Yukarı Çık

ŞİZOFREN HALLER

2 Nisan 2018 Pazartesi 15:16:36
1401 kez okundu.

 

Dikkat: Bu yazı şükür gerektirir!

Yaşamın akışında görmezden gelinen ve yok sayılan,  hepimizin aşina olduğu ama ne olduğunu gerçekten bilmediğimiz bir kesimidir şizofreni hastaları,

Toplumda görülme sıklığı %1 oysa.  250 binlik Yalova'da yaklaşık 2500 şizofren var demektir bu. Çok da nadir değil. Sokakta, minibüste, parkta, çarşıda yanımızdan geçip giden insanların içindeler. Ürkek, korkak, biz normallerden (!) çekinerek, sinerek yaşamaya çalışıyorlar. Onları gerçekten tanımıyoruz, bilmiyoruz, görmezden geliyoruz. 20 yılını hastanelerin acil servislerde fiziki hastalıkları tedaviyle geçirmiş bir sağlıkçı yakınım, sosyal hizmet uzmanlığı okurken bir de aile danışmanı sıfatıyla çalıştığı alanını ruhsal hastalıklar alanına kaydırınca benim de ilgim bu hastalara yoğunlaştı. "11 Nisan Dünya Şizofreni Günü"nden de o bahsetti. Bilmek gerek, tanımak gerek, farkında olmak gerek dedim. Anlattığı örnkler etkiledi diye yarı teknik bir bakış atalım istedim onlara;

Kimdir bu şizofreniler? Korktuğumuz kadar tehlikeli ve saldırganlar mı? Yoksa küçük dokunuşlarla sevgi ve tedavi ile bu yaşlı dünyada, güven içinde yaşamayı hak eden insanlar mı? Toplumun bir parçası değiller mi bizim gibi?

Bir şizofreni hastası tedavi aşamasına gelene kadar çok zorlu bir süreçten geçer. Genelde 18-20’li yaşlarda başlar. Sosyal ilişkilerde geri çekilme, gitgide yalnızlaşmayla, kendi kendine konuşmayla belirginleşir.  Her şeyden herkesten şüphe duyarak yaşarlar. Örneğin; zehirleneceğini, takip edildiğini, beynine elektrik verilip düşüncelerinin çalınacağını düşünürler. MİT'te ajan olduğunu, annesinin yemeğine zehir kattığını sanarak yaşayanları vardır. Kendilerini peygamber sanıp ilahi mesajlar aldığını düşüneni bile vardır. Madde kullanmaya başlayabilirler, seslerden şüphelerden kurtulmak için kafasında kask ile yatıp kalkmaya, kendi odasında veya bahçede sığınak yapıp içinde saklanmaya kadar bu iş varabilir. Ailesine, komşularına saldırganca, ya da tuhaf davranıp toplumun dışına yavaş yavaş itilmeye başlarlar. Bazılarının hayali arkadaşları vardır. Sürekli kendine eşlik eden, onlara emirler veren sesler. Yalnız görünüp kalabalık gezerler. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edemeden günlerce banyo  yapmayıp üstünü başını değiştirmeden, hayatta kendilerine bir kovuk ararlar. Aileleri; hacıları, hocaları gezip muska, nefes denemesi yapar, kutsal topraklara bile götürürler. Evladımız annemiz babamız iyi olsun diye. Çözüm bulamayınca tıp bilimi devreye girer. Yaşadıkları psikotik atak döneminde evlerinden polisle ambulansla alınıp hastanelerin kapalı servislerine alınırlar. İlaçlar, parmaklıklar, yalnızlık. Aylarca orada kalırlar. Teşhis kesinleşir ve ailenin sevgi dolu iyileştirici, sarmalayıcı kollarına (!) geri verilir.

Ya sonra… Toplumun içine çıkamayan, ailelerin sakladığı odalara kapatılan, suiistimal edilmeye açık, bizlerin başımızı çevirdiği, onların yaşamaya nefes almaya hakkı yokmuş gibi yaşadıkları bir dünyaya gözlerini açarlar. Gizli saklı yaşamaya zorlanırlar, görmezlikten geldiğimiz "deli" deyiverdiğimiz bu insanlar, mavi göğün altında dipte yaşamaya çalışırlar.

Bir kısmının zeka problemi vardır, bu doğru. Küçük bir çocuğun zekasına sahip olabilirler. Lakin büyük bir çoğunluğunun zeka yönünden hiçbir geriliği yoktur ve ortalama zekaya sahiptirler. Üç üniversite bitiren, sekiz dil bilen, mühendis, doktor, öğretmen olanları da var. Okuyabilen, anlayabilen becerikli üstelik sanatsal algıları çok daha fazla açık insanlar. Beyinlerindeki elektriksel aktivite biz normallerden (!) birazcık farklı çalışıyor diye onları tecrit edemeyiz. Görmezden gelemeyiz, dışlayamayız, damgalayamayız. Bu bir insanlık suçudur.

Peki, onlar için yapabiliriz? Tek bir cevabı var bu sorunun. İşte o sihirli sözcük "sevmek". Acımak değil, sevmek. Onlardan korkmamıza, acımamıza ihtiyaçları yok. Destek olmak yeterli.

Devletimizin engelliler politikasında onlar için de ayrılmış haklar var. Aile ve sosyal politikalar Bakanlığı tarafından ruhsal engelliler sınıfında destekleniyorlar. Engelli olarak KPSS'den işe girebiliyorlar. Engelli kartı ile bir takım haklara sahipler. 2011'den beri de Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsal hastalıklara sahip bireyleri topluma kazandırmak için Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri açılmış durumda. Ülke genelinde 168 tane merkez var. Bunlardan biri de bizim ilimizde, biliyor muydunuz? Yalova Devlet Hastanesi'ne bağlı bu merkez beş yıldır açık. Hekiminden hemşiresine psikolog ve sosyal çalışmacısıyla ve diğer personeliyle özveriyle hizmet edip onları görünür kılmaya çalışıyorlar. Tedavi takip ve eğitim programları ile kendilerini kabullenip unuttukları becerileri yeniden hatırlamaya gayret ediyorlar. İnsan onuruna yaraşır şekilde muamale görüyorlar. Bir anne yeniden yemek yapmaya başlıyor. Bir genç kız saçını taramayı hatırlıyor. Bir baba bir dede bir kardeş yeniden minibüse binip yol parası uzatabiliyor. Bakkaldan ekmek alabiliyor. Artık sesler duymayan  sakin huzurlu bireyler olup gülümseyebiliyorlar hayata… Çöp evden çıkarılıp tuvallerde boyaları özgürce dans ettirebiliyorlar. Bunlar Yalova'da gerçek yaşanmış hikayeler. Her biri bir öykünün başrolünde. Bize düşen, azıcık destek olmak. Yargılamadan dışlamadan örselemeden. Düştükleri yerde ellerinden tutmak. Hadi demek. Hadi yapabiliriz. Yeniden gülümseyebiliriz hayata demek.

Not 1: Bu yarı-teknik bakışı ve yazıyı (eski bir sağlık memuru ve TRSM hemşiresi eşi olarak) sadece farkındalık artırmak için sizlerle paylaşıyorum, 

Not 2: Bu yazının amacı size şizofrenin belirtilerini ve tedavisini anlatmak değildir. Şizofreni kronik bir hastalıktır. Tıpkı şeker, tansiyon gibi yaşam boyu ilaç kullanmayı gerektirir. Detayları internetten araştırabilirsiniz.

Not 3:  Dünya şizofreni günü için 10 Nisan Salı günü saat 14.00’de Yalova Halk Eğitim Merkezi'nde Toplum Ruh Sağlığı Merkezi tarafından bir dizi etkinlik yapılacaktır. Katılmanızı tavsiye ederim.

Not 4 : "Akıl Oyunları" isimli sinema filmi şizofreniyi anlatan en bilinen filmlerden biridir. Yeniden izleyin, ben seneler sonrasında yeniden izledim, çok zevk aldım.

Bazen öyle Yalova'ya, sonra ülkeme, sonra dünyaya şöyle bir bakıyorum da, sadece akıl sağlığı yerinde olmak bile şükretmek için yeterli bir sebep. Şimdi ilk cümleyi anlamlandırmışsınızdır.

Vesselam.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı