Yukarı Çık

Osmanlı DevletiYalova’da mı kuruldu?

3 Şubat 2021 Çarşamba 14:16:09
18488 kez okundu.

 

 

Çocukluğumuzdan beri defalarca duyduğumuz ve okul hayatımızda bize sürekli öğretilen “Osmanlı Devleti, 1299 yılında Bilecik’in Söğüt ilçesinde kuruldu” bilgisine karşı Tarihçilerin Kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık yıllar önce Osman Bey’in beyliğinin 1299 yılında Söğüt’te değil 1302 yılında Yalova’da devlet olduğu bilgisini paylaşmıştır. Bilecikliler bu bilgiye üzülüp karşı çıkmışken Yalovalıların gayet hoşuna gitmiştir. Çünkü milletimizin tarihindeki devlet ve imparatorluklar içinde en uzun hâkimiyet süresi geçirmiş ve tarihi süreci başarılar ile dolu bir devletin yaşadıkları şehirde kurulmuş olması, Yalova isminin Osmanlı ile yan yana konması tabi ki Yalovalıları sevindirmiş ve mutlu etmiştir. Hatta 2011 yılında bir Osman Gazi heykeli, üzerinde Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Osmanlı Devleti’nin 1302’de Yalova’da kurulduğunu belirten cümleleri ile birlikte Yalova’da bir parka konumlandırılmıştır. Bugün Yalova’da Kent Müzesi’nden Barış Manço Tiyatrosu’na doğru yürüdüğünüzde sol tarafınızda Heykeltıraş Ümit Öztürk tarafından yapılmış bu eseri görebilirsiniz.

Hadi hep beraber Prof. Dr. Halil İnalcık’ın verdiği bu bilginin detaylarına beraber bakalım. Osmanlı Devleti Yalova’da kurulDU demiş ama nelere dayandırmış bu bilgiyi? Hangi kaynakları göstermiş? Nasıl anlatmış?

Osmanlı Devleti’nin 1299’da Söğüt’te kurulduğu bilgisini bu kuruluş tarihinden yüz seneden daha fazla süre sonra yazılan bir kaynağı baz alarak kabul ediyoruz.

Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Devleti’nin 1299 yılında olan kuruluş hikayesinin Osmanlı beyliği devlet olduktan ve Osman Bey’in yaşadığı dönemden bir asır daha fazla süre sonra ilk sefer dönemin tarihçisi Aşıkpaşazade’ye ait kaynaklarda yer verildiğini söylüyor. Yani Osmanlı Devleti’nin 1299’da Söğüt’te kurulduğu bilgisini bu kuruluş tarihinden yüz seneden daha fazla süre sonra yazılan bir kaynağı baz alarak kabul ediyoruz. Aşıkpaşazade’nin Tevahir-i Al-i Osman eserine göre dönemin beyliğinde yaşayan Müslüman halk Osman Bey’den Karacahisar’da bir kadı tayin edip hutbe okutmasını istemiştir. Aşıkpaşazade, eserinde bu tarihi Osmanlı’nın kuruluşu olan 1299 olduğunu rivayet etmiştir. Halil İnalcık, bu bilginin sadece o dönem genel kabul gören bir rivayet olduğunu, bahsedilen hutbe okunması ve kadı tayininin yaşandığı dönemle aynı anda yaşayan bir kişi tarafından yazılmadığını ve Aşıkpaşazade’nin yaşadığı dönemde güçlü bir devlet ardından da imparatorluk olan Osmanlı’nın kuruluşunu dayandırdığı dikkat çekici bir tarih olduğunu söylemiştir. Bu sebeple de Aşıkpaşazade Tarihi’nin Osmanlı Devleti’nin kuruluş günlerine kesin cevaplar verecek bir kaynak olmadığını belirtmiştir. Ayrıca İslam devletleri geleneğinde bir beyliğin devlet olabilmesi için bey tarafından adına sikke bastırması gerekmektedir. Oysaki 1299 yılında Osman Bey adına sikke basıldığına dair bir bilgi yoktur. Aşıkpaşazade tarihi, tabi ki yazıldığı dönem ve çok daha yakın tarihleri açısından son derece önemli ve Osmanlı tarihi için değerli bilgiler içermektedir. Ama Halil İnalcık sadece kuruluş dönemi ile ilgili verdiği bilgilerin rivayet olduğunu söylemektedir.

Bir İmparatorluk olan Bizans’ın Osmanlı Beyliğini artık direkt muhatap aldığını gösteren 1302 yılındaki savaş, Osmanlı’nın artık bir devlet olarak kabul edildiğini de göstermiştir.

