BIST 100
13.620,95 -1,57%
DOLAR
43,4845 0,06%
EURO
51,2984 0,05%
GRAM ALTIN
6.516,46 0,20%
FAİZ
34,44 -0,49%
GÜMÜŞ GRAM
110,81 -0,88%
BITCOIN
78.613,00 0,19%
GBP/TRY
59,4342 0,01%
EUR/USD
1,1791 0,00%
BRENT
66,59 -3,98%
ÇEYREK ALTIN
10.654,41 0,20%

DOĞRUYU KABULLENMEK 

mustafa-karamercimek-haberci-kose-yazisi

Sevgili dostum.

Yalova, Çiftlikköy, Sultaniye köyüne taşındıktan sonra hızlı girdiğimi, iki ay sonra anladım. Bu yüzden iki yılımı, bu hatamı telafi etmeye ayırdım. Ya da ayırmak zorunda kaldım. Köy hayatımız, köy tecrübemiz olmadan, herkesin Trabzon Tonya'dan geldiği köye, yabancı olarak içlerine ilk defa ben taşındım. Onlar bizi gayet iyi karşıladılar. Hayatımda ilk defa şekerli makarna, kara lahana ve mısır ekmeği yedim. Kültürümüzün, örfümüzün, düşüncemizin, yaşam tarzımızın hatta lehçemizin bile farklı olduğunu fark etmeden, onları tanıma fırsatı bulmadan, kendimizi tanıtmadan, sadece iş hayatıyla girmedim. Sadece iş hayatıyla girseydim belki de yanlış karşılanmayacaktım. Şehirde ne gibi sosyal faaliyetler yapıyorsam, aynısını köye taşıdım. Zamana bırakmadım acele ettim. Yaptıklarımda yanlış yoktu, gençlere bildiğim, futbolu öğretiyor, onlarla camide buluşuyor, kaynaşıyordum. Bu yetmiyormuş gibi, evimize gelenin gidenin sayısı belli değildi. Bu hayatım köylüyü tedirgin etmiş olmalı ki, şikayet edenler dahi oldu. Önce onlara kızdım sonra hak verdim. Ben kimdim? Futbol hocası mı, cami hocası mı ya da iş insanı mı, bu soruları onlara değil kendime sordum. Köylünün haklı olduğunu kabul ettim. Sosyal hayatımı ve spor hayatımı şehre, iş hayatımı köyde tuttum. Onların büyük bir bölümü bana, ben de onlara alıştım. Onlardan çok şey beklemek yerine, kendimden çok şey kaybetmeyi, ya da kaybetmiş gibi görünmeyi, insani değerleri öne çıkarmayı, bu konuda fedakar olmayı, ben yaptım ama onlardan beklemedim.

Yedi yıl Sultaniye'de oturduk. İş hayatımdan öte sosyal hayatım beni Yalova'ya taşınmak zorunda bıraktı. Fakat bu seferde köylü benim Yalova'ya taşınmamı istemiyordu. Halbuki iş hayatım değişmiş, toptan kırtasiye, saray bisküvilerinin bayiliğini, toptan oyuncak satıyordum. Köyden yanımda yıllardır kimse çalışmıyor, dağıtım yapan servis arabalarımda çalışanlar bile Yalova'dan geliyordu. Köyde eski köy değildi, beş yüz göçmen evi yapılmış, her şey değişmişti. Değişmeyen bir şey vardı oda bizim köye, köyün bize alışmasıydı. Bizimde artık bir köyümüzün olduğunu taşınırken daha iyi anladım. Yanımızda sadece iki üç yıl çalışanlar, bunların anne babaları, evinde oturduğumuz insanlar, top oynattığım çocuklar, gençler, arkadaş olduğum büyükler, bizim taşınmamızı kabul etmiyor bir türlü kabullenemiyorlardı. Bizim için ağlıyor, bizi de ağlatıyorlardı. Zor ikna ettim. Çünkü Yalova'ya taşınmak mecburiyetinde kaldık. İş yerini servis arabaları köye gelmesin diye Yalova'ya taşımıştım. Okuyan çocuklarımız vardı. Bizim için zor olduğunu anlattım, gelip gideceğimizi, sizde köyde bizim olduğunu anlattım, zorda olsa köyden Yalova'ya taşındık.

Neydi bizi köyde tutan, ya da köydekiler bizim gitmemizi neden istemiyorlardı.

Biz köyden bir şeyler alırken, köye de bir şeyler bıraktık. Kimseyi ötelemedik, bizi kıranları kırmadık, yanlışlarına yanlış demedik, biz yanlış yapmamak için elimizden geleni yaptık. Fedakarlığı, paylaşmayı, kardeş olduğumuzu hatırlattık. Ne ırktan ne mezhepten hatta İslam’dan bile bahsetmedik. İslam’ı yaşamaya insanlığı yaşatmaya çalıştık. İnsanların, örflerine, dillerine, şehirlerine, derneklerine yaşam tarzlarına, yanlış olanlarına bile tahammül gösterdik. Çünkü biz doğruyu öğrenmeye, doğruyu yaşamaya, sorarlarsa doğruyu söylemeye karar verdik. Bu arada çevremize faydalı olmak için, doğruyu araştırmayı asla ihmal etmedik. Okuduk, her gün okuduk, edebiyatı, sanatı, en çokta insanı okuduk. Okumakla kalmadık, okuduklarımız bizde kalmasın diye yazmaya başladık. Yazdıkça yazdık. Bu kalp bu ruh bize, merhameti, güzel konuşmayı, gönül kazanmayı öğretti. Meğer şairliğin çıraklığıymış bu hayat, Rabbim'in verdiği yeteneği keşfetmekmiş bu hayat. Şiir gibi konuşmak, şiir gibi yaşamak, yaşadıklarını şiir gibi yazmakmış bu hayat. Bitmedi bitmeyecekte, çünkü bizim davamız şeytanın tesbihi para değildi. Onu çekmedik, lazım olunca kullandık, kaybedince üzülmedik, biz Sivas'takiler de olduğu gibi Sultaniye'de de insanların kalbine girdik. Biz düşünce üzüldüler, biz ayağa kalkınca sevindiler. Otuz seneden fazla oldu biz Sultaniye'den çıkalı, hangi gençle karşılaşsam, ağzında bizim gofretin tadı olduğunu söyler. Biz bu tadı doğruyu kabullenip, yanlışımızı düzeltmekle onlara verdik. Bizse hâlâ bu tadı üretmenin peşindeyiz. Yeter ki adı para olan, şeytanın tesbihini sayanlar, bir de onlara uyanlar bizi engellemesin. Zor mu işimiz evet zor ama biz Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız. Göle maya çalar bekleriz. Biz buradayken tutarsa tutar seviniriz. Tutmazsa Allah'ın bize tahsis ettiği yerde gölün maya tutmasını, gerekirse kıyamete kadar bekleriz. Haftaya Yalova gençleri. Hoşça kalın dostça kalın.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?