Yukarı Çık

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK

7 Ağustos 2018 Salı 15:28:59
886 kez okundu.

               

                                                                                            

“Bilge Simnias ruhunu kurtarmıştı; artık o beden zindanına yeniden hapsolmayacak ve ruh için ancak bir ıstırap olan şu hayatı yeniden yaşamak zorunda kalmayacaktı. Ruhu, doğumuyla kendisinden kopmuş olduğu o büyük ruha iade olmuştu. Hem Platon da ruhun ölümsüz olduğunu düşünüyor ve bedenin ona ancak bir yük olduğunu söylüyordu. Şu halde Harmonia’nın, Simnias için üzülmesine gerek yoktu. O kurtulmuştu. Fakat kendisi bir süre daha yaşamak zorundaydı.

                Madem ki hem Pythagorasçılık hem de Platon’un felsefesi intihar etmeyi yasaklıyor ve bu iki felsefe de ‘Tanrının emaneti üzerinde insanın hakkı yoktur’ diyordu, şu halde ölüm kendisine gelene kadar, ölmeyi aklından çıkarmalıydı. Fakat Orpheusçuların dediği gibi ölmeden önce ölmek mümkündü. Bu Harmonia için zor olamazdı. Şehvetten uzak durmak, ölçülü olmak, az yemek, az konuşmak,  az uyumak ve düşünmek… Yaşamını soylu şeylerle doldur ve ölümü bekle. Bu Harmonia için zor olamazdı…”

                Bu satırları “Platon’un Aşkı” isimli kitaptan aldım. (Yazarı Rafet Elçi. Rafet Bey genç yaşına (1979 doğumlu) rağmen, benim sayabildiğim 11 kitabı hayatına sığdırabilmiş. Ömründe 11 kitap okumadan bu dünyadan göçen insanların ezici çoğunluğu oluşturdukları bir ülkede bunca kitabı yazabilmek hiç kolay değil. Üstelik bu kitaplar, yetkin okuyucuların gözünde de önemli eserler olarak değerlendiriliyorsa (ki öyle değerlendirildiğini görüyorum)… Rafet Bey sadece iyi bir yazar değil, aynı zamanda iyi bir anlatıcı. Ve de bence önemli bir filozof olma yolunda…)

                Kitabından alıntı yaparak başladığım ve kendisini önemsediğim için Rafet Beye dair birkaç cümle yazmadan geçmek istemedim, şimdi konuya dönmek istiyorum. Uzun zamandır ilgilendiğim bu konunun sadece İslam dünyasında ve Doğu düşünce dünyasında değil, Batı felsefesinde de yeri olduğunu görmek (yani zannettiğimden çok daha geniş bir coğrafyada ele alındığını görmek), konuya ilgimi biraz daha artırdı. Bu kavramın (Ölmeden Önce Ölmek); modern dünyanın önümüze koyduğu, görünürde önemli ama gerçekte ipe-sapa gelmeyen hedefleri kovalayarak, saçma-sapan hayatlar sürmenin ciddi bir alternatifi olabileceğini bana düşündürdü...

                                                                                                              ***

Ölmeden önce ölünüz” hadisi ve tasavvufun konuya büyük önem vermesi nedeniyle, kavrama toplumumuz yabancı değil. Mevlana “Allah’ın kullarından muradı iradî ölümdür” diyor. Ve Mesnevi’de diyor ki, “ey akıllı fikirli er, ölümünü seç, o perdeyi yırt. Fakat ölür mezara gidersin hani o değil. Seni değiştiren nura götüren ölümü seç”.

Tasavvuf’ta “kamil insan olma” yolunda ilerleyen kişinin “fenafillah” olarak adlandırılan ölmeden önce ölmesinden bahsedilir. Uyuyarak kendini ve çevresini bilmeden yaşayan bir insandan (yani bildiğimiz normal insandan), uyanmış ve tam farkındalıkla ve hakikat bilgisiyle yaşamaya başlayan bir insana geçiştir hedeflenen. Fenafillah mertebesine varabilen kişi şöyle tanımlanıyor: Tüm coşkusu ve yüksek enerjisiyle anı yaşar, tam bir konsantrasyon halinde hiçbir şeyi dikkatten kaçırmaz. Olumlu ve olumsuz her şeye minnet eder, her şeye koşulsuz bir kabul, takdir, minnet, sevgi ve şefkat ile bakar. Ne övgüden ne de sövgüden etkilenir

                Rivayete göre Ahmed Yesevi 63 yaşındayken tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane hazırlatır. Müridleri merdivenle inilen bir kuyu kazıp, bir insanın sığabileceği genişlikte bir hücre yaparlar. Ahmed Yesevi’nin  vefatına kadar burada kendini arındırmaya çalışarak yaşadığı rivayet edilir. Bazı rivayetlere göre de (ki iddia edenlerden biri  Namık Kemal Zeybek’tir), bu tarihten sonra bir o kadar daha yaşamış ve 126 yaşında vefat etmiştir.

                                                                                                              ***

                “Ölmeden önce ölmek” kavramı, insanın olabildiği kadar haz alarak yaşamasını öğütleyen hazcılık (hedonizm) felsefesinin tam zıddı gibi görünüyor. Ancak bu düşüncenin en önemli isimlerinden biri olan Epikuros için en büyük haz ruh dinginliğidir. Buna da bedensel zevkler peşinde koşmakla değil bilgelikle varılır. Epikuros hayatın zorunlu gereksinimleri dışındaki isteklerimizden vaz geçmemizi öğütler. Takipçilerine kalabalık pazar yerlerinden ve şehir merkezlerinden uzak kalmalarını tavsiye eder. Böylece gereksiz şeylere karşı duyulacak isteklerin sınırlandırılacağını düşünür. Yani hazcı bir filozof olan Epikuros, hazzın en ileri seviyesi olarak gördüğü ruh dinginliğine ulaşabilmek için, “ölmeden önce ölme”’nin ılımlı bir versiyonunu önermektedir.

                Nietzche, Kral Midas’a dair eski bir efsaneden söz eder. Kral Midas, Dionysos’un refakatçisi Silenos’a, “insanlar için en iyi şeyin ne olduğunu” sormuş. Silenos cevap vermek istememiş ama Midas zorlayınca, “Duymamanın senin için en hayırlısı olduğu şeyi söylemeye niye zorlarsın beni? En iyi şey senin için tamamen ulaşılmazdır: Doğmamış olmak, var olmamak, hiç olmak. İnsan için en iyi ikinci şey ise, en kısa zamanda ölmektir”. Nietzche’nin idealize ettiği üst insan’ın da, ölmeden önce kendini (nefsini) öldürebilen insandan çok farklı olmadığını sanıyorum...

                Yazıyı hazırlarken, genellikle yaptığım gibi, konuyla ilgili internetten bilgi toplamaya çalıştım. Rüya Yüksel isimli bir yazarın Indigo Dergisine yazdığı şu satırlarla konuya geçici bir nokta koymak istiyorum: “Nefs, bireysel kimliklere hizmet eder. O nedenle de dünyada barış gerçekleşememektedir. İnsan her olanda kendine bir pay çıkarırsa, sadece kendi merkezinde kendini düşünürse, sadece kendi doğrularını karşısındakine diretirse ne kendi olabilir; ne de karşısındakinin kendi olabilmesine imkan tanıyabilir…”   

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı