
Sevgili dostum.
İnsan mazisini karıştırdıkça, yazacak çok şeyler buluyor. O gün önemsiz olan bir hatıra, bir olay, bir sohbet bugün hayat buluyor insanda. Bundan tam elli yıl önce, yirmi yaşımda Tokat'ın ilçesi olan Reşadiye'ye sipariş toplamak üzere, portakal renginde Renault Toros arabamla giderken, araba aniden stop etti, bir daha çalışmadı, yolda kaldım. Saatime baktım gecenin on ikisi olmak üzere. Sabaha daha çok var, biraz yokuş aşağı olan yolda kenara iyice yanaştım. Spot lambalarını açtım, belki biri durur diye arabanın içinde beklemeye başladım. Bir araba dursun da ne tarafa gittiği önemli değildi, geride dönsem ileride gitsem, kalacak yer bulurdum. Esnaflık yapmanın avantajı böyle günlerde işe yarıyordu. Yollarda kaldığım çok olmuştu, bazen lastik patlar, kışın kar izin vermez, sıfırın altında mazot donar, soğuk izin vermez, Sivas bu. Mayıs ayının yirmi beşinde, hiç unutmam, yol kapandı kardan, yirmi dört saat bekledik, hem de ana yolda. Tabi o zamanlar yollar tek, gidiş ve geliş aynı yoldan. Cep telefonu icat bile edilmemiş, kimsenin kimseden haberi olmadığı zamanlar. Ömrümün yarısından fazlası yollarda geçti. Çok kazalar gördüm. Yaşadım ömür boyu unutamadığım kazalar, misafir olduğum evler, arabama aldığım insanlar, yol boyunca onların hayat hikayeleri, deliye de rast geldim veliye de, bu anlatacağım bunlardan sadece birisi. Arabanın içinde aklıma ne gelirse, şarkı, türkü, ilahi bazen Kuran-ı Kerim, bağıra bağıra okuyorum, bir ara dalmışım. Biri arabanın camına öyle vuruyor ki, ben camı indirmesem o indirecek. Camı indirdim selam verdi, yolda mı kaldın, uykusuz musun, neyin var dedi. Beni korkuttun yavaş vursaydın ya cama dedim, vurdum uyanmadın öldün sandım dedi. Hızlı vurunca ölüler diriliyor mu dedim, gülüştük. Yolda kaldım arabam bozuldu dedim. Adın ne, nereden gelip nereye gidiyorsun dedi. Dedim adım Mustafa Reşadiye'ye gidiyordum, Sivaslıyım. Ben de Cemal dedi, yüzüne baktım sakalı var ama yaşlı gibi görünmüyordu. Biraz ilerde traktörün çalıştığını gördüm. Gel köye gidelim sabah hallederiz dedi. Dedim yok Cemal ağabey, bir araba gelirse onunla giderim. Bu saatte kimse gelmez, köy yakın dedi. Baktım motorda bir kişi daha oturuyor. Hanımla hanımın köyünden geliyoruz, rahat ol saat gecenin ikisi seni burada bırakamayız dedi. Kendimi biraz naza çeksem de, içimden adama sarılasım geldi. Tamam yapacak bir şey yok gidelim dedim. Koşarak traktörden halat getirdi, önce benim arabaya sonra traktöre bağladı, bin dedi. Yaklaşık yarım saat sonra köye geldik. Böyle bağlı kalsın sabaha hallederiz eve geçelim dedi. Karnın açtır senin dedi, yok dedim sadece uykum var, tamam dedi odayı gösterdi, banyo tuvalet var dedi. Oda senin istediğin gibi kullan dedi, kapıyı kapattı. Çok şaşırdım, bir köyde böyle bir evin olacağı, evin içinde misafir odasının varlığı, beni hem sevindirdi, hem de şaşırttı. Yatsı namazını kıldım yattım. Hemen uyumuşum. Sabah ezanı okunurken uyandım. Abdest aldım adının Cemal olduğunu söyleyen ev