Yukarı Çık

YENGEÇ SEPETİ SENDROMU

12 Ekim 2016 Çarşamba 14:33:53
5899 kez okundu.

 

Yengeç ülkemizde pek tüketilen bir deniz mahsulü değil. Bir iki kere yemeğe çalıştım ama pek bir şey anlamadım. Çocukluktan alışkın olmadığımız şeyler kişisel kültürümüze dahil olmuyor. Bizde pek tüketilmiyor ama dünyada deniz ürünleri tüketimindeki oranı yaklaşık %20 imiş.

Yengeç yakalandığında bir sepetin içine konuluyor. Sepette tek yengeç varsa kapağı kapatılıyor ki dışarı çıkamasın. Ama sepete başka bir yengeç (veya yengeçler) konulduysa, artık kapağı kapatmaya gerek kalmıyormuş. Çünkü birbirini fark eden iki yengeç hemen birbirlerine sarılırlarmış ve diğerinin dışarıya çıkmasına izin vermezlermiş.

Günlük hayatımızda özellikle siyasette gözlemlediğimiz birşey bu. Hem ülke çapında hem de yerelde, yukarı tırmanan siyasetçileri yakınlarındaki yol arkadaşları ayağından aşağıya çekmeye çalışırlar. Benzer çekiştirmelerin iş hayatında farklı farklı boyutlarda yaşandığını da söyleyebiliriz. Hatta gönüllü çalışma alanları olan sivil toplum örgütlerinde bile. Yani hayatın hemen hemen bütün alanlarında sivrileni yıpratmaya yönelik çabalar, o kişinin etrafında derhal oluşmaya başlar. Bu nedenle mücadele enerjisinin çoğu, ister istemez, baltalayıcı çabaların engellenmesine harcanır. Belki rakiplere bile, bu kadar enerji harcamak gerekmeyebilir.

***

Siyasette, iş hayatında ve yaşamın neredeyse tüm alanlarında görülen bu psikolojik durum, yani “ben olamıyorsam, o neden olsun?” anlayışı, zaman zaman ufak tefek konularda da kendini gösteriyor. Buna Yengeç Sepeti Sendromu ismi veriliyor. Mesela çocukken hatırlıyorum, benden önce vitessiz bisiklet almış bir arkadaşım, vitesli bisiklet almama, “sık sık zincir atar” diyerek karşı çıkmıştı. “Bende yoksa, mümkünse sende de olmasın” düşüncesi, hoş olmasa da, zaman zaman bir yerlerden su yüzüne çıkıveriyor. Yine bir arkadaşımın, -70’li yıllarda, ince hesap makinalarının çabuk bozulduğunu söyleyerek, kalın tip makinaları hararetle tavsiye ettiğini hatırlıyorum. O’nun aldığı makinanın ince tiplerden olmadığını söylememe gerek yok herhalde.

Aldığımız arabadan veya cep telefonundan veya televizyondan bir nedenle memnun değilsek, o arabayı (veya cep telefonunu, televizyonu) gereğinden fazla övme ihtimalimiz var. Aynı kaderi paylaşacak dert ortaklarımız olsun istiyoruz galiba. Mutsuz evliliği olanların, evlilik kurumunu bekarlara tavsiye etmeleri de bu sendroma bağlanıyor.

Bunlara benzer şeyleri ben yapıyor muyum diye düşündüğümde, kendi kendime “hiç böyle şeyler yapmadım” diyorum. Ama kendime karşı ne kadar dürüstüm bilemiyorum. Kendi kendimize de yalanlar söyleyebiliyoruz. Hoşumuza gitmeyen anıları beynimizin sildiği de söyleniyor. Yani yaptıysak bile, kayıtlardan silince hatırlamıyor olabiliriz. Her birimiz insanlık ailesinin bir parçasıyız, insana ait olan ve olumsuz tüm özellikleri az ya da çok hepimiz içimizde barındırıyoruz. Kızılderili reisin dediği gibi, iyi özellikleri güçlendirebilirsek, kötüleri bastırabiliyoruz.

Tekamül etmiş insana doğru gidilmek isteniyorsa, bu bitmeyen ve her an uyanık olmayı gerektiren bir mücadele.

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.