Yukarı Çık

KİTLELERİN BİLGELİĞİ (3)

11 Haziran 2018 Pazartesi 15:38:29
356 kez okundu.

 

 

            Konuyla ilgili geçen haftaki yazımda, insanların bir araya gelip fikirlerini birleştirdiklerinde, doğru sonuca (ya da en azından doğruya çok yakın bir sonuca) ulaşabildiklerine dair örneklerden bahsetmiştim. Fikri destekleyen farklı bir çalışma da Condorcet Markisinin teoremi. 1700’lü yıllarda yaşamış bir matematikçi ve politikacı olan Condorcet Markisinin kendi adıyla anılan ve demokrasiye destek çıkan ünlü bir teoremi var. Bu teoremde, iki seçenek arasında seçim yaparken bireylerin değil, bireylerin oluşturduğu topluluğun ortak kararının daha doğru olduğu anlatılıyor…

At yarışlarında ise 1’e 1,5 veren bir at genellikle 1,5 yarıştan birini (3 yarıştan 2’sini) kazanıyor. Yani işin içine ödül girince kalabalık bir grup insan, bir uzmandan daha isabetli tahminde bulunabiliyor. Fenomenin açıklaması şöyle: Bir konu hakkında tahminde bulunan uzmanlar konu hakkında çok emek harcadıkları için artık objektiflerini kaybediyorlar ve bu da tahminlerini olumsuz etkiliyor. Örneğin çok çalışarak kavradıkları bir ayrıntıyı, harcadıkları emek doğrultusunda gereğinden çok daha önemli sanıyorlar. Kalabalığın konu hakkında bilgisiz kısmının tahminleri, genel ortalamayı doğru cevap lehine düzeltiyor.

Birleşik aklın sadece insanlarda değil, hayvanlarda da doğal bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Bunun iyi bir örneği gümüş balıkları: “National Geographic’in kaşiflerinden Couzin, gümüş balıklarını incelemiş. Bir gümüş balığı sürüsünü alıp, bir havuza aktarırsanız, en karanlık köşelere yöneldiklerini görürsünüz. Hayvanlar yaşam alanlarındaki değişimleri takip ederler. Kelebekler çiçeklerin yaydığı kokuyu takip eder, ya da bir karınca, koloni üyelerinin salgıladığı feramonların izini sürer. Fakat gümüş balıkları bir başına kaldıklarında, iz sürme konusunda gülünç derecede başarısızdırlar. Couzin ve ekibi balıkların hareketlerini takip ettiler ve balıkların sayıları arttıkça gölgeleri takip etme başarılarındaki değişimigözlemlediler. Yalnız balıklar ışıksız, kuytu köşeleri bulmak konusunda oldukça başarısızdı, hatta neredeyse gelişigüzel yüzüyorlardı. Sadece büyükçe sürüler karanlık köşelere kaçmakta başarılı olmuştu. Cousin gümüş balıklarının hareketlerinin çevrenin parlaklığındansa, büyük ölçüde, komşularının yapmakta olduğu şeylerden etkilendiğini fark etti. İşte işin sırrını bulmuşlardı: Balıklar tek başlarına her hangi bir şeyi takip etmiyorlardı. Yani havuzun bir kısmının daha karanlık olduğunu görüp oraya yüzüyor değillerdi. Sadece grubu takip ediyorlardı. Sonuç olarak bu, “Kitlelerin Bilgeliği”nin göçlere uyarlanmış bir örneğidir. Ama gümüş balıklarının kararlarını birleştirmedikleri açık. Bir gümüş balığının kendi kendine karar verdiğini söylemek bile güç. Ama onları sürü halinde tutan içgüdülerini takip ettiklerinde, nereye gideceklerini buluyorlar. Buna kolektif zeka denebilir. Balıklar kararlarını birleştirmezler, kolektif olarak bilgiyi işlerler. Birlikte hareket ederek, birlikte hesap yaparlar. Gümüş balıklarının sayısı bir eşik değerin altına düşerse, kabiliyetleri ortadan kalkıyor. Couzin’e göre göç eden diğer canlıların da böyle bir sistem uyguluyor olması mümkün…

                                                                  ***

         Ancak birleşik aklın işe yaramadığı alanlar da olabiliyor. Mesela,“Kasparov Dünya’ya Karşı” maçı. 1999 yılında internet üzerinden yapılan satranç karşılaşmasına 75 ülkeden 50.000 kişi katıldı. Her bir hamlenin çoğunluğun oyu ile yapıldığı maçı büyük satranç ustası Garry Kasparov 62. hamlede kazandı. Ortak akıl yaratıcılık gerektiren bir iş karşısında başarılı olamıyor galiba. Çünkü yaratıcılık gerektiren işler, örneğin sanat, çoğunlukla ana akımdan, vasattan, ortalamadan, sıradandan bir sapma olarak ortaya çıkıyor. 

            Benzer bir deneyimi ben de yaşadım. Sanıyorum 1976 yılıydı, o yıllarda ülkemizin en önemli satranç ustalarından biri olan Kahraman Olgaç’a karşı üç arkadaş beraber oynadık. Biz iyi birer satrançcı olduğumuzu zannediyorduk ve akıllarımızı birleştirirsek koca ustayı yenebileceğimizi umuyorduk. Ne yazık ki böyle olmadı, tahmin edeceğiniz gibi, yenildik…

                                                                  ***

            Psikolog Daniel Richardson, insanların karar alırken etrafındakilerin etkisi altında kalıp kalmadığını, başkalarının tercihlerini görünce kendi tercihini değiştirip değiştirmediğini anlama amaçlı deneyler yapıyor. Deneylerin sonuçlarını değerlendiren Richardson, “İnsanlar karşılıklı etkileşimde bulunduğunda hemfikir olmaya ve daha kötü kararlar almaya başlıyor. Görüş alış verişi sırasında da bilgi değil ön yargılarını paylaşıyorlar” diyor. Richardson’a göre insanlar grup eğilimine göre karar verdiklerinde, bireysel olarak verdikleri kararlara nazaran daha yanlı ve daha az ahlaklı oluyorlar. Özellikle benzer kimliğe sahip bireylerden oluşan gruplarda, topluluğun dürtüsü, farklı görüşlere baskın geliyor. Richardson sosyal medya konusunda da şunları söylüyor: “Interneti bilginin kaynağı olarak görüyoruz; oysa aslında önyargı oluşturuyoruz. Twitter ve Facebook bilgi paylaşma açısından çok iyi araçlar; ama belki de kendi önyargılarımızı paylaştığımız için bizi aptala dönüştürüyorlar”…

            Bir başka psikolog Harvard Üniversitesi’nden Solomon Asch da, insanların yanlış olsa bile çoğunluğun görüşüne ayak uydurduğunu, kendi düşüncelerini çiğneme pahasına bile bunu yapabildiklerini söylüyor. Kaliforniya Üniversitesi’nden Read Tuddenham da, öğrencilerin grubun tavrına uyum sağlamak için basit sorulara bile saçma yanıtlar verebildiklerini, diğerlerinin o yönde yanıt verdiğini düşündüklerinde, örneğin yeni doğan erkek bebeklerin tahmini ömrünün 25 yaş olacağını söyleyebildiklerini ifade ediyor.

            Bu durumlarda Kitlelerin neden Birleşik Aklı oluşturup, doğru seçeneklere doğru yönelemediğini bize James Surowiecki kitabında anlatıyor. Surowiecki, grubun bir birleşik akıl oluşturabilmesi için dört koşulu gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor: Farklı görüşte insanlardan oluşmalı, merkeziyetçi bir yapı olmamalı, bireyler karar verirken birbirlerinin etkisi altında kalmamalı ve mutlaka bir karar verme mekanizması bulunmalı.

Yukarıda, Birleşik Aklı olumlu anlamda oluşturamayan grupların, Surowiecki’nin bahsettiği dört koşulun en az birini (veya daha çoğunu) gerçekleştiremediklerini görüyoruz.

            Bu dört koşulun birden gerçekleşebilmesi, bizim gibi ülkelerde çok kolay görünmüyor. Bu nedenle ülkemizde Birleşik Aklı gerçekleştirmeye çalışanların işi oldukça zor...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı