
Sevgili dostum.
İnsanlığımızı kaybetmeye başladığımız tarihin, ecdadımızın durakladığı ya da duraklatıldığı, duraklama tarihiyle başladığını anladığım gün, on beş yaşımdaydım. On beş yaşıma kadar bu alt yapıyı bana veren, beni hazırlayan, bizi uyandıran, ilkokul öğretmenim başta olmak üzere, bu maneviyatımı, gayretimi çalışkanlığımı, inancımı, mesuliyet bilincimi, en çok ta hürriyet mücadelemi, manevi büyüklerime borçluyum. Yıllarca ticaret yaptım, duraklamanın, gelirin gideri karşılamadığı anlamı taşıdığını çok iyi bilirim. Bu da gerileme dönemi başladı anlamına gelir. Kurtarmak için iki yüz yıl direnilse de, dostların bile düşman olduğu, bir hayat sizi bekliyordur artık. Fert bazında da böyledir, devlet bazında da böyledir. Devlet duraklama dönemi yaşıyorsa, millette duraklar. Devlet gerileme dönemine girmişse millet yıkılır. Fakat devleti ayağa kaldıracak olan ise, yine millettir. Yeter ki o milletin insani değerleri yok olmasın. Bunu bilen İslam düşmanları, bizim insani değerlerimizi İslam’dan aldığımızı fark etmişler. Bu yüzden inancımıza, kültürümüze, ahlakımıza saldırmış, İslamla aramıza duvar örmüşler. İslam’a inanıyoruz ama duvarın arkasında olduğu için, ulaşmakta zorlanıyoruz. Binbir zahmetle duvarın o bir tarafına ulaşanlar, dinimizin gerçeklerini bize ulaştırmaya çalışmışlar, hâlâ çalışanlar var. Allah onlardan razı olsun, sayıları bol olsun. Ecdadımız elinden geleni yapmasına rağmen, düşman daha mahir, daha kuvvetli olduğu için, kaybetmiş, yıkılmış, yerine bu millet yine, Selçuklunun Osmanlı’nın devamı olan adına Türkiye Cumhuriyeti denilen, başka bir devlet kurmuşlar. Babam dedemi anlatırken, meclisi dualarla, hatimlerle, selalarla gözyaşlarıyla açtıklarını anlatmış, rahmetli babamda bana anlattı. Demek ki birileri kabul etse de etmese de Türkiye Cumhuriyeti ecdadın izinde on yedinci devletidir. Bunun ispatı Cumhurbaşkanlığı forsunda mevcuttur. Bu milletin tamamı bu devletin banisi, sahibi ve kurucusudur. Millet kavramı ümmet bilinci taşır. Kalbinde zerre miktarı ırkçılık taşıyanlar, birbirini öteleyenler asla millet olamazlar. Dil, din, ırk gözetmeksizin bu vatanı yüceltmek ve yükseltmek arzusu taşıyanlar, millet bilincine ulaşmış, bu vatana bu millete kaybetmiş olduğumuz insani değerleri yeniden kazandırmak için mücadele edenlerdir. Benimde başka bir gayem, başka bir düşüncem olmamış olmayacaktır. Beni durdurmaya kalkanlar, ya beni tanımayanlar ya da başka hesap peşinde olanlardır. Umurumda bile değil. O günden beri yılmadan usanmadan, bana atılan iftiralardan, kıskanmalardan, etkilenmeden yılmadan usanmadan, tek başıma kaldığım zamanlarda bile, insanlığın, insan kalmanın, mücadelesini verdim, vermeye de devam ediyorum. Rızkımı veren Allah'tan gayri kimseden ne çekinirim ne de korkarım. Bazı gaflet içinde olanlar, makam korkusu taşıyanlar, rızık endişesi olanlar, kendi gölgesinden korkanlar beni anlamadı, bundan böyle de anlaması mümkün değildir. Evet yeniden bir devlet kurduk. Tıpkı yıkılan binamızın yerine yeniden bina