Şimdi gelelim Osmanlı Devleti’nin 1302’de Yalova’da kurulduğu bilgisine; Halil İnalcık bu bilginin temelini dönemin Bizans tarihçisi Pachymeres’e dayandırıyor. Pachymeres, eserlerinde Osman Bey’den bahsetmiş ve ismine de ‘Bey’ unvanını eklemiştir. Bizans kaynaklarında da yer alan bu hitap şekli, Osman Bey’in o dönemki gücünü ve saygınlığını göstermektedir. Pachymeres aynı zamanda Osman Bey ile aynı dönemi yaşamış bir tarihçi olduğu için o dönem yaşanan olayları birinci ağızdan eserlerinde yazmıştır. Pachymeres, İznik’te doğmuş ardından Latin istilasından kurtulan başkent Konstantinopolis’e yerleşmiştir. Doğduğu ve yaşadığı bu bölgede Osmanlı Beyliği ve Bizans İmparatorluğu arasındaki ilişkilere ve olaylara bizzat şahit olmuştur. Bu sebeple eserlerinde anlattıkları, o dönem tarihi için son derece önemlidir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günlerinden Aşıkpaşazade’nin yaşadığı yıllara kadar olan dönemin şartlarını, devlet ilişkilerini ve siyasi olayları anlatan Osmanlı Devleti içinde belirgin bir kişi ve eseri yoktur. Bu sebeple bu dönemde Pachymeres ’in yazdıkları son derece önem arz etmektedir.

Pachymeres, eserinde Osman Bey’den ve diğer birçok Türk beyliğinden bahsetmiştir. Özellikle 1302 yılında ise Osman Bey üzerinden önemli olaylardan bahsetmektedir. Pachymeres, Osman Bey’in namının nasıl yayıldığı ve Halil İnalcık’ın da devletin kuruluşu olarak gösterdiği olayları şöyle anlatmıştır; Osman Bey, askerleri ile birlikte 1302 yılında İznik’i kuşatmıştır. Daha önce İnegöl ve Bilecik civarında Bizans tekfurları ile birçok kez karşılaşan Osman Bey ve askerleri İznik kuşatması ile bu sefer Bizans’ın çok önemli bir şehrini baskı altına almış ve bu kuşatma ile başkent Konstantinopolis’teki imparator devreye girmiştir. Çünkü İmparator, İznik’in düşmesi durumunda artık Konstantinopolis’e kadar giden yolun açılacağının farkındadır. Bu sebeple İznik kuşatmasını haber alan Bizans İmparatoru II. Andronikos, İznik’e destek için seçkin paralı askerlerden oluşan bir ordu hazırlatıp bir komutan ile beraber gemilerle bugün Yalova Altınova’da bulunan Hersek diline çıkarttırmıştır. Önceki yazımda bahsettiğim gibi Hersek dili o dönem stratejik olarak çok önemli bir konumdadır. Bu şekilde bir desteğin olabileceğini tahmin eden Osman Bey, öncesinde Hersek civarını gözetlemeleri için o bölgeye asker yerleştirmişti. Hersek Limanı’na yaklaşan asker dolu gemileri gören Osmanlı alpleri İznik’e ulaşarak Osman Bey’e durumu bildirmiştir. Osman Bey bu durum üzerine yakın civarda bulunan diğer beyliklerden yardım istemiştir. Başta Çobanoğulları olmak üzere diğer beyliklerden gelen askerler ile beraber tahmini 5000 kişiye ulaşan Osman Bey ve ordusu İznik kuşatmasını bırakıp Hersek’e doğru ilerlemiştir. Osman Bey, ordusu ile beraber Hersek’te Koyunhisar (Befeus) civarında konumlanan Bizans ordusuna bir gece baskını yapmış ve devam eden savaşta Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Çoğunlukla paralı askerlerden oluşan Bizans ordusundan kalanların bir kısmı Nicomedia (İzmit) kalesine sığınmış, diğer bir kısmı ise gemilerle kaçmıştır. Bu savaşı biz bugün tarihimizde Osmanlı ile Bizans arasında yapılan ilk savaş olan Koyunhisar savaşı diğer ismiyle Befeus Savaşı olarak biliyoruz. Pachymeres, Osman Bey’in namının bu savaş ile hem tüm Bizans topraklarına hem de tüm Türk topraklarına yayıldığını yazmıştır. Osman Bey’in ve askerlerinin kazandığı bu zaferin de tarihini tam olarak 27 Temmuz 1302 olarak belirtmiştir. Prof. Dr. Halil İnalcık Osman Bey’in bu zafer ile Bizans’a karşı bölgedeki varlığını artık sorgusuz olarak meşrulaştırdığını söylemektedir. O dönem bir İmparatorluk olan Bizans’ın Osmanlı Beyliğini artık direkt muhatap aldığını gösteren bu savaş, Osmanlı’nın artık bir devlet olarak kabul edildiğini de göstermiştir. “Ortaçağ’da devletin kuruluşu Hanedanın da kuruluşu demektir” diyor Prof. Dr. Halil İnalcık ve 1302 yılında Yalova’da gerçekleşen bu savaşın sonucunu Osmanlı Hanedanlığı’nın da kuruluşu olarak kabul etmektedir.

