BIST 100
14.061,71 0,92%
DOLAR
43,8447 0,01%
EURO
51,7113 0,03%
GRAM ALTIN
7.370,16 -0,14%
FAİZ
36,17 -0,33%
GÜMÜŞ GRAM
124,35 -0,79%
BITCOIN
64.875,00 0,48%
GBP/TRY
59,1637 -0,04%
EUR/USD
1,1787 0,02%
BRENT
71,44 -0,45%
ÇEYREK ALTIN
12.050,21 -0,14%

TARIMSAL ZEHİRLER VE SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ

ahmet-tuna-haberci-kose-yazisi

Google'ın Yapay Zeka'sı Gemini'ye, 'tarım ilaçlarının ve kimyasal gübrelerin insan sağlığını ne oranda etkilediklerini' sordum. Soruyu ilk sorduğumda, tarımda çalışanların hastalıklarını yazdı ki, korkunç bir tablo koydu ortaya. Ancak asıl tüketicinin nasıl etkilendiğini merak ettiğim için soruyu tekrarladım ve tüketici açısından duruma odaklanmasını istedim. Aldığım cevap, ilkinden bir derece aşağı olmasına rağmen, yine iç karartıcı oldu:

Tüketici için temel mesele; tarladaki yüksek doz değil, marketten aldığı elmadaki, ekmekteki veya içme suyundaki "eser miktar" (kalıntı) seviyesindeki kimyasalların on yıllar boyunca vücutta birikmesidir. Tüketici perspektifinden hastalıkların "payını" ve risklerini şu şekilde güncelleyebiliriz:

  1. Hormon Sistemi ve Metabolizma (Endokrin Bozucular): Tüketiciler için en sinsi risk buradadır. Pestisitler vücuda girdiğinde hormon taklitçiliği yapar. Kısırlık, erken ergenlik ve obezite gibi durumlarda besinler yoluyla alınan "endokrin bozucu" pestisitlerin payının %10-15 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Çiftçi bu ilacı soluyarak anlık yüksek doz alırken, siz her gün düşük dozda "östrojen taklitçisi" bir kimyasalı brokoli veya domatesten alıyor olabilirsiniz. Bu da uzun vadede insülin direncini ve hormonal dengesizliği tetikleyebilir.
  2. Nörolojik Gelişim ve IQ (Özellikle Çocuklar): Tüketici grubunda en savunmasız kesim çocuklardır. Bazı geniş çaplı araştırmalar, hamilelik döneminde pestisitli gıdalarla beslenen annelerin çocuklarında, organik beslenenlere göre IQ seviyesinde 4-7 puanlık bir düşüş ve DEHB (Dikkat Eksikliği) riskinde artış gözlemlemiştir. Gıdalardaki organofosfat kalıntıları, çocuk beyninin gelişim aşamasındaki sinaps oluşumunu etkileyebilir.
  3. Kanser Riski ve "Kokteyl Etkisi": Sizin için risk, tek bir ilaçtan ziyade, tabağınızdaki farklı ürünlerden gelen 10-15 farklı ilacın birleşimidir. Genel popülasyondaki kanser vakalarının bir kısmının doğrudan gıdalardaki kimyasal kalıntılara ve çevresel kirleticilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Özellikle sindirim sistemi (mide, bağırsak) kanserlerinde doğrudan temas nedeniyle payı biraz daha yüksektir.
  4. Mikrobiyota ve Bağışıklık Sistemi: Modern araştırmaların en çok üzerinde durduğu alan burasıdır. Tükettiğimiz gıdalardaki pestisit ve herbisit (yabancı ot ilacı) kalıntıları, bağırsaklarımızdaki "dost bakterileri" öldürebilir. Otoimmün hastalıkların (huzursuz bağırsak, gıda alerjileri) artışında bu kimyasalların "bozucu" bir faktör olduğu netleşmektedir.

Kimyasal gübreler (azot, fosfor) sizin için bir "zehirlenme" kaynağı olmanın yanında, gıdanın besin değerini de düşüren bir faktördür. Hızlı büyütülen bir sebze, daha az mineral ve daha fazla su içerir. Besleyici değeri düşük gıdalarla beslenmek, dolaylı yoldan kronik hastalıklara (vitamin eksikliği kaynaklı) kapı açar.

Özetle: Sizin için risk bir "patlama" değil, yavaş bir "erozyon" gibidir. Vücudunuzun detoks mekanizmaları (karaciğer/böbrek) bu küçük miktarlarla baş edebilir, ancak bu mekanizmalar yaşlandıkça veya kapasite aşılınca hastalıklar (Parkinson, Kanser, Kısırlık) "erken yaşta" kapıyı çalabilir...