yaptığımız gibi. Fakat bu yetmez, iş lazım, aş lazım, hürriyet için güç lazım, kardeşlik için, insanlık lazım, en fazlada inanmak lazım. Devlete yük olmak değil, üretken olarak devletten yük almak lazım. Açları doyururken onları üretime katmayı, ekonomiye, insanlığa katkı sağlayan, çalışkan bir birey olmayı öğretmek, eğitmek lazım. Memuriyetten çok mamur olmayı, bedavacılıktan çıkıp alın teri dökmeyi, ayrıştıran değil birleştiren bireyler üretmeyi, eğitmeyi dava edinmek ve yaymak lazım. Altın aramak değil, altın olmanın bizi kurtaracağını bilmek lazım. Devleti ele geçirme mücadeleleri yerine, millet olmayı, millete hizmet etmeyi, devletle milleti barıştırmayı öğretmek lazım. Enaniyet değil biz odaklı güçlü bireyler, kimseye el açmayan, alan değil veren her yönüyle insanlığa katkı sağlayan, zeki, kabiliyetli, dürüst, çalışkan bir toplum olmayı, bir o kadarda insan olmayı, insanlık üretmeyi beceren bir toplum olmayı başarmak lazım. Bu ruh bu milletin mayasında var, biraz karıştırırsan küllerinden yeniden doğar. Başaramazsın, imkansız, bu millet adam olmaz diyenler ya gafil ya da cahildir. Ayağa kalkmak hürriyetini korumak, güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Arkana bakma kimse yok sen varsın demek zorundayız. Dünya her geçen gün küçülüyor, aynı sofradayız, aynı binada, aynı mahalledeyiz. Ben bunları dün Sivas'ta bugün Yalova'da tek tek gençlere hâlâ anlatıyorum. İflas etmek, para kaybetmek yedi kere batıp, sekiz kere çıkmak, maddeye itibar etmek umurumda değil. Çünkü ben para kazanmak istersem yine kazanırım. Benim derdim zoru başarmak, insan olup insan kazanmak. Benim derdim cami yapmak değil, camiye cemaat yetiştirmek, benim derdim aç doyurmak değil, aç kalmayacak insan üretmek, benim derdim tuttuğum balığı dağıtırken, aynı zamanda olta da dağıtmak. Benim derdim parayla sporcu almak, elin yetiştirdiğiyle kupa kazanmak değil, kendi kurduğum alt yapıyla başarmak. Benim derdim içinde ne olduğunu bilmediğim hazır yoğurdu yemek değil, kendi sütümden kendi yoğurdumu, kendim yapıp kendim yemek. Üretmezsem eğer köle olurum köle, param olsa da bile, bu seferde daha çok sömürülen paralı köle.
Sevgili dostum, yıllardır bunları anlatıyorum gençlere, benim için paradan kıymetli olan gençlere, yanlış mı yapıyorum, sen söyle? Kavgadan, fitneden, fesattan ahlaksızlıktan, küfürden onları korumaya çalışıyorum, farkında olduğum günden beri, en az elli yıldır, yanlış mı yapıyorum sen söyle? Bir genci kurtarmak için bir ömür harcarım, parasız kalırım, saray değil zindan olsa hayatım, bir gence değer derim ve yaparım, yanlış mı yapıyorum sen söyle? Sakın olmaz deme, ben Nasreddin Hoca’nın torunuyum göle maya çalıyorum, tutacak diye sabırla bekliyorum, yanlış mı yapıyorum sen söyle?
Bana göre tuttu, yoğurdumu yiyenler bilir, tutacağına inananlar bilir, gözü olanlar görür. İnanmayanlardan, gülüp geçenlerden, yoğurduma ekşi diyenlerden, hazır yoğurt yiyenlerden bana ne. Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın dostça kalın.


