Yukarı Çık

AŞI OLMAK YA DA OLMAMAK

22 Eylül 2021 Çarşamba 13:17:06
620 kez okundu.

Aşılarımı aylar önce oldum. Yıl hesabıyla 2021'de 60 yaşında sayıldığımdan, 60 ve üstüne aşılama başlayınca, aşılarımı gittim, oldum. Aşı konusunda, hem destekleyen, hem de karşı çıkanlara kulak vermeye çalıştım, hala da veriyorum. Her iki tarafın dedikleri de beni tam olarak tatmin etmiyor. Dünya üzerinde %100 oranında bilebileceğimiz herhangi bir konu olmadığını düşündüğüm için, bu konuda da elimizdeki çok kısıtlı bilgiyle karar vermek zorundayız. Baha'nın negatif duruşuna rağmen, kararımı aşıdan yana kullandım. Baha ile paralel kalmayı çok önemsiyorum ama bazen, bu konuda olduğu gibi, ne kadar çabalasam da benzer düşünmediğimiz konular oluyor maalesef...

*****

Internette dolaşan bir yazı var. Facebook'ta bir arkadaşım yayınlamış, ben de ondan gördüm. Biraz şüphe içeren bir yazı ancak yayınlayan arkadaşım aslında tam bir bilim aşığıdır, üstelik de bilim kurulu üyelerinden birinin de kardeşi. Yazı şöyle : ''Aşılandım ve hayır, içinde ne olduğunu bilmiyorum - ne bu aşıda ne de çocukken yaptırdıklarımda, ne Big Mac veya Sosiste...

İbuprofen veya başka bir ilaçta ne olduğunu da bilmiyorum, sadece ağrımı iyileştiriyor.

Sabunumdaki tüm malzemeleri, şampuan veya deodorantların tam içeriğini bilmiyorum.

Cep telefonu kullanımının uzun vadeli etkisini bilmiyorum, restoranda yediğim yemeklerin temiz ellerle mi hazırlandığını; giysilerimin, perdelerimin, spor içeceklerimin çok tehlikeli olup olmadığını bilmiyorum.

Kısacası...

Bilmediğim ve asla bilemeyeceğim çok şey var.

Ama bildiğim bir şey var ki hayat kısa, çok kısa ve ben yine de evimde 'kilitli' olmaktan başka bir şey yapmak istiyorum. Yine korkmadan sarılmak istiyorum insanlara.

Çocukken ve yetişkinken, çocuk felci ve daha birçok hastalığa karşı aşı oldum, ailem ve ben bilime güvendik ve hastalıkların hiçbirini çekmek veya iletmek zorunda kalmadım - aşılandım... Ve işte yine bu yüzden evet,

* Covıd-19'dan ölmemek

* Mümkün olduğunca yaymamak için

* Sevdiklerime sarılmak için

* Bir restorana gitmek için,

* PCR veya antijen testi yapmak zorunda kalmadan, tatile gitmek ve gelecek birçok şey için ...

* Hayatımı yaşamak için

* Covid-19'u eski bir hatıra yapmak için,

* Bizi korumak için

Aşılandım!''

İlaçların (ve belki sosis gibi başka şeylerin de) içinde ne olduğunu ve bunların bize nasıl etkiler yapacağını çok iyi bildiğini iddia eden insanlar var tabii, ancak 1870 yılında ErichvonWolf 100 gr. ıspanakta 3.5 mg. demir saptayıp, yazarken yanlışlıkla 35 mg. olarak yazıyor, hata 67 yıl sonra 1937 yılında anlaşılıyor (67 yıl boyunca kimsenin bunu kontrol etmemiş olması ne kadar ilginç değil mi?). Nedense 20. yy'ın sonlarında bile biz bu hatalı bilgiyi birbirimize anlatmaya devam ediyorduk.

1939 yılında keşfettiği DDT için, 1948 yılında Paul Hermann Müller'e Nobel ödülü veriliyor. Keşfinden 31 yıl sonra DDT'nin insanların sağlığını büyük oranda bozduğu ve ölüme yol açtığı anlaşılıyor ve DDT tüm dünyada yasaklanıyor.

Dolayısıyla, 'ben bu işlerin uzmanıyım, bana güvenin' diyen insanlara karşı kuşku duymayı tamamen elden bırakmayın derim. Gerçek bir uzmanın hiç bir konuda %100 kesinlikle konuşabileceğini de sanmıyorum. Ama yine de aşı olunmasını önemsiyorum ve öneriyorum...

*****

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Mehmet Baltalı da, 4. doz aşı hakkında bir yazı kaleme almış. Yazıda Prof. Baltalı şöyle söylüyor:

