
Sosyal medyada ABD Sağlık Bakanı Kennedy'in bir sözü çıktı karşıma. Kennedy şöyle diyor: ''Sağlık sistemi, hastaları iyileştirmeye değil, hasta tutmaya teşvik edecek şekilde çalışıyor''...
Kennedy'nin, dünyaya egemen sistemin ana unsurlarından biri olan sağlık sistemini eleştirdiğini biliyordum ama bu kadar sert bir cümleyi, egemen sistemin en güçlü kalesi olan ABD'nin Sağlık Bakanı söyler mi, inanamadım. Baktım ki, Kennedy bu ve benzeri cümleleri defalarca söylemiş.
Robert F. Kennedy Jr., eski ABD başkanlarından John F. Kennedy'nin yeğeni, ABD'nin güçlü ailelerinden biri olan Kennedy ailesinin üyesi. Aslında Demokrat Partili bir solcu. Demokrat Partiden aday adayı oluyor, ABD başkanlığı için, ama aday olamıyor. Son seçimde bağımsız olarak ABD başkanlık seçimi kampanyası yürüttü, kamuoyu yoklamalarında oyu %15'e kadar ulaştı (ABD'de bağımsız başkan adayı için rekor bir oy oranı) ama sonra yarıştan çekildi. İki partili sistemin bağımsız bir adaya yol vermesi mümkün değildi tabii ki.
Bu kampanya sırasında, kendi oylarının ciddi şekilde Kennedy'e kaydığını gören Trump, Kennedy'i komünist olmakla itham etti, sık sık.
Sonra devran döndü, Trump başkan, Kennedy sağlık bakanı oldu...
*****
ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr., Amerikan sağlık sisteminin yapısal sorunlara sahip olduğunu ve sistemin hastaları iyileştirmek yerine hasta kalmalarını teşvik eden mekanizmalarla çalıştığını ifade ediyor. Kennedy, hastanelerden doktorlara, sigorta şirketlerinden ilaç devlerine kadar tüm yapının kar odaklı teşviklerle şekillendiğini söylüyor.
Kennedy, yalnızca belirli aktörleri değil, sağlık sisteminin tamamını hedef alıyor: "Hastaneler, doktorlar, sigorta şirketleri, ilaç şirketleri, kısacası sistemi yöneten çıkar grupları, insanları iyileştirmekten çok, onları hasta tutarak daha fazla para kazanıyor."
Robert F. Kennedy Jr.'ın "ters teşvik" olarak tanımladığı mekanizmalar, sağlık sistemindeki gelir modellerinin büyük ölçüde; sürekli tedavi, uzun süreli bakım ve yüksek maliyetli ilaç satışlarına dayanması anlamına geliyor.
Bu modelde: Hastaneler, yüksek faturalı işlemlerden daha fazla gelir elde ediyor, İlaç Şirketleri, kronik hastalıkların sürmesiyle sürekli satış yapabiliyor, Sigorta Şirketleri, prim ve kapsam politikalarıyla karlılığı önceleyen bir yapıya sahip, Doktorlar, çoğu zaman tedavi başı ücretlendirme sistemi nedeniyle uzun vadeli iyileştirme yerine işlem bazlı kazanç elde ediyor.
Kennedy'ye göre bu yapı, hastalığın azaltılmasını değil, sürdürülebilir bir gelir kaynağına dönüşmesini teşvik ediyor.
Kennedy, mevcut düzenin düzeltilmesi için kapsamlı bir reform gerektiğini savunuyor. Bu reformların başında ise: Önleyici Sağlık Hizmetlerine yatırım, İlaç ve Tedavi fiyatlandırmasının şeffaflaştırılması, Sağlık Kuruluşlarının gelir modelinin yeniden tasarlanması, Kamu yararını önceleyen politikaların hayata geçirilmesi gibi adımlar bulunuyor...
*****
Kennedy, Nisan 2025 itibarıyla FDA (Gıda ve İlaç Dairesi)'nde çalışan binlerce personelin işine son verdi. Gerekçe olarak bu kişilerin ilaç şirketleriyle çıkar birliği içinde olmalarını gösterdi. Federal aşı danışma kurulunun (ACIP) tüm üyelerini görevden alarak yerlerine kendi seçtiği isimleri atadı. Mart ve Nisan 2025'te FDA (Gıda ve İlaç İdaresi) üzerinden, yapay gıda boyalarının aşamalı olarak kaldırılması sürecini başlattı. Amacı, şirketleri bu boyalar yerine pancar veya havuç suyu gibi doğal renklendiriciler kullanmaya zorlamak. Şirketlerin yeni gıda maddelerini FDA onayı almadan piyasaya sürmesine olanak tanıyan yasal boşluğu kapatmak için yönetmelik yayınladı. Artık şirketler her yeni bileşenin güvenlik verilerini önceden sunmak zorunda. Okul kantinlerinde tam yağlı sütü geri getirdi ve işlenmiş gıdaların oranını azalttı. Ayrıca şekerli içecek ve ultra-işlenmiş "abur cubur" alımını kısıtlamak için eyaletlere yetki verdi. "Halkı zehirlemek için vergi parası harcamamalıyız" mantığını savunuyor.
