
Tarım Danışmanı ve Bitkifidan.com Kurucusu Soner Taştan, Türkiye’de plansız ve düzensiz tarımsal üretimin çiftçinin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini belirtti. Aronya ve domates başta olmak üzere birçok üründe arz-talep dengesinin bozulduğuna dikkat çeken Taştan, “Pazarı olmayan ürünleri üretmek ya da yalnızca popüler olduğu için bir ürüne yönelmek maalesef Türk tarımına zarar veriyor” dedi.
Haber / Zeynep TAŞTAN
Türkiye’de tarımsal üretimde yaşanan planlama sorunlarına dikkat çeken Tarım Danışmanı ve Bitkifidan.com Kurucusu Soner Taştan, çiftçilerin üretim öncesinde pazar koşulları dikkate alınarak yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Taştan, tarımsal üretimde her yıl benzer sorunların yaşandığını belirterek, “Ülkemizde kanayan bir yara haline gelen düzensiz tarımsal üretim, maalesef günümüzde hala en büyük hasat dönemi problemlerinden biri olarak karşımızda duruyor. Her sene önemli bir üründe ya pazar problemi yaşanıyor ya da arz-talep ilişkisindeki dengesizlik nedeniyle ürün ciddi şekilde değer kaybediyor” ifadelerini kullandı.
‘ÇİFTÇİ ÜRETİM MALİYETİNİ BİLE KARŞILAYAMIYOR’..
Üretim miktarının pazar kapasitesinin üzerine çıkması halinde çiftçinin ekonomik olarak zor durumda kaldığını dile getiren Taştan, şunları söyledi: “Ürün değer kaybettiğinde çiftçi, üretim maliyetlerinin yarısını bile karşılayamaz hale gelebiliyor. Böyle bir durumda üreticinin önünde çok fazla seçenek kalmıyor. Ya ürününü tarlada veya bahçede bırakıyor ya da hasat ettiği ürünü satamadığı için imha etmek zorunda kalıyor. Bu durum yalnızca çiftçiyi değil, Türk tarımını da derinden yaralıyor.” Üreticinin bir yıl boyunca emek verdiği ürünün hasat döneminde değerini kaybetmesinin sürdürülebilir tarım açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten Taştan, üretim planlamasının önemine dikkat çekti.
‘ARONYA ÇOK HIZLI YAYGINLAŞTIRILDI’..
Son yıllarda Türkiye’de üretimi hızla artan aronya meyvesini örnek gösteren Taştan, ürünün popüler hale gelmesiyle birlikte çok sayıda yeni bahçe kurulduğunu belirtti. Taştan, “Bunun en basit örneklerinden biri aronya. Türkiye’de son yıllarda çok popüler hale gelen aronya meyvesinin hasat dönemi yaklaştı. Aronya dikimi birçok çiftçiye önerildi. Tarım il müdürlükleri başta olmak üzere farklı kurumlar ve tarımsal işletmeler tarafından ürünün yetiştiriciliği yaygınlaştırıldı. Bunun sonucunda Türkiye’nin birçok bölgesinde yeni aronya bahçeleri kuruldu” dedi. Aronya üretimindeki artışın aynı ölçüde pazar artışıyla desteklenmediğini savunan Taştan, şöyle devam etti: “Geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaklaşık 200-250 ton civarında aronya hasadı yapıldığını değerlendiriyoruz. Ancak ülkemizdeki satış miktarının bu üretimin yarısına bile ulaşmadığını görüyoruz. Buradaki en önemli problem, üretimin artırılması kadar ürünün nerede ve nasıl satılacağının planlanmamış olmasıdır.”
‘BU YIL HASAT DAHA DA ARTABİLİR’..
2026 yılı iklim koşullarının aronya açısından olumlu seyrettiğine dikkat çeken Taştan, bu yıl üretim miktarında artış yaşanmasının beklendiğini söyledi. Taştan, “Bu yıl iklim şartlarının elverişli olması nedeniyle aronya hasadının geçtiğimiz yılın da üzerine çıkmasını bekliyoruz. Üretim artacak ancak pazar aynı oranda büyümezse çiftçimizin elindeki ürün miktarı da artacaktır. Pazar sorunu çözülmedikçe maalesef yeni aronya bahçeleri kurulmayacak, hatta mevcut bahçelerin bir kısmı zaman içerisinde sökülmeye başlanacaktır” ifadelerini kullandı. Aronyada yalnızca üretimin teşvik edilmesinin yeterli olmadığını belirten Taştan, “Ürünü yetiştirmek işin sadece bir kısmıdır. Bunun işlenmesi, depolanması, pazarlanması, sanayiye kazandırılması ve ihracat kanallarının oluşturulması gerekiyor. Aksi halde çiftçiye ‘bu ürünü dik’ demek tek başına çözüm değildir” dedi.
