
Sevgili dostum.
İnsan bildiklerini öğretirken, bilmediklerini de öğreniyormuş. Yeter ki bildikçe bilmediğini bilsin. İlk defa kendine geliyormuş. Tüm olumsuzluklara, fikir üretiyor çare olmaya çalışıyormuş. Şikayeti şikayet biliyor, insanı okuyor, insan kalıyormuş. Kitap okumak, sosyal medyaya takılmak, basın ve yayını takip etmek, insanı bilgi sahibi yapabilir. Konuşturabilir, çok iyi ders bile verebilir. Bunlar insana değerde katabilir. Sahadaysa eğer, halkın içinde, halkla beraberse, toplumun derdinden haberdar olduğu gibi, derde çare de üretebiliyorsa, bu insan sadece okumuyor, aynı zamanda öğrendiklerini kendi hayatına da tatbik ediyor demektir. Gözden akan yaşları tahlil edebiliyor, yüzdeki çizgileri tanıyor, kalbi geniş ve kendi gibi inananları yüreğine taşıyor, onlara bildiklerini merhamet duygusu ile öğretiyor, hal ile eğitiyorsa, bilin ki en çok kendini eğitiyor. İşte işin sırrı asıl burada başlıyor ve asla bitmiyor. Aksi takdirde yanlışları düzeltmek yerine, sadece konuşuyorsa, kötülüğün reklamını yapıyor, artması için gayret ediyordur. Belki de cehaleti yüzünden, iyilik yaptığını sanıyor. Atalarımız ne güzel söylemiş. "Akıllı düşman, akılsız dosttan evladır" diye.
Bin dokuz yüz seksene kadar, milli ve manevi değerlere bağlı, gençlerle iç içe yaşadım. Seksen askeri darbede, dernek vakıf ne varsa kapatıldı. Kendimi bir anda büyük bir boşluğun içinde buldum. Futbol oynadığım eski arkadaşlarımla buluştuk, takım kuracağımı anlattım. Şimdilik tek çalışacağımı, çocukların mesuliyetini yalnız üstleneceğimi, özel ilgileneceğimden bahsettim. Bu yüzden kimsenin karışmamasını, sıfırdan alt yapıyla yukarı doğru geleceğimi, ahlak ve maneviyat yükleyeceğimi, sporun içinde futbol müsabakalarından uzak, çalışkan ve zeki çocuklarla takım olacağımı anlattım. Arkadaşlarımın fikir ve düşünceleri benimle aynı olmasına rağmen, adam bulamazsın, her çocuk maç seyretmek, takım tutmak ister. Hatta biraz sıkıştırırsan kaçmak isteyecektir dediler. Hazır takım var istediğin yaş gurubunu al başla, a takım dahil dediler. Ben yok dedim, deneyeceğim olmazsa, takım çalıştırmayacak başka spor yapacağım dedim. Sen bilirsin ne zaman istersen kulüp burada, istediğin gibi kullan dediler. Ben seksen öncesi imam hatiple iç içeydim, birçok öğrencinin velisi, birçok öğretmenle de arkadaştım. Bu takımın omurgasını, imam hatip birinci sınıftan oluşturmaya karar verdim. Okula giderek, okul bahçesinde top oynayan çocukları seyretmeye, beğendiklerimin ismini kaydetmeye başladım. On kadar çocuk tespit ettim. Tanıdığım aile çocuklarına, futbol takımı kuruyorum, şu çocukları da yanınıza alarak, atölye camisine gelin, toplantıyı orada yapacağım dedim. Çocuklar yanlarına beş altı çocuk daha alarak, atölye camisine geldiler. Hemen girişte sağ tarafta ders yapılan bir bölüm vardı, orada toplandık. Neden atölye camisi diye merak ederseniz, futbolu bırakmak zorunda kaldım. Tire'ye dönmedim, Hasan diye bir arkadaşımla, camiye yakın market açmıştık, toptana geçene kadar, yaklaşık iki yıl bu camide namaz kıldım, fahri olarak da aralıksız, ücret almadan müezzinlik yaptım. Bu caminin birde mahallemizdeki Ali Çavuş Camisinin bende büyük hatıraları var. Çok çocuğa iki camide ders verdim, ders aldım. Ayrıca stadyum, devlet demir yolları atölye camisine çok yakındı. Böylece camide toplanacak, ders yapacak, idman yapacak dağılacaktık. Öyle de oldu camide toplandık, ders yaptık, caminin bahçesinde, tadı ve kokusu, birde hatırası unutulmayan, ekmek arası, domates ve peyniri elli yıl geçmesine rağmen unutmam mümkün değil. Bu mutluluğu bana yaşattıran, takım arkadaşlığına uyum sağlayan, beni de takımın içinde tutan, bana yürekten ağabeylik vasfı veren, yaşları küçük ama yürekleri büyükten de büyük olan yirmi çocuk arkadaşıma çok şey borçluyum. Ben onları unutmadım, onlar da beni hiç unutmadılar, dün gibi uzaktayız, kalben yakından da yakınız. Çünkü biz takım olmaya karar vermiştik ve takımız.
