BIST 100
13.620,95 -1,57%
DOLAR
43,4845 0,06%
EURO
51,2984 0,05%
GRAM ALTIN
6.516,46 0,20%
FAİZ
34,44 -0,49%
GÜMÜŞ GRAM
110,81 -0,88%
BITCOIN
78.613,00 0,19%
GBP/TRY
59,4342 0,01%
EUR/USD
1,1791 0,00%
BRENT
66,59 -3,98%
ÇEYREK ALTIN
10.654,41 0,20%

YÜRÜYEN KÖŞK’ÜN 1948 YILINDAKİ DURUMU

muhsin-sevencan-haberci-kose-yazisi

 

Bu hafta sizlere 1948 yılında gazeteci Cemaleddin Bildik’in Yürüyen Köşk’le ilgili izlenimlerini aktaracağım. Sürekli tartışılan Yürüyen Köşk’ün eksilen eşyaları nelerdir? Değişen halleri var mıdır? O köşkle bu köşk aynı mıdır? Buyurun Yürüyen Köşk’ün 1948 yılı gezisine katılın. Sonra değerlendirmesini kendiniz yapın!

Bilmediğimiz Müze

Atatürk’ün Yalova’daki Küçücük köşkünde neler var?

Büyük Çınarın altında…

Yazan. Cemaleddin Bildik

Millet ve Baltacı çiftliklerinin enteresan hikâyesi- Atatürk’ün kahve içtiği biricik fincanı- Sedir ve divan merakı- Atatürk’ün aynası, baş fırçası ve tarağı- Kadife döşemelerin güzelliği- Kekenez avı- Gramofon üstündeki plaklar

Bugün, sizi, bilmediğiniz bir müzede gezdireceğim. Fakat gezimize başlamadan önce 19 yıl evveline ait şu enteresan vakıalara bir göz atmamız icap ediyor.

1929 yılının sonbaharı… Atatürk, Ertuğrul yatı ile İzmit’ten hareket ederek denizde bir gezinti yapıyor. Yanında İzmit’in o zamanki valisi Eşref Bey var… Grubun en güzel saatlerinde, Yalova sahilini takiben yoluna devam eden yat, “Millet Çiftliği” adı ile anılan yerin hizasından geçerken Atatürk, büyük bir çınar ağacı görüyor ve bu çınarın altında kahve içmek istediğini söylüyor. Yat, mümkün olabildiği kadar sahile yaklaşıyor, indirilen sandal ile karaya çıkılarak o büyük çınarın altında oturuluyor. Kahveler içilirken Atatürk, güzelliğinden bahsettiği bu geniş arazinin metruk halde bırakılmış olmasını doğru bulmayarak:

 “-İmar edelim! Diyor.

Bu sırada kendilerine Yalova merkez kazasının öbür ucunda da yine aynı vaziyette bakımsız kalmış bir çiftlik bulunduğundan bahsediliyor ki bu, şimdiki “Baltacı Çiftliği” dir.

Atatürk, Baltacı çiftliğine gidiyor ve büyük bir istikbal vadeden bu verimli arazinin de satın alınarak işletilmesi için emirler veriyor.

Bundan sonra Atatürk’e, Yalova kaplıcalarının tarihinden bahisle bu şifa membaının da bakıma ihtiyacı olduğu söyleniyor.

Atatürk, aynı gün Yalova kaplıcalarına da çıkıyor ve oranın da imarla bir şifa ve dinlenme yeri haline getirilmesi için vakit kaybetmeden faaliyete geçilmesini emrediyor.

Çınar dibi kahvesini takip eden günlerde bir taraftan metruk “Millet ve Baltacı” çiftlikleri satın alınarak faaliyete geçiriliyor, diğer taraftan da Yalova kaplıcalarını bugünkü hale getiren inşaata başlanıyor.

Atatürk Müzesi

                Şimdi gezmeye başlayacağınız müze, yukarıda bahsi geçen büyük çınarın yanında, Atatürk’ün “Millet” çiftliğine geldikçe istirahatleri için yapılan minimini, fakat çok şık köşktür. Yalova’ya her gelişinde birkaç gününü içinde geçirdiği bu köşk, Atatürk’ün vefatı üzerine kilitlenmiş, kapısına da bir “Müze” levhası asılmıştır.

Millet ve Baltacı çiftliklerinin kuruluş tarihinden itibaren bu çiftliklerin müdürü olan Zeki Yeğin’in:

“-Habibe Hanım!...” diye bağırması üzerine yanımıza gelen ufak tefek bir kadın:

“-Müzeyi mi gezmek istiyorsunuz?” Diye soruyor.

Müdür:

“-Evet”, diyor, “Müzeyi gezmek istiyoruz.”

Koşup bir anahtar getiriyor, kapıyı açıyor.

Birinci Kat

İki kattan ibaret olan bu minimini köşkün birinci katına giriyoruz. Solda küçücük bir oda var. Müdür, bu odanın büfe olduğunu söyledikten sonra içeriye giriyoruz. Köşede bir cam dolap göstererek içindeki bardaklar, kadehler ve fincanlar hakkında malumat veriyor:

“- Bu bardaklar da, kadehler de, fincanlar da hep Atatürk’ün malıdır.”

Pırıl pırıl kadehlerle bardakları tetkik ederken müdür Zeki Yeğin, lacivert zemin üzerine pembe çiçeklerle gayet zarif bir fincan gösteriyor ve:

“- Atatürk, diyor, diğer fincanlardan hiç biriyle içmemiştir diyebilirim. O, yalnız bu fincanı sever ve her gelişinde onunla kahve içerdi.”

İstirahat Odası

Büfeden ayrıldıktan sonra yine mini mini bir koridordan geçiyor, genişçe bir odaya giriyoruz. Çiftlik müdürü:

“- Bu oda, diyor, Atatürk’ün istirahat odası idi.”

O kadar sade ve güzel bir oda idi ki burası, insanın içi ferahlıyordu. Odanın iki duvar dibine, sedir biçiminde boydan boya divan konmuştu. Yerden iki karış kadar yüksek olan bu divan, yuvarlak ara yastıklarla bölünmüş, gayet güzel bir kadife ile kaplanmıştı. Siyah zemin üzerine serpilen kahverengi, sarı ve beyaz büyük yapraklar birbirlerine öyle intibak etmiş ki, yerdeki halının bu kadife döşemelerinin rengine uydurulmasında bile ince bir zevk göze çarpıyordu…

Duvarlarda bir cins koyun tabloları vardı.

Gramofon

Odada, bu divanlardan, aynı kadife ile kaplı iki koltuktan, bir sigara masasından ve bir de gramofondan başka eşya yoktu. Zeki Yeğin, gramofon hakkında izahat vererek:

“- Atatürk’ün, dedi, bu köşkten son ayrılışında gramofonun vaziyeti nasıl idiyse öylece bıraktık. Bakınız kapağı açıktır ve üstünde de şu plaklar durmaktadır.”

Plakları tetkik ettiğimiz zaman Atatürk’ün alaturka musikiyi alafrangadan daha çok sevdiğini bir kere daha öğrenmiş oluyoruz. Altı plaktan yalnız bir tanesi alafranga…

Alaturka plaklara şöyle bir göz atıyoruz. Hafız Saadettin’in bir gazeli ve bir şarkı… Şarkının plak üzerinde yazılı bir kıtasını not ediyorum:

Karlı dağlar yıldızı / Yamandır Yörük kızı / İçtik tatlı kımızı / Yamandır Yörük kızı

Malum olduğu üzere Kımız, beygir sütünden imal edilen en eski bir Türk içkisidir.

Diğer bir plağa bakıyoruz: “Seni bir güngörmezsem”, ötekinin üstünü okuyoruz: “Esmer kızlar edalı”, sonuncu plağı gözden geçiriyoruz. Bunlar da Klarnet Ramazan Efendi’nin bir “Rumeli Türküsü” ile “Çiftetelli” si…

Müdür:

“- Burada, diyor, pek çok plak vardı amma, Florya’daki Deniz köşküne aldılar. Kalanlar bunlardır.”

Bu odadan bir camlı kapı açılıyor ve denize bakan terasa çıkıyoruz. İşte Atatürk, maiyetindekilerle burada sofraya oturur, grubun en güzel seyredildiği bu yerde arkadaşlarıyla konuşa konuşa yemek yermiş…

Üst Kat

Üst kata çıkıyoruz. İki oda, banyo ve duş yeri… Odalardan biri yatak diğeri de istirahat odası… İstirahat odasında da yine aşağıda gördüğümüz gibi karşılıklı iki divan var. Arada bir komodin, üst kısmında da asılı duran yuvarlak bir ayna… Divanların üstü gayet güzel desenli ve renkli kadife ile kaplı…

Yatak odasına geçiyoruz. Karyola, hem divan, hem karyola olabilecek şekilde yapılmış. Yan tarafta bir tuvalet masası, üstünde bir saat… Yelkovanlar, Atatürk’ün vefatı saatinde durdurulmuş… Tam dokuzu beş geçiyor…

Tuvalet masasının çekmecesini açıyoruz, içinde, Atatürk’ün gümüş tarağı, fırçası ve saplı yuvarlak aynası… Müdür Zeki Yeğin:

“- Burasını, dedi, müze halinde muhafazaya karar verip kapadıktan sonra bir gün eski Maliye vekili Fuat Ağralı geldi. Atatürk’le çok defa birlikte geldiği binayı yukarıdan aşağıya gezdi. Hatıraları canlandı. Bu tarak, fırça ve aynayı görünce kendisini tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağladı.”

Karyolanın istendiği zaman divan haline getirilebilecek şekilde yapılmış olması nazarı dikkatimi celp etti ve müdürden sordum:

-Herhalde, dedim, Atatürk, divana çok meraklıydı?

“- Evet, dedi, cidden öyledir. Yerden iki karış yüksekte divan ve sedirlerde uzanıp istirahat etmesini çok severdi.”

Kekenez Avı

Müdürün verdiği izahata göre Atatürk, bu terasta istirahat ederken, çok sevdiği büyük çınara konan Kekenez kuşlarını çifte ile avlarmış…

“- Onun, diyor, çınarı çok sevdiğini biliriz ve bu koca çınarı da gözümüz gibi severek muhafaza etmeye çalışıyoruz.”

Bu mini mini köşkte mutfak yoktur. Atatürk, gecelemek üzere gittiği yerlere seyyar mutfağını da götürdüğünden köşkte ayrıca bir mutfak yapılmasına lüzum görülmemiş…

Zaman zaman silinip temizlenen ve her tarafı bolca naftalinlenen bu mini mini müzenin üst kata ait diğer notlarımla bazı enteresan hatıraları da başka bir gün anlatırım.

Cemaleddin  Bildik, Akşam Gazetesi, 02.05.1948, sayfa 4

    

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?