‘SORUN YALNIZCA ARONYA DEĞİL’..
Plansız üretim sorununun yalnızca aronya ile sınırlı olmadığını belirten Taştan, tarla bitkileri, sebzecilik ve sera üretiminde de benzer sorunların yaşandığını ifade etti. Taştan, “Aronya özelinden çıktığımızda tarla bitkileri alanında da aynı problemi görüyoruz. Düzensiz üretimden kaynaklanan arz-talep dengesizliği nedeniyle birçok ürün tarlada, bahçede veya serada kalabiliyor. Bazı dönemlerde ürünün toplanma maliyeti dahi satış fiyatının üzerine çıkıyor. Böyle olunca çiftçi ürünü toplamaktan vazgeçiyor” diye konuştu.
‘DOMATESTE DE PAZAR PROBLEMİ YAŞANDI’..
Bu yıl domates üretimindeki artışa da dikkat çeken Taştan, bazı bölgelerde üretim fazlasının fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Taştan, “Son dönemde bunun örneklerinden birini domateste görüyoruz. Bu yıl domates üretiminin fazla olması bazı bölgelerde pazar konusunda ciddi sıkıntılara yol açtı. Üretim fazla olduğunda, talep aynı seviyede kalıyorsa fiyatların aşağı gelmesi kaçınılmaz oluyor. Bunun yanında tarımsal sanayi alanında üretilen bazı ürünlerde de çiftçinin beklediği fiyatlara ulaşılamadı” dedi.
‘HERKES HER ŞEYİ DİKMEMELİ’..
Türkiye’de tarımsal üretimin sürdürülebilir hale gelmesi ve çiftçinin düzenli gelir elde edebilmesi için bölgesel üretim planlamasına geçilmesi gerektiğini savunan Taştan, tarım havzalarına göre ürün deseninin belirlenmesini önerdi. Taştan, “Türkiye’de tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilir olması ve çiftçinin her yıl düzenli bir gelir elde edebilmesi için bölgelere ya da havzalara göre ürün seçimi yapılmalıdır. Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar üretileceği önceden planlanmalıdır. Gerekirse belirli ürünlerde kota uygulanmalıdır. Yani herkes her şeyi dikmemelidir” ifadelerini kullandı. Üretim planlamasında yalnızca iklim ve toprak yapısının değil, pazarın da dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Taştan, şöyle devam etti: “Bir bölgede bir ürün yetişiyor diye herkesin aynı ürünü dikmesi doğru değildir. Öncelikle o ürünün ne kadar tüketildiğine, ne kadarının sanayide kullanılabildiğine, ihracat imkanına ve mevcut üretim miktarına bakılması gerekiyor. Bütün bunlar hesaplandıktan sonra çiftçi yönlendirilmelidir.”
‘POPÜLER ÜRÜN BİRKAÇ YIL SONRA ÇİFTÇİNİN ELİNDE KALIYOR’..
Tarım sektöründe dönem dönem bazı ürünlerin yüksek gelir getirdiği yönünde oluşan algının üreticileri aynı ürüne yönlendirdiğini söyleyen Taştan, bunun birkaç yıl sonra arz fazlasına neden olabildiğini ifade etti. Taştan, “Maalesef tarımda şöyle bir alışkanlık oluşuyor; bir ürünün iyi para kazandırdığı duyulduğunda herkes aynı ürünü dikmeye başlıyor. İlk yıllarda ürün az olduğu için fiyat yüksek oluyor. Ancak birkaç yıl sonra üretim alanları katlanıyor. Tüketim ve pazar aynı hızda büyümeyince bu kez ürün çiftçinin elinde kalıyor” dedi. Taştan, sözlerini şöyle tamamladı: “Popüler diye dikilen ürünlerin büyük bölümü 3-5 yıl sonra aynı popülerliğini kaybedebiliyor. Üretim fazla, pazar yetersiz kalınca çiftçi zarar ediyor. Bunun önüne geçmenin yolu üretmeden önce pazarı planlamaktır. Çiftçinin yalnızca ne üreteceğini değil, ürettiği ürünü kime, nerede ve hangi şartlarda satacağını da bilmesi gerekir. Eğer üretim planlı yapılırsa çiftçi bir nebze rahat eder. Aksi halde aynı sorunları her hasat döneminde konuşmaya devam ederiz.”



