ör der. Hoca, şükür burayı pazara çevirdiniz der ve elçiye dönerek, bir daha söz vermeden konuşursan, senin ayağına değil, başına çorap örmeyi düşünüyorum der. Elçi, anlamadım der. Hoca, akıllı durmazsan anlarsın, akıllı durursan, sana çorap hediye edeceğim der. Tamam der elçi, Hoca Subaşına dönerek, elçiye yengenden bir çift çorap al gel, baş için olmasın ayak için olsun der. Elçi konuşulanlardan bir şey anlamaz, Subaşı gülerek çorap getirmeye gider. Hoca, bahçeyi aldığı adama dönerek, istersen başkasına satabilirsin. Halbuki seninle anlaşmıştık, seksen akçem vardı, yirmisini mahsulde verirsin diye sen söyledin. Yoksa ben almazdım. Müşteri varsa sat, yalnız ben bahçeye on akçe harcadım, kim alacaksa getir kayıt defterine işleyelim der. Adam, tamam hocam deyip çıkar. Çıkmasıyla girmesi bir olur. Bu vatandaş alacak der. Herkes şaşırır. Sen mi alacaksın bahçeyi der, getirdiği adam, evet der. Hoca, ben seni hiç görmedim, sen beni gördün mü? Yok kadı efendi ben Türkmenim yeni geldim Akşehir'e. Hoca kayıt defterini açar, bahçenin kendisine satıldığını okur. Bire adam sen benim malımı satmaya, sende bana sormadan almaya utanmaz mısınız diye kızar. Alacak olan, bahçe benim dedi, ben nerden bilirim diye konuşur. Hoca, anlaşıldı sen git başka yerden bahçe al, bu bahçe satılık değil, satsam bile yüz yirmi akçeden aşağı vermem. Var mı o kadar paran? adam var yüz elli akçe bile veririm, sen git, sen gel, adama dönerek dua et de çalılar çabuk yün toplasın, ya da meyveler çabuk olgunlaşsın. Katibe dönerek, bu adama iki yıl, alım satım yapamaz hükmünü kayda geç ve gönder. Subaşına döner, Akşehir’e Türkmen göçü var arazileri değerinden fazlaya kimse satmasın. Akşam ahiler toplansın, bu konuyu bir karara bağlayalım. Moğol elçisine dönerek, seni dinliyorum, elçi yarın komutan Akşehir'i ve sizi ziyarete gelecek. Hoca ayağa kalkar, Subaşına ahi başı nalbant Abdullah efendiye söyle, hoca aldığı bahçeyi yüz on akçeye satıyor de haberi olsun. Bu bahçenin suyu çıktı, borcumuzu verelim, elmayı manavdan yiyelim. Elçiyi bekletmeyelim, yarın bekliyoruz. Yalnız gelirse sevineceğimi ya da elini işaret ederek, bir elin parmaklarını geçmeden gelsinler, anlaşma yapalım. Subaşına dönerek, elçiyi al, imarete götür, karnını bir güzel doyursun. Atını yemlediniz mi diye sorar. Yemledik epeydir bakım yapılmamış, kaşağıladık, nallarını yeniledik. Elçi şaşırır, neden bu kadar iyi davranıyorsunuz? Hoca, elçi değil esirimiz olsan da aynısını yapardık. Elçiye zeval olmaz, hayvansa asla ihmale gelmez, sen Moğol’un emaneti, atsa Allah'ın emaneti, atına iyi bak der ve yolcu eder. Birde unutma aynı gün bırakmayacağım, bir gün sonra gelecekler. Elçiyi gönderirken, Âhi başı koşarak hocaya gelir, hayırdır hocam bahçeyi satıyormuşsun, evet alacak mısın? Ahi başı, alsaydım sizden önce alırdım, bana komşu olun diye, ben size önerdim. Siraceddin yirmi akçesini ister. Mesele o değil, Türkmen göçü var, araziler değerinden fazlaya satılırsa, sadece parası olanlar alır. Fakir fukara ortada kalır. Ulak çıkar yanında cazgır da olsun, her yeri dolansınlar, köyler dahil. Bahçe arazi satışları, ahi teşkilatına bildirilecek, belirlenen fiyat üzerine satılmayacak, bu iş acil der. Ahi başkanı tamam, birde bahçeyi satamazsın, benimle ortak ol. Benim emeğim var, çalıda da, çınarın etrafında da, meyvede de beraber olacaktık. Yirmi beş akçe vereceğim, beşte bir hisse bana veriyorsun, itiraz istemem, kadı efendi der ve hocayı dinlemeden çıkar. Çıkarken, akşam toplantıda görüşelim, muhacirler ensar görsünler der ve gider. Hoca, subaşına dönerek, dünya böyleleri yüzünden dönüyor, subaşı unutma.