Kennedy'nin en çok vurguladığı konu, ekonomik teşviklerin değişmesi. Doktorların ve hastanelerin sadece hasta insanlara ilaç yazarak veya ameliyat yaparak para kazanmasını eleştiriyor. Bunun yerine, hastayı iyileştiren veya sağlıklı kalmasını sağlayan sağlık sistemlerine (beslenme odaklı tıp, önleyici hizmetler) daha fazla bütçe ayrılmasını planlıyor. Kennedy 2025 yılında mısır şurubu, tohum yağları, yapay tatlandırıcılar ve pestisitlerin (tarım ilaçları) kullanımını kısıtlayarak ABD'yi dünyanın "en sağlıklı ülkesi" yapma sözünü tutmaya çalışıyor. Ancak bu durum, dev gıda ve ilaç lobileriyle büyük bir hukuk savaşına girmesine neden olmuş durumda...
*****
Kennedy'nin söylediği sözleri, internette tarattığınızda güçlükle bulabiliyorsunuz çünkü egemen sistem interneti karartmaya muktedir. İşin daha da acısı, küresel düzene muhalif olduğu iddiasındaki kimi sosyalist çevrelerin de, 'bilimin yanında durmak ve hurafelere karşı çıkmak' adına küresel sağlık sektörünün askerliğini yapıyor olmaları. Bugün bilimin, küresel sermayenin elinde tutsak olduğunu unutuyorlar...
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklamada "ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. benim 30 senedir söylediklerimi tekrarlıyor. Ne sakalım var ne adımda Jr eki. Şu anda sağlık sistemimiz, hastaları hasta tutmak için sistemin her seviyesini teşvik eden bir dizi ters teşvikten oluşuyor. Hastaneler, doktorlar, ilaç şirketleri, kısacası sistemi yöneten çıkar grupları, insanları iyileştirmekten çok, onları hasta tutarak daha fazla para kazanıyorlar." dedi...
*****
Sağlık sistemi bir ülkenin aynası. O aynaya baktığınızda sadece hastaneleri değil, öncelikleri, ahlakı ve toplumsal vicdanı görürüz. Bugün dünyada sağlık artık yalnızca “iyileştirme” işi değil; aynı zamanda büyük bir ekonomik faaliyet alanı. Sorun da tam burada başlıyor: Sağlık ne zaman hizmet olmaktan çıkıp ürüne dönüştü?
OECD verileri çarpıcı. 2024 itibarıyla kişi başına sağlık harcaması OECD ortalamasında yaklaşık 6 bin dolar. Ancak ABD bu alanda açık ara önde: 14 bin 800 doların üzerinde kişi başı harcama. Sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı ise yaklaşık %16. Bu kadar yüksek harcama, daha sağlıklı bir toplum anlamına mı geliyor? Hayır. ABD; yaşam beklentisi, önlenebilir ölümler ve temel halk sağlığı göstergelerinde birçok Avrupa ülkesinin gerisinde. Yani en pahalı sistem, en iyi sonuçları üretmiyor. Bu gerçek, “daha çok para = daha iyi sağlık” varsayımını ciddi biçimde sorgulatıyor.
Sağlıkta dönüşümün belki de en kritik boyutu dilde yaşanıyor. “Hasta” kelimesinin yerini giderek “müşteri” alıyor. Bu sadece bir kelime değişimi değil; bakış açısı değişimi.
Performans puanları, işlem sayıları, ciro hedefleri… Hekimlik giderek bir üretim bandına benzetiliyor. Akademik çalışmalarda ve hekim örgütlerinin raporlarında sıkça dile getirilen eleştiri şu: Kâr baskısı arttıkça önleyici sağlık ve hasta ile kurulan insani bağ geri plana itiliyor.
Sağlık hizmeti bir meta haline geldiğinde, sistem hasta üretmeye daha yatkın hale geliyor. Çünkü müşteri sürekliliği, iyileşmeden daha “istikrarlı” bir gelir modeli sunuyor.
Rakamlar net, tartışma açık. En çok para harcayan ülke en sağlıklı ülke değil. Müşteri dili ise sağlık etiğini aşındırıyor.
Sağlık sistemi bir ticaret alanı olabilir; ama önce bir kamusal sorumluluktur. Sağlık sisteminin gerçekten sağlıklı yürüdüğünün göstergesi; kaç kişinin muayene edildiği, görüntüleme cihazlarına sokulduğu veya operasyona tabi tutulduğu değil; insanların ne kadar az hasta olduğu, ne kadar erken iyileştiği ve ne kadar adil hizmet aldığıdır...
*****
Soruyu artık yüksek sesle sormak gerekiyor: Bu sistem kimi iyileştiriyor, kimi sistemin içinde tutuyor?