sahibi, kapıma vurarak namaza gider miyiz dedi, gideriz dedim, camiye geldik. Selam verdim, hoş geldin dediler. Caminin kapısı önünde köylüyle tanışırken, Cemal efendi içeri girdi. Ben köylünün merakını gidermek için onlara, arabam bozuldu Cemal efendi sağ olsun, hızır gibi yetişti. Köye getirdi dedim. İyi olmuş Cemal hocaya denk gelmişsin, yolda bırakmaz dediler. Hoca mı dedim, evet bu köylü, tayinini buraya aldırdı, arazileri var çalışmayı çok sever, hayır hasenatı sohbet etmeyi, köyün gençlerine sahip çıkar, ilim ehlidir dediler. Ben dahada mutlu oldum. İçeri girdik, kırk elli kişilik bir cemaat köy için baya iyiydi, hem de sabah namazında. Cemal efendi imamlık yapar mısın dedi, müezzinlik yaparım dedim. Namazları kıldık. Camiden çıktık, caminin hemen yanı başında, geniş bir salon yer minderleriyle döşeli, rahlelerin olduğu, kütüphanesi bulunan bu yere otuz kişi kadar insan içeri girip oturdular. Büyük büyük üç tane tepsi geldi, sonra derin olmayan geniş leğenleri her tepsiye koydular, büyük bir bakracın içinden kepçeyle yemek koydular, çorbadan biraz katı köy ekmeği ağaç kaşıkla yemeye başladık. İçinde tavuk eti, patates bol, sebzeli çorbaya benzeyen yemeği yerken. Cemal hoca ara ara sohbet ediyor, bana da bir şeyler sorarak sohbete dahil ediyordu. Biri lafa karışarak Cemal hocam, ölümsüzlüğün hikayesini anlatacaktın, misafirde var biz de geçen konuşurken merak ettik, nedir ölümsüzlüğün hikayesi dedi. Sofraları kaldırın çay koyun anlatalım bakalım dedi. Herkes pür dikkat, ben dahil dinlemeye başladık.
Ben babamdan, babam dedemden, dedemde dedesinden dinlemiş ölümsüzlüğün hikayesini, ne kadarı gerçek bilemem ama içinde çok nasihat var. Dedemin dedesi tasavvuf ehli bir zat imiş. İnsanları barıştırır, sever sevilir, merhametli, cömert, çalışkan sözü özü bir, çok saygın bir kişiliğe sahipmiş. Misafire önem verir, misafiri eksik olmazmış. Ta o zamanlar misafir odası kurmuş, o gelenek bize kadar gelmiş. Rahmetli babamın bize vasiyeti misafir odasıdır, bizde aynı vasiyeti, kız erkek fark etmeden çocuklarımıza nasihat ediyor, öğüt veriyoruz. Bizdeki olan misafir odasının aynısı, Tokat'taki ablamın evinde de var. Gelelim bu güzel insanlardan bize gelen, ölümsüzlüğün hikayesine.
Allah (cc) meleklerine şöyle buyurmuş. Ben çamurdan adına Adem denilen bir canlı yaratacak, ona da ruhumdan üfleyip irade vereceğim. Bir müddet cennette her şeyi öğretecek sonra ona başka bir alem hazırlayıp orada yaşamalarını sağlayacağım. Bu Adem’e halifelik makamı verecek, bana kulluk edecek, beni anlatacak dedi. Melekler ey Rabbimiz biz seni gece gündüz tesbih ederiz, bize vermediğin gücü, bu Adem’e verirsen, yeryüzünde fitne çıkarmalarından korkarız dediler. Yüce Allah meleklere ben sizin bilmediklerinizi bilirim dedi ve peygamberlerden halis insanlardan evliyadan, enbiyadan, şehitlerden, cömert zenginden merhametli kullardan özellikle peygamber efendimizden bahsetti. Melekler insanın bu kadar değerli olmasına tazimde bulundu, adeta insana secde etti.
Şeytansa şeytanlık etti, kibirlendi, kıskandı, çekemedi, haset etti. Allah cc.’da şeytanı makamından kovdu. Dostlar bizler de mümin kulları kıskanır, kibirlenir, haset edersek eğer, huzurdan kovulabiliriz Allah korusun dedi ve devam etti. Hz. Adem babamız bir zaman cennette yalnız yaşadı. Ne kadar yalnız yaşadı Allah bilir. Adem’in bütün eğitimini dünyada yaşayacak şekilde öğretti, ama Adem babamız bunlardan habersizdi. Allah cc. Adem’e ey Adem kendini nasıl hissediyorsun diye sordu. Hz. Adem cennette nasıl hissedebilirim rahatım yerinde, yalnız biraz yalnız hissediyorum bana benzeyen kimse yok dedi. Allah cc. bu cevabı Adem’den alınca yalnızlığın giderilecek dedi ve Adem babamıza ilk uykuyu orada verdi. Rüyasında Hz. Havva anamızı gösterdi, ona yalnızlığını sana eş olarak versek giderir mi diye sordu. Giderir Allah’ım dedi Adem babamız. Allah cc. ama canın yanacak, yansın Allah’ım dedi Adem. Adem babamızın ciğerlerini sökercesine bir acıyla uyandı, kendinde bir noksanlık hissetti. Gözlerini açtı ki karşısında ay parçası gibi duran, kendine benzeyen ama kendinden güzel, rüyasında gördüğü Havva anamızdan başkası değildi. Acısı dinmiş, içindeki yalnızlık sona ermiş, büyük bir sevinçle Allah'a secdeye kapandı ve şükretti, teşekkür etti. Allah cc. Adem ile Havva anamıza şöyle buyurdu. Ey Adem yalnızlığın giderildi, Havva senin bedeninden yaratıldı, onsuz yarımsın unutma. Bundan sonra bütün Ademler Havva'dan yaratılacak, ona iyi bak benim emanetimdir, kıymetini bilmezsen elinden alırım yalnız kalırsın, yalnızlık sana göre değil, Havva yalnız yaşar ama sen yaşayamazsın, bu yüzden önce, seni sonra Havva’yı yarattım, yoksa ben ikiniz aynı anda yaratmasını bilirim, buna gücüm yeter. Bu yol seni eğitmek, Havva'nın kıymetini bilmen içindi. Adem as. başı öne eğik bir şekilde tamam Ya Rabbi dedi ve Havva anamıza hoş geldin, gel sana cenneti gezdireyim dedi ve Adem’in ilk öğretmenliği başladı. Allah cc. Havva anamıza ya Havva sen de Adem’densin unutma, Adem olmasa sen olmazdın Adem’in kıymetini bil. Diye nasihat etti.
Cemal hoca güler yüzüyle, tatlı sözüyle, bize şöyle dedi. Havvalar canımızı yaksa da onlar bizden bir parça, Allah'ın emaneti, onlarsız dünyaya yalnız cennette, bizim cennetimiz onlar varsa vardır, onlarsız, evlatsız ne dünya cennet olur ne de ahiret. Bize düşen onlara hizmet, onlara merhamet. Hanımların işi zordur, dağı delen Ferhat bir çocuğu büyütememiş iyi düşünün, iyi karar verin. Bu anlatılanların tamamı ayet, hadis değildir, tevildir yorumdur, müminin mümine nasihatidir. İçinde yalan bile olsa, karı kocayı birbirine bağlıyorsa yuvayı kurtarıyorsa cevazdır. İki Müslüman’ı bir etmek için, düşmanlıkları yok etmek için ben de çok yalan söyledim. Rabbim kalplerimizi en iyi bilendir dedi ve sohbeti kesti. O gün bugün bana tesir etmiştir, sizinle paylaştım, hoşça kalın dostça kalın.