Cuma namazı saati gelmiştir, hoca vaaz verir, ensar ve muhaciri anlatır, Moğol baskısından, Türkmenler bizim bölgemize akın ederler, onlar bizim kardeşlerimizdir, onlardan kimse faydalanmaya kalkmasın, hiçbir malın fiyatını, artırmasın hatta mümkünse fazla olan malından, fakir olanlarına bağışlasın, Akşehir kıyamete kadar ak kalsın diye nasihat eder. Ayrıca yarın öyleden sonra, Moğol komutanı iadeyi ziyarette bulunacak, kaç kişi gelirler bilinmez, yarın öğle namazından sonra, tedbir bakımından kimse evinden çıkmasın. Bir deli kuyuya bir taş atar da, kırk akıllı çıkaramaz. Sokakta dergah görevlileri ve kadılık korumaları tedbir alacak, bizi zor duruma düşürmeyeceğinizden eminim der.
Diğer gün öğleden sonra, komutan ve dört muhafız Akşehir'e girerler. Nasreddin Hoca karşılar. Atlarından inerler, hoca atlara bakım yapılmasını subaşına bildirir, seyis gelir atları ahıra götürür. Hoca komutana dönerek, yemek hazırlattım, beraber yemeğe geçelim der. Hoca önde imarete gelirler, komutan burası nedir diye sorar. Hoca, burada günün her saatinde yemek olur, karnı acıkan, herkese açıktır. Masada incirinde var olduğunu gören komutan, gülmeye başlar, hocam önceden uyarda bir çuval inciri berbat etmeyelim der. Hoca, size iki çuval incir hazırladım, gerisi sizin bileceğiniz iş. İster berbat edersiniz, ister abat edersiniz karar sizin der. Yemekler yenir muhabbet uzun sürer, akşam olur. Yatacakları yere götürür, bugün burada istirahat edin. Yarın sabah kahvaltısından sonra şeyhimiz, üstadımız Hayrani hazretleri sizlere kahve içirmek ister, sonra gidersiniz. Ayrıca güzel hamamımız var, görmenizi tavsiye ederim der. Komutan merak ettim bakalım der. Hamama gelirler, komutan yıkanmak ister, herkese bir oda odada peştamal vardır. Hoca peştamalı göstermek için oda soyunur. Hamama girerler, komutan benim peştamalım sizinkinden farklı neden der. Hoca, seninki ipek, bizimki pamuk ya da ketendir, senin peştamalın on iki akçe, bizimki iki akçe der. Komutanın hoşuna gider gülerler. Neden bana bunu verdin der. Hoca, tellaklar hamamcılar tarafından komutan olduğun anlaşılsın diye. Yoksa insanın değerini elbise belirlemez, makamını belirler der. Ben iki akçelik peştamal giydim diye kıymetim iki akçe değildir herhalde, Sahi hoca sen kaç akçe edersin hiç düşündün mü der. Hoca, kimine göre, bir para bile etmem, kimine göre paha biçilmem, onu bana değil, başkasına soracaksın der. Peki hoca sana soruyorum, ben kaç akçe ederim? On akçe edersin der. Komutan, hoca ayıp olmuyor mu, taktığım peştamal bile on iki akçe sen demedin mi? Hoca ben zaten peştamala değer biçtim, sen takınca iki akçe kaybetti der. Hoca sen ne yaptın, bir çuval inciri berbat ettin. Hep sen berbat edecek değilsin ya bir de biz berbat edelim der ve gülmeye başlarlar. Hz. Mevlanayla tanıştınız mı der hoca. Evet der komutan. Bak onun bir sözünü söyleyeyim, sen sabaha kadar düşün, bu düşünce sizde var komutan. Benim için paha biçilmezsiniz. Yanlışın içinde olursanız, bir para etmezsiniz, yalnız siz değil bende öyle, iyi düşünelim. Mevlana derki "Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok" Bizim inancımızda, savaşı kazanmaktansa, bir insan kazanmak daha evladır. Komutan sen karar ver, savaş mı barış mı? Haftaya Moğol’un Müslüman oluşu. Hoşça kalın, dostça kalın.