Evet bir takım kurmuştuk, ben çocukları eğitecektim onlar da beni, böyle anlaştık, öyle konuştum. Estağfurullah ağabey biz seni nasıl eğiteceğiz dediler. Beni çok iyi dinleyin, bana hak vereceksiniz dedim. Biz takım olmaya karar verdik mi? Önce buna karar verelim dedim. Evlerinize gelecek ailelerinizden izin alacağım. Okul hayatınızın daha düzenli hale gelmesi için neler yapabiliriz, bunları görüşmemiz lazım dedim ve defterimi çıkardım, kararlar ve kurallar yazıp imza atalım. Ben bana düşenleri harfiyen yerine getirmek için, elimden geleni yaparken, sizden de alınan kararlara saygı duyup, kurallara uymanızı isteyeceğim. Kuralları ben çiğnersem bana, siz çiğnerseniz size yaptırımları olsun ve alınan kararlar uygulansın. Bu kararlar bizim takım olmamızı, takım ruhumuzu, ayakta tutacağı gibi, insani değerlerimizi, ahlaki davranışlarımızı, dünya ve ahiret bilincimizi pekiştirecek, hayatımıza yön vermemizi sağlayacak. Böylece ben sizi, siz de beni eğiteceksiniz dedim ve hazırladığım kuralları okumaya başladım. Bir yıl hazırlık yapacak, hiçbir takımla maç yapmayacağız, kötü söz kavga gibi kural dışı hareketlerden uzak duracağız, idmanı ne ben ne de siz asla ihmal etmeyeceğiz. Okul derslerimize daha çok çalışacak, Kur’an ve ahlak derslerimize devam edecek, namazlarımızı asla bırakmayacağız. Hepimiz iyi oynamaya galip gelmeye gayret edecek, herkesin oynamasını temin edeceğiz. Kimse kimseyi kıskanmayacak, iyi oynasak bile bazen yedek kalarak, başka arkadaşlarımıza da imkan tanıyacağız. Belki bu nefsimize ağır gelecek, zamanla ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Sivasspor’un maç saatinde idman yapacak, çirkin tezahüratlardan korunacaksınız. Bir gün gelecek insanlar sizi hem takdir edecek hem seyredecekler. Bana bu keyfi yaşatacağınızdan eminim. Yeter ki bana inanın, sabredin önce takım ruhunu anlayalım, takım olmanın keyfine varalım. Takım oldukça yenilsek bile kimseyi suçlamayacak, top bahane arkadaşlık şahane fikrini benimseyeceğiz. Top oynamak için bir araya gelsek bile, bir gün arkadaşlık için bir araya gelmeyi, her şeyin üstünde göreceğiz. Top hayatımız bir gün son bulacak ama arkadaşlığımız dünya ve ahiret devam edecek. Asıl derdimiz insanlığa ne katacağız, bunu öğreneceğiz. Öğrenmeden öğretemeyiz, yaşamadan yaşatamayız buna inanacağız. Sadece imamlar, imam hatipliler, ahlaklı olacak diye bir kavram yok. Cemaatte imam kadar belki daha fazla ahlaklı olacak. Sadece okuyan çocuklar değil okuyamayan çocuklar da hem ahlaklı olacak hem de okuma ruhunu kavrayacak, belki de daha çok okuyacak. Biz önce sağlıklı birer birey olacak, sağlıklı bireylerin çoğalması için birlik olacak ve Allah için çok çalışacağız. Bu yüzden gençlerle buluşmanın en kolay yolu olan futbolu seçtim. Hem oynayacak, hem eğlenecek, hem ders alacak, hem de ders vereceğiz. Derdimiz: futbol sahalarında top koşturan, ahlaklı gençlerin de olabileceğini ispat edip, örnek bir davranış sergileyerek, doğrunun, doğruluğun yolunu açmak, gençleri bir nebze olsun uyarmak için sahada olacağız. Sadece top oynamayacağız, sizler sporcuları ben de yöneticileri, kavgasız bir hayata inandıracağız. Şimdi beni can kulağı ile dinleyin. Ben olmasam takımın başında takım olur mu? Siz olmasanız tek başıma takım kalır mı? Rakibiniz olmasa sizin sahada ne işiniz var, hakemler olmasa maça çıkılır mı, seyirci olmasa kime oynayacağız? Arkadaşlar bunların tamamı bir araya gelince takım tamam oluyor, bir düşünün isterseniz. Bu yüzden, rakibi tanışmak için, hakemi tanımak için, seyirciyi sevindirmek için sahaya çıkacak, oyununuzla takdir, efendiliğinizle özlenen, büyüklerinize saygı duyarak, sizden bahsedilen olmadıkça takım olamazsınız. Şimdi bana söz verin, bu yükü kaldırmaya, takım olmaya, karar verdiyseniz defteri imzalayın. Yok eğer tereddüt içinde olan varsa, sadece top oynamak niyeti olanlara diyecek bir şeyimiz yoktur. Kabul edenler yürekten gelen bir samimiyet ile defteri imzalasın, tereddüt edenler, düşünmek isteyenler daha sonra da karar verebilir. Ders bitmiş, icraat başlamıştır. Ben eğitmeye ve eğitilmeye karar verdim, ağabey olarak, hoca olarak imzamı atıyorum. Hayırlı olsun dedim ve takımı kurduk. O günden sonra aynı düşünceler içinde hep takım kurdum. Hem takım hem de ben mutlu oldum. Hayatta tek şunu anladım. Aynı takımda olmamıza rağmen, benimle imza atanlarla, sonradan imza atanlar arasındaki fark hiç kapanmadı. Meğer öğretirken öğreniyor, eğitirken eğitiliyormuşuz. İnanırsak eğer top peşinde bile adam oluyormuşuz. Atalarımız ne güzel söylemiş. "At sahibine göre kişner" diye. Başka söze ne hacet. Eğitimli bir toplumda yaşamak istiyorsan, eğitime başla, Allah öyle istiyor. Başladığın gün eğitmek için öğrenecek ve eğitileceksin. Böylece anlayışsızlardan olmayacak boş konuşmayacaksın. Ya hayır söyleyecek ya da susacaksın. Manevi doktor olacaksın. Hastaysa insan, dinleyerek çare bulacaksın. Cehalet bulaşıcıdır unutma.
Hoşça kalın dostça kalın.