Orta Çağ’da bir devletin kuruluşunu son yüzyıldaki devlet kuruluşu ile benzetmemek lazım. O dönemde devlet olmak için belgelerle resmi bildiriler yapılmıyor. Dini veya kültürel geleneklerinize göre gerekli şartları yerine getirdikten sonra devlet olarak kabul edilecek ciddi bir süreç yaşanıyor. Osmanlı Beyliği’nin artık Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelmiş olması ve üstüne bir de bu savaşta onu mağlup etmesi artık kendini devlet olarak kanıtladığının göstergesidir.

İlk Osmanlı - Bizans Savaşı’nın yapıldığı Koyunhisar neresi?

Pachymeres’in eserinde anlattığı bu savaş, tam olarak bugünkü Altınova ilçesine bağlı Hersek topraklarındaki Koyunhisar kalesi civarında gerçekleşmiştir. Burada yine Halil İnalcık’ın da belirttiği yanlış bilinen bir doğrudan bahsetmek istiyorum. Birçok kaynakta bu savaşa ismini veren Koyunhisar’ın bugünkü Bursa ilinin Yenişehir ilçesine bağlı olan Koyunhisar olduğu ve savaşın orada gerçekleştiği belirtilmektedir. Lakin Pachymeres’in eserinde tarif ettiği savaşın yapıldığı alanın, denize çok yakın olduğu tarif edilmekte ve gayet açık olarak bugünkü Hersek civarında bulunan Bizanslıların Befeus kalesi dediği, Türklerin ise Koyunhisar dediği bir kale civarında olduğu anlaşılmaktadır. Prof. Dr. Halil İnalcık toprak araştırmalarıyla da bu kalenin varlığının kesin olduğunu söylemektedir.

Osman Bey’in gerçek ismi nedir?

Pachymeres’in eserinden ilginç bir bilgi daha vermek istiyorum. Pachymeres, eserlerinde bizim bildiğimiz Osman Bey ismini Atamanes olarak ifade etmiştir. Yine Osman Bey’in ismi birçok yabancı kaynakta Atman veya Ataman olarak yazılmıştır. Buna cevap olarak bazı Türk araştırmacılar ve tarihçiler, Bizans’ın kullandığı Latin dilinde Osman kelimesinin söylenemediğini bu sebeple ona en yakın ifade olarak Atman veya Atamanes olarak kullanıldığını belirtmiştir. Ama dikkat çeken şöyle bir nokta vardır ki o dönem Osmanlı Beyliğinde tüm isimler, Saltuk, Sungur ve Alp gibi Türkçe isimler iken beyliğin liderinin arapça bir kelime olan ‘Osman’ isminde olması şüphe uyandırmıştır. Bu şüphe, acaba ismi gerçekten Türkçeye daha yakın olan Ataman mıydı da daha sonradan İslamiyet için önemli bir halifenin ismi olan Osman olarak mı kabul edildi? sorusunu beraberinde getirmiştir. Tarih boyunca yabancı kaynaklarda Osmanlı’dan “Ottoman” diye bahsedilmesi de yine Ataman isminin varlığını güçlendirmektedir.

Millet olarak duyduğumuz tek cümlelik bir bilginin detaylarını araştırmak veya daha fazlasını öğrenmek gayretine düşmüyoruz.

Bu şekilde tarihe sahip çıkmak, tarihi hatırlamak ve tarihi öğretmek kesinlikle önemli şeyler lakin ara sıra ortaya çıkan bu tip heyecanlanmalar hariç tarihle pek te ilgilendiğimiz söylenemez. Bununla beraber ülkemizde maalesef bu tip heyecanlı tarihi bilgileri sadece yüzeysel olarak öğreniyor, anlam ve ifadesini derinliğine merak etmiyoruz. Bir olaylar zincirinin içinden dikkat çeken bir cümle ayıklanıyor ve etrafı incelemeden, açıklanmadan kamuoyuna sunuluyor. Bugün Yalova’da ikamet eden birçok kişiye “Osmanlı’nın 1302’de Yalova’da kurulmuş biliyor muydunuz?” diye sorarsanız ‘hayır’ cevaplarının dışındaki ‘evet’ cevabı veren kişilere bu kuruluşun detayları ile ilgili en basit olarak ‘Yalova’nın neresinde kuruldu?’, ‘Hangi olaylar sonucunda kuruldu?’ diye sorduğunuzda maalesef cevap alamayacaksınız. Çünkü millet olarak maalesef duyduğumuz tek cümlelik bir bilginin detaylarını araştırmak veya daha fazlasını öğrenmek gayretine düşmüyoruz.

 

 

 

               

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı