
Anahtar Parti Genel Merkez Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları Başkan Yardımcısı Kubilay Özer, siyasetin temel işlevine ve ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
..”Vatandaşın onuru seçim dönemlerinde hatırlanacak bir istatistik değil, devlet yönetiminin merkezinde olması gereken temel değerdir.”
..”Oysa demokratik toplumlarda vatandaşın görevi beklemek değil, hesap sormaktır. Çünkü hesap sorulmayan iktidar, zamanla hizmet makamı olmaktan çıkar ve alışkanlık makamına dönüşür.”
Haber \ Büşra GÜNDÜZ
Anahtar Parti Genel Merkez Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları Başkan Yardımcısı Kubilay Özer, siyasetin temel sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anahtar Parti temsilcisi Özer, yaptığı açıklamada siyasetin esas görevinin geleceğe yönelik vaatler üretmek değil, mevcut sorunlara çözüm geliştirmek olduğunu vurguladı.
‘ÇÜNKÜ VAAT, HESAP VERMEKTEN DAHA KOLAYDIR’
Özer, “Çünkü iktidar olmak, yarın ne yapacağını anlatma makamı değil, bugün ne yaptığını açıklama sorumluluğudur. Buna rağmen uzun yıllardır aynı manzaraya şahit oluyoruz. Ülkeyi yönetenler, sanki devletin bütün imkânları ellerinde değilmiş gibi, sanki karar alma mekanizmalarının dışında bırakılmışlar gibi, sürekli geleceği anlatıyorlar. "Yapacağız", "edeceğiz", "çözeceğiz" diyorlar. Oysa vatandaşın aklındaki soru çok daha basit. Madem yapacaktınız, neden bugüne kadar yapmadınız? Tarih bize gösteriyor ki iktidarlar çoğu zaman başarısızlıklarını vaatlerin gölgesine saklamaya çalışmıştır. Roma'dan günümüze kadar halkın dikkatini mevcut sorunlardan uzaklaştırmanın en etkili yolu, geleceğe dair büyük sözler vermek olmuştur. Çünkü vaat, hesap vermekten daha kolaydır. Hesap vermek geçmişe bakmayı gerektirir; vaat ise geleceği belirsizliğin sisleri arasına bırakır lakin bir toplumun kaderi, söylenen sözlerle değil, yapılmış işlerle belirlenir” dedi.
‘İNSANLARI BU ZAM BEKLENTİSİNE MAHKUM EDEN DÜZENİ KİM KURDU?’
Ekonomik sorunlara da değinen Özer, emekli ve asgari ücretlilerin yaşadığı geçim sıkıntısına dikkat çekerek, artan hayat pahalılığı karşısında yapılan maaş düzenlemelerinin kalıcı çözüm olmadığını savundu. Özer, “Bugün yaşadığımız ekonomik tablo da bunun en somut örneklerinden biridir. Yıllardır geçim mücadelesi veren emekliler, asgari ücretliler ve dar gelirli vatandaşlar, hayat pahalılığı karşısında nefes almakta zorlanırken yine aynı senaryo sahneye konuluyor. Maaş zamları konuşuluyor, yeni düzenlemeler dillendiriliyor, beklentiler yükseltiliyor. Ancak hiç kimse şu soruyu sormuyor. İnsanları bu zam beklentisine mahkum eden düzeni kim kurdu? Bir insanın aldığı maaşa yapılacak birkaç puanlık artışın bayram sevinci gibi sunulması, aslında o insanın ne kadar yoksullaştığının itirafıdır. Çünkü mesele yalnızca maaşın miktarı değildir. Mesele, alınan maaşın insan onuruna yakışır bir hayat kurmaya yetip yetmediğidir. Açlık sınırının gölgesinde yaşarken yapılan zamlar, çoğu zaman yaraya merhem değil, pansuman olmaktadır. Vatandaşın ihtiyacı sürekli zam haberi beklemek değil; zam beklentisine ihtiyaç duymayacağı güçlü bir ekonomik düzendir. Daha da tehlikelisi, toplumun bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir seçime hazırlanıyor gibi yönetilmesidir. Her konuşma, her açıklama, her ekonomik vaat geleceğe dönük bir kampanya dili taşımaktadır. Böylece insanlar mevcut sorunları sorgulamak yerine, kendilerine vaat edilen geleceği beklemeye yönlendirilmektedir. Oysa demokratik toplumlarda vatandaşın görevi beklemek değil, hesap sormaktır. Çünkü hesap sorulmayan iktidar, zamanla hizmet makamı olmaktan çıkar ve alışkanlık makamına dönüşür” ifadelerini kullandı.
‘GELECEK; VAATLERLE DEĞİL, İCRAATLARLA İNŞA EDİLİR’
Açıklamasında düşünür Hannah Arendt’in “siyaset eylemdir” yaklaşımına da atıfta bulunan Özer, sözlerin değil icraatların belirleyici olduğunu vurguladı. Özer, “Eylemin olmadığı yerde sözlerin değeri azalır. Çünkü siyaset, kürsülerde kurulan cümlelerle değil, insanların hayatında meydana gelen değişimlerle anlam kazanır. Eğer bir iktidar yıllardır çözebileceği sorunları seçim yaklaşırken yeniden vaat etmeye başlıyorsa, orada vaat ile gerçeklik arasında ciddi bir mesafe oluşmuş demektir. Milletin ihtiyacı olan şey, sürekli geleceği anlatan siyasetçiler değil; bugünün hesabını verebilen yöneticilerdir. Gelecek, vaatlerle değil icraatlarla inşa edilir. Vatandaşın onuru seçim dönemlerinde hatırlanacak bir istatistik değil, devlet yönetiminin merkezinde olması gereken temel değerdir. Unutulmamalıdır ki; iktidarın en büyük sınavı neyi vaat ettiği değil, elindeki yetkiyle neyi gerçekleştirdiğidir. Yapılmayan hizmetin mazereti olabilir; fakat yıllarca yapılmayıp seçim zamanı hatırlanan hizmetin adı mazeret değil, ihmaldir. Halkın hafızasına güvenerek siyaset yapanlar seçim kazanabilir; fakat halkın aklına güvenmeyenler geleceği kazanamazlar” diyerek açıklamasını tamamladı.