''16 Ağustos 2021 sabahı sağlık çalışanlarına dördüncü doz aşının uygulanacağı bildirildi. Bunun üzerine sosyal medyada ciddi eleştiriler başladı. "Biz Sinovac aşısını boşuna mı olduk?" tweetleri atıldı. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı hocalar gibi Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) de önceliğin tüm Türkiye’yi aşılamak olduğu, yüksek riskli bireylere yapılacak dördüncü doz aşının gerekli olmadığını belirttiler. Türk Tabipleri Birliği (TTB) eski başkanı dördüncü doz aşı uygulamasının bir skandal olduğu, bu kararla Türkiye’nin dünyaya rezil olduğunu söyledi. Aynı gün öğlen saatlerinde ise Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamadan vazgeçtiği öğrenildi. Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca da öğlen saatlerinde yazdığı tweette "Özel seyahat için talep edilmesi dışında ek bir aşı gerekliliği yoktur" cümlesini kullandı. Sonrasında da Türk Tabipleri Birliği dördüncü doz uygulamasının öncelikli olmadığına dair bir basın bildirisi yayınladı. Herkesin kafası karıştı... 16 Ağustos 2021 sabahı çalıştığım hastaneye gider gitmez dördüncü doz aşısını olmuş bir sağlık çalışanıyım. Tıp doktoru ve öğretim üyesiyim. İnsanların politik yorumlara ve çıkarımlara değil, doğru bilimsel verilere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Mesleğimde salt bilimsel verilere göre hareket etmeye çalıştım. Ancak dördüncü doz aşı olmamın nedeni yeterli bilimsel verilerin olması değil, aksine olmaması. İnsanlara tavsiye eder misin deseler Sağlık Bakanı’nın sözlerini değiştirerek yanıt veririm: "Dördüncü aşının gerekli veya gereksiz olduğuna dair bir kanıt yok". Karar herkesin kendi takdiri.''
Dördüncü aşıdan sonra, 5., 6., 7. diyerek bu seri sürecek mi bilmiyorum. Yılda 1 yenilense hadi neyse de, eğer 'birkaç ayda 1 yapılmalı' demeye başlayacaklarsa bu hiç hoş olmaz...

*****

Geçtiğimiz günlerde oldukça tedirgin edici bir tablo yayınlandı. Bu tablonun anlattığı şuydu:''Türk Yoğun Bakım Derneği'nin geçtiğimiz günlerde yaptığı çalışmada yoğun bakımda yatan 921 hastanın aşı durumlarına bakılmış ve sonuçlar hastaların yüzde 51,4'ünün aşısız, yüzde 39,4'ünün ise iki doz Sinovac uygulanmış bireyler olduğunu göstermiş.'' Bu tabloya bakıldığında Sinovac aşılarının etkisi neredeyse tamamen kaybolmuş durumda.

Eski bir İngiltere başbakanı olan Benjamin Disraeli, ''ü ç çeşit yalan vardır; yalan, kuyruklu yalan ve istatistik'' diyor. İstatistik veriler üzerlerinde hiç oynanmamış olsalar bile, yani tamamen doğru olsalar bile, çoğu zaman bize gerçeği değil, propagandası yapılmak istenen şeyi gösterirler. BBC internet sayfasında, Sinovac aşısı olanlar için oluşan bu karanlık tabloya yürek ferahlatan bir yorum yazılmış: ''S adece hastane verilerine bakarak aşıların etkinliğinin azaldığı çıkarımını yapmak hatalı bir yaklaşım.Aşı etkinliği çalışmaları ancak aşılı ve aşısız bireylerin enfeksiyon sonrasında hastalanma ve hastaneye yatma riskinin karşılaştırılması ile anlaşılabilir. 9 Ağustos Perşembe günü İngiltere Halk Sağlığı Kurumu tarafından yayımlanan veriler bize bu tarz kıyaslamaların nasıl yapılması gerektiği hakkında değerli bilgiler sunuyor. Bu yayında ölüm oranlarına bakıldığında iki doz aşılı kişilerin aşılanmamış kişilere göre ölüm riskinin 5-10 kat daha az olduğunu, hastaneye yatma oranının da aynı şekilde azaldığını görüyoruz. Fakat enfeksiyon düzeylerine baktığımızda birçok grupta iki doz aşılı kişiler ve aşısızlar arasında çok fazla fark olmadığı gözlemleniyor. Ancak bunun sebebi yeni varyantların aşıyı etkisiz kılması değil, daha hızlı yayılan varyantlar sebebiyle aşılı olan kişiler arasında da enfeksiyon sayılarının artış göstermesi. Özellikle gerçek hayat verileri klinik araştırmalar gibi kontrollü bir ortamda elde edilmediği için bu verilerin daha dikkatli analiz edilmesi ve yorumlanması gerekiyor. Özetle bu veriler bize yeni ve daha bulaştırıcı delta varyantıyla aşıların etkinliğinin yok olduğu ve işe yaramamaya başladıklarını göstermiyor. Daha ziyade yüksek riskli grupların daha yüksek oranda aşılandığı ve aşılanma oranları arttıkça hastaneye yatan aşılı kişilerin oranının da yükseldiğini gösteriyor. Hatta mevcut veriler delta varyantına karşı aşıların etkinliğinin yüksek oranda korunduğu yönünde. Mesela, yakın zamanda Şili'den yayınlanan yeni veriler koruyuculuğu konusunda endişeler bulunan Sinovac aşısının iki doz uygulandığı bireylerde hastaneye yatışın yüzde 87.5, yoğun bakıma yatışın yüzde 90 ve ölümlerin yüzde 86 oranında önlendiğini gösteriyor. Bu veriler Şili'de gama varyantının yaygın olduğu döneme ait ve gama varyantı deltaya göre aşıya daha dirençli olmasına rağmen bu sonuçların alınması oldukça rahatlatıcı. Aşıların yaptığı etki, vücutta sürekli hazır miktarda belli bir antikorun bulunması değil, gerektiği durumda bu antikorları üretecek hafıza hücrelerini yetiştirmesi. Bu hafıza hücreleri de virüsle temas sonrasında devreye girerek ve bu antikorların üretimini tetikleyerek hastalığı ve diğer olumsuz sonuçları engelliyor. Ve bu bellek hücrelