
Sevgili dostum.
Özellikle çocuklara ve gençlere hizmet veren, onları bir nebze olsun şeytanın tuzaklarından uzak tutmaya çalışan, milli ve manevi değerleri taşıma gayreti içinde olan derneklerde gençliğimi tamamlamamın lezzetini, yaşlandıkça daha iyi anlıyorum. Çocuklarla, çocuklar büyüyene kadar beraber oyun oynamak, genç olunca acıktığını anlamak, gençlerle aynı sofrada oturmak, onların gözlerindeki samimiyeti, heyecanı, dürüstlüğü görmek ve bunları gençlerle beraber yaşamak, beraber paylaşmak kadar lezzetli, dünyada başka bir sofra kurulur mu bilemiyorum. Bu sofranın kurulmasında emek sarf etmek, bir aşçı ustasının, maharetini sergiledikten sonra, ayakta beklediği gibi, ayakta beklemek, hatta aç kalmak nasıl anlatılır bilemiyorum. Böyle bir sofranın varlığından, habersiz büyümüş, bu lezzeti tatmamış olanlara, bu lezzetin tadını anlatmak nasıl anlatılır bilemiyorum. Bu lezzetten habersiz yaşamış insanlara, acınır mı, kızılır mı, üzülür mü insan ya da habersiz kimse kalmasın diye kendini feda mı eder bunu biliyorum. Bu lezzet onu kendinden geçirir. Tıpkı sarhoşun bir kadeh içkiye cebindeki paraların hepsini sarhoş olmak için verdiği cömertlik gibi. Dava adamlığı ise, bu cömertliğe bile meydan okuyarak, cömertliğin dilini çözerek, bir gencin madde sarhoşluğundan, mana aleminde hayat bulduğunda sarhoş dan da sarhoş olur, kendinden geçer, kendine gelir, kendini bilir. Kendini bilmenin Rabbinin rızasından dolayı, secdeye dökülen bir damla göz yaşına, ömrünün tamamını bir gence harcamanın keyfini sürer. Deliler bile delirir, böyle bir deli var diye, delilikten vazgeçer, veliliğe terfi eder. Sarhoş da ise ne sarhoşluk kalmıştır artık ne de cömertlik, bütün kadehleri göz yaşıyla doldurur. Dava adamı ise bunlardan habersiz, kendini öldürmek için gelenleri diriltme peşindedir. Bir de gençler neredeyse onların peşindedir.
Acizane bu kardeşinizde bu dava adamlarının peşinden, deliler gibi yıllardır koşuyorum. Kazancımı hesaplamadan, hesap tutmadan, arkamdan konuşanlara, kim diye bakmadan koşuyorum. Dava adamları o kadar hızlı koşuyorlar ki ancak durunca yetişiyorum, sorunca yetişiyorum. Yol uzun, yol çileli, yol çetin, zor, zor, zor. Ama bir o kadarda neşeli, kendimi zor parkurlarda yarışan yarışçı gibi hissediyorum, büyük ödülü hak etmek için. Bu zorlukların sonunda sadece bir aferin almak var. Şirin'in gözüne girmek var, sevgisine ulaşmak için, bir aferine dağı delmek var. Hiç pişman olmadan, yorulmadan, keşkelerin olmadan razı olduğun yolda razı olması için, ölmek var.
Dava adamları davaya inandırdılar beni, geri dönenler, yarı yolda ölenler, yola hiç girmeyenler, yolumu kesenler, hızımı azaltmadı, yalnızlığım beni korkutmadı. Çünkü ben ölüme inandığım gibi, ölümsüzlüğe de inandım. Bana güç veren beni ayakta tutan bu inancım. Bu uğurda gayret ederken, tezgahlarımı bozsalar, pazarcı gibi başka yere tezgah açtım. Kimsenin gelmeyeceği yere, kimsenin görmeyeceği yere, çünkü ben görene inandım. Gençler nerede ise bende oralara tezgah açtım. Onlar gelecek diye beklemedim kibir taşımadım ben gittim. Hayatım boyunca böyle inandım, böyle yaşadım, böylede hayat kurdum. Dilimi sustursalar bile edebimden sustum. Artık kalem konuşuyor, kılıçtan keskin olan kalem, dilimin söyleyemediğini kağıda yazan kalem. Yazılanlar içimdeki ben. Okur yazarsan eğer sen. Sen de yaz ne kıskanırım, ne de tekfir ederim. Rakip ol rakibi severim. Oynamadan kazanmak istemem, sahaya çık, sana uzanır dost elim. Sen olmazsan bende olmam, sende yaz benden daha iyi, senden daha iyi yazmam için, sende dertli ol sende dava taşı, beni geçersen arkandan gelirim. Yeter ki çelme takma, dürüst ol, sen kazan. Sen bil sen konuş dinlerim. Gayret bizden, dua sizden. Haftaya kadar hoşça kalın, dostça kalın.


