BIST 100
12.671,51 -2,88%
DOLAR
44,3300 0,07%
EURO
50,9546 -0,63%
GRAM ALTIN
6.081,15 -5,08%
FAİZ
41,27 2,20%
GÜMÜŞ GRAM
91,37 -5,42%
BITCOIN
68.352,00 0,26%
GBP/TRY
58,8483 -0,52%
EUR/USD
1,1489 -0,72%
BRENT
113,64 1,29%
ÇEYREK ALTIN
9.954,90 -4,97%

Bir Döngünün İçinde İnsan Olmak

ahmet-tuna-haberci-kose-yazisi

 

 

Dünya tarihine biraz yukarıdan baktığımızda, bir ilerleme hikâyesinden çok, bir dalgalanma hikâyesi görüyoruz. Yükselişler, krizler, toparlanmalar ve yeniden savrulmalar... (Hegel’in "tarih her zaman ileri gider" iyimserliğine karşı, Schopenhauer’a göre tarih bir ilerleme değil, sonu gelmez bir döngüdür ve Schopenhauer'ın haklı olma ihtimali, oldukça ürkütücü olmasına karşın daha mümkün görünüyor maalesef. Umarım iyimser bir üçüncü seçenek de mümkündür...)

Uzun bir imparatorluklar çağının ardından gelen kırılma, I. Dünya Savaşı ile yaşandı. Sadece sınırlar değişmedi; insanlığın kendine dair inancı da sarsıldı. İmparatorluklar çöktü, yerlerine cumhuriyetler ve yeni yönetim biçimleri kuruldu... O dönemin ruhu bir arayıştı. İnsanlık, daha adil ve daha rasyonel bir düzen kurabileceğine inanmak istedi. Ama bu inanç uzun sürmedi. İnsanlık “akıl çağı”na geçtiğini sandı. Ama 10 yıl sonra gelen kriz, demokrasinin altını oydu...

*****

1929 Büyük Buhranı, sadece ekonomileri değil, toplumların psikolojisini de çökertti. İşsizlik, yoksulluk ve güvensizlik… (Türkiye, o dönemde dünyayla güçlü ekonomik ilişkileri olmadığı için, bu krizi göreceli olarak ucuz atlattı)... Demokrasi, insanlara güven veremeyince; özgürlük geri plana itildi, güvenlik arayışı öne çıktı. O dönemin ruhu korkuydu. Ve korku, insanı çoğu zaman yanlış kapılara götürür... Nitekim öyle oldu. 1930’lar ve devamında dünya, otoriter rejimlerin yükselişine sahne oldu. Ardından gelen II. Dünya Savaşı ise, insanlığın ne kadar ileri gidebileceğini değil, ne kadar geriye düşebileceğini gösterdi... O dönemin ruhu karanlıktı. İnsan, kendi eliyle kurduğu düzeni yine kendi eliyle yıktı...

*****

Savaş sonrası kurulan yeni düzen ise bambaşka bir dengeye yaslandı. Uluslararası kurumlar, refah devleti anlayışı ve kontrollü rekabet… 1945’ten 1970’lerin başına kadar uzanan dönem, modern tarihin belki de en istikrarlı sayfalarından biri oldu. O dönemin ruhu temkinli bir iyimserlikti. İnsanlık, bedelini ağır ödediği hataları tekrarlamamaya kararlı görünüyordu...

*****

Ancak hiçbir denge sonsuza kadar sürmüyor. 1970’lerden itibaren ekonomik krizler, enerji sorunları ve sosyal gerilimler bu yapıyı zorlamaya başladı. 1991’de Sovyetler Birliği'nin Dağılması ile birlikte dünya yeni bir evreye girdi. Bu kez tek merkezli, küreselleşmenin hızlandığı bir dönem başladı. O dönemin ruhu iyimserdi. Sınırlar kalkacak, refah yayılacak, demokrasi kök salacaktı. Fakat bu iyimserlik de kalıcı olmadı...

*****

2008 Küresel Finans Krizi, sistemin görünmeyen zayıflıklarını açığa çıkardı. Orta sınıf sarsıldı, gelir dağılımı bozuldu, kurumlara duyulan güven azaldı. O dönemin ruhu hayal kırıklığıydı. İnsanlar kendilerini sistemin dışında kalmış hissetmeye başladı...

*****

Bugün ise daha karmaşık bir eşikteyiz. COVID-19 ile hızlanan, yapay zeka ile bambaşka yerlere savrulan süreçler; devlet, ekonomi ve toplum ilişkilerini yeniden şekillendiriyor. Küresel rekabet sertleşiyor, kutuplaşma artıyor, belirsizlik derinleşiyor. Bugünün ruhu güvensizlik. Ve belki de en tehlikelisi, bu güvensizliğin giderek normalleşmesi...

*****

Bugün dünya 1930’lara benzer bir psikolojik iklime kayıyor: Güvensizlik, Kutuplaşma, Güçlü lider arayışı, Kurumlara inanç kaybı... Ama fark şu: Bugün teknoloji bu süreci çok daha hızlı ve tehlikeli hale getiriyor, ne yazık ki...

Dünyada yükselen dalga; daha fazla kontrol, daha fazla kutuplaşma, daha fazla “biz ve onlar” dili. Ve bu dil, tarihte hiçbir zaman iyi bir yere çıkmadı...

Tarih bize şunu açıkça gösteriyor: Hiçbir kriz kalıcı değil. Ama hiçbir kazanım da garanti değil. İnsanlık, aklıyla ilerliyor ama korkularıyla yön değiştiriyor.  Korku büyüdüğünde dünya sertleşiyor. Güven arttığında ise hayat yumuşuyor. Bugün eksik olan şey belki de yeni bir sistemden önce, yeni bir iklimdir. İnsanın insana tahammül edebildiği, farklılıkların tehdit değil zenginlik sayıldığı, dayanışmanın zayıflık değil güç olarak görüldüğü bir iklim...

*****

Tolstoy’a göre insanlığı ayakta tutan şey güç değil; düzgün bir hayat ve içten bir sevgidir... Tolstoy'un haklı olduğunu yüreğimde hissediyorum. Eğer gerçekten böyleyse, bunu er ya da geç ortak insan aklı fark edecektir... Bu da benim tutunabildiğim bir umut...

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?