
Geçtiğimiz hafta biraz merak, biraz da araştırma hevesiyle Höyüktepe civarına çıktım. Amacım, son zamanlarda adını sıkça duyduğum Yalova kekiğini yerinde görmekti. İyi ki de gitmişim. Gerçekten farklı bir kekik kokusuyla karşılaştım. Hani bazen bir kokuyu tarif edemezsiniz ama diğerlerinden farklı olduğunu hemen anlarsınız ya, işte öyle. Aroması oldukça yoğun, kendine has bir kokusu var. Ben zaten doğayla, toprakla, bitkilerle ilgilenmeyi seviyorum. Ama insan yaşadığı şehrin dağlarında neler yetiştiğini araştırmaya başlayınca daha da şaşırıyor. Çocukluğumun geçtiği Elmalık köyünün sırtlarında, Samanlı Dağları'nın eteklerinde böyle güzel bir bitkinin yetişmesi beni ayrıca mutlu etti. Eve dönünce başladım araştırmaya. Meğer Yalova kekiği, yurt dışından bile talep gören bir bitkiymiş. Yalova’nın köklü aktarcısı Mısır Çarşısı İşletmecisi Gökhan Doğan, bu kekiğin özellikle Elmalık köyü sırtları ve Höyüktepe çevresinde yetiştiğini, uçucu yağ oranının yüksek olduğunu ve ilaç sektöründe kullanıldığını anlatmıştı. Ben de biraz bilimsel makaleleri karıştırdım. 2007 yılında yayımlanan bir araştırmada, Marmara Bölgesi'nden toplanan kekik türlerinin uçucu yağları incelenmiş. Üstelik bu çalışmada Yalova'daki Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nünde katkısı var. 2011 yılında yapılan başka bir araştırmada ise farklı bölgelerden toplanan İstanbul kekiğinin verimi, kalitesi ve uçucu yağ bileşenleri araştırılmış. Çalışmalarda karvakrol ve timol gibi maddelerden söz ediliyor. 2024 yılında yayımlanan bir bilimsel derlemede de kekiğin kokusunu ve tadını oluşturan uçucu yağ bileşenlerinin yetiştiği bölgeye, iklime ve hasat zamanına göre değişebildiği anlatılıyor. Bunları okuyunca Höyüktepe'de kokusuna hayran kaldığım kekiği daha da merak ettim. Tabii bu çalışmalar, doğrudan Höyüktepe'deki kekiğin analiz edildiği anlamına gelmiyor. Hatta araştırdıkça şunu da öğrendim: Biz birçok farklı bitkiye kekik diyoruz. Önce bizim dağlarımızda yetişen bitkinin türünü kesin olarak belirlemek gerekiyor.
NEDEN ARAŞTIRILMASIN?
Peki, neden bizim kekiğimiz de araştırılmasın? Geçtiğimiz günlerde İl Tarım ve Orman Müdürümüz Mustafa İlmeç, gazetemize bizleri ziyarete geldi. Sohbetimiz sırasında söz Yalova'nın bitkilerinden açılınca ben de bu kekik meselesini anlattım. Höyüktepe'ye gittiğimden, orada karşılaştığım kokudan ve bu bitkinin araştırılmasını ne kadar istediğimden bahsettim. Mustafa Bey de konunun araştırılması gerektiğini belirterek ilgili arkadaşlarına gerekli talimatları iletti. Açıkçası buna çok sevindim. İnsan merak ettiği, önemsediği bir konuyu anlatınca karşılık bulmasını istiyor. Ben de dağda kokusunu duyup peşine düştüğüm bu küçücük bitkinin sohbetimizde kalmamasına mutlu oldum. İlgisi ve konuyu araştırmaları için ilgili arkadaşlarına iletmesi dolayısıyla Mustafa İlmeç'e teşekkür ediyorum. Şimdi ben de merakla neler öğrenileceğini bekliyorum. Hangi türdür, uçucu yağ oranı nedir, başka bölgelerde yetişen kekiklerden farklı özellikleri var mıdır? Bunların cevabını bilim insanları verecek. Belki de elimizin altında düşündüğümüzden çok daha kıymetli bir doğal ürün var. Belki benim kokusunu farklı bulduğum bu bitkinin, yetiştiği toprakla ve iklimle ilgili anlatılacak güzel bir hikayesi var. Ben Yalova kekiğinin bilimsel olarak araştırılmasını ve özellikleri uygun bulunursa “Yalova Kekiği” adıyla coğrafi işaret tescili için çalışma başlatılmasını istiyorum.
AYRI AYRI ZENGİNLİK..
Sadece kekik de değil. Bir de bizim Yalova kestanemiz var. Yalova kestanesinin tadı da bana hep farklı gelmiştir. Özellikle kendi yöremizde yetişen kestanenin o kendine has lezzetini başka yerde kolay kolay bulamıyorum. Kestane konusunda da araştırmalar yapılmış. Yalova'daki araştırma enstitüsü, kestane çeşitleri üzerine uzun yıllardır çalışıyor. Yalova kökenli Hacıömer kestanesi, 1990 yılında çeşit olarak tescil edilmiş. Demek ki bu toprakların kestanesi de bilimsel çalışmaların konusu olmuş. Üstelik Yalova Kestane Balı, 2024 yılında coğrafi işaret tescili aldı. Bu gerçekten güzel bir gelişme. Ama ben kestane meyvesinin kendisinin de Yalova adıyla daha fazla tanınmasını, yöresel özelliklerinin araştırılmasını ve coğrafi işaret açısından değerlendirilmesini isterim. Çünkü biz bazen sahip olduğumuz şeylerin değerini yeterince bilmiyoruz. Başka şehirlerin yöresel ürünlerini, festivallerini, coğrafi işaretlerini görünce imreniyoruz. Oysa bizim de dağlarımızda, ormanlarımızda, köylerimizde ne güzel değerler var. Bir tarafta kekiğimiz, bir tarafta kestanemiz, diğer tarafta kivimiz, aronyamız, kestane balımız… Bunların her biri Yalova için ayrı bir zenginlik.
BU ŞEHRİN ADIYLA DUYURALIM..
Elbette tescil almak tek başına yeterli değil. Bu bitkileri korumamız da gerekiyor. Özellikle doğada kendiliğinden yetişen kekiklerin bilinçsizce toplanmasını istemem. Bugün kokusuna hayran kaldığımız bitkiyi yarın da aynı yerde görebilmeliyiz. Mustafa İlmeç'in konuyla ilgilenmesi beni umutlandırdı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüzün, araştırma enstitümüzün, üniversitemizin ve Ticaret ve Sanayi Odamızın katkılarıyla bu konuda güzel çalışmalar yapılabileceğine inanıyorum. Önce dağımızda ne yetiştiğini öğrenelim. Özelliklerini ortaya koyalım. Koruyarak nasıl değerlendirebileceğimize bakalım. Yalova'ya özgü bir değeri varsa da bunu şehrimizin adıyla duyuralım. Belki ben biraz fazla heyecanlanıyorumdur. Ama insan kendi memleketinde yetişen küçücük bir bitkinin bile değer gördüğünü bilmek istiyor. Yalova'nın denizini, kaplıcalarını, çiçeklerini anlatırken dağının kekiğini, ormanının kestanesini de tanıtalım. Çünkü bu toprakların yalnızca manzarası değil, kokusu da güzel. Ve bence o kokunun da bir adı olmalı: Yalova.