*****

Bu tablodan uzak durabilmek için, tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin kullanılmadığı sebze ve meyvaları tüketmek gerekiyor. Diyeceksiniz ki, sebze ve meyvaların ilaçlılarının bile fiyatları almış başını gitmiş, ortalama vatandaş organiklerini nasıl alacak? Bunu da Gemini'ye sordum. Bu konuda şunları söyledi:

Tüm gıdaları organik almak yerine, pestisiti en çok tutan "Kirli Onlu" (çilek, ıspanak, elma vb.) listesindeki ürünleri organik tercih edip; kalın kabuklu ve daha az ilaç tutan (muz, soğan vb.) ürünleri standart alarak bütçenizi dengeleyebilirsiniz.

Kirli Onlu (Pestisit Oranı En Yüksek Olanlar): Bu ürünleri mümkünse organik tercih etmeli, değilse çok iyi arındırmalısınız. Kabukları ince olduğu için kimyasallar doğrudan meyvenin etli kısmına nüfuz eder.

Çilek: Gözenekli yapısı nedeniyle ilacı en çok tutan meyvedir.

Ispanak: Geniş yaprak yüzeyi yüksek oranda kalıntı barındırır.

Üzüm: İnce kabuğu nedeniyle çok sayıda farklı pestisit türüne rastlanır.

Elma: Hem kabuğunda hem de sap çukurunda yoğun birikim olur.

Nektarin ve Şeftali: Tüylü veya ince dokuları kimyasalları hapseder.

Kiraz/Vişne: Üretim aşamasında çok sık ilaçlanan meyvelerdir.

Armut: Kabuğu incedir ve pestisit geçişi yüksektir.

Dolmalık ve Acı Biber: Kabuk yapısı korumasızdır.

Kereviz: Yaprak ve sap kısımları ilacı emer.

Domates: Özellikle seracılıkta kullanılan ilaçlar kabukta birikir.

Diğer sebze ve meyvaları; ya kalın kabukları ya doğal savunma mekanizmaları veya az ilaç gerektirmeleri nedeniyle, organik olmayan normal pazar/market ürünü olarak alabilirsiniz...

*****

Bu 'Kirli Onlu'nun organik ürün olarak alınmasının, 4 kişilik bir aileye getireceği aylık ek maliyetin yaklaşık 5.000 tl olduğunu söylüyor, Gemini. Aylık beşbin lira, dar gelirli bir aile için yine de düşündürücü bir rakam olabilir ama birçok ailede katlanılabilir bir rakam olduğunu sanıyorum. Gerçi konu sebze-meyva olunca, milyonun üstünde arabası olan (zaten altında çok az araba kaldı galiba) bir ailede bile bu beşbin lira gözde büyüyebilir. Durum böyleyse eğer, bu bizim ne kadar gösteriş meraklısı ve ne kadar sağlığımızı umursamayan bir tavrımız olduğunu gözler önüne serer...

*****

Konuyla ilgili olarak karşımıza çıkan önemli bir mesele de, organik ürünleri nereden bulacağımız meselesi. Yalova gibi küçük yerlerde, marketlerde veya pazarlarda, organik sertifikalı ürünler bulmak oldukça zor, çünkü yeterli talep yok. Bir kesim gerçekten ekonomik zorluklar nedeniyle talep edemiyor; ikinci bir kesim parayı gösterişe harcamaktan bu ürünlere ayıracak para bulamıyor; üçüncü bir kesim ise, hiç ekonomik sıkıntısı olmadığı halde, bu tür konuları gündemine alabilecek dinginlikten uzak olması nedeniyle organik ürünlere yeterince yönelmiyor (tüm kesimlerdeki bilinçli küçük bir azınlığı bu değerlendirmenin dışında tutuyorum).  İlgi artarsa eğer, sertifikalı ürünlerin, Yalova gibi küçük yerlerde de, pazarlarda ve marketlerde bolca boy göstermeye başladığını görebileceğiz.

Dünyada ve Türkiye'de organik gıda ürünleri üretimindeki son durumu da bir sonraki yazımda anlatmayı düşünüyorum. Organik ürün üretiminin dünyada artarken Türkiye'de düşüyor olmasının, hem ekonomideki durumu, hem de satın alma tercih sıralamamızda kafa karışıklığımızı yansıttığını düşünüyorum...

 

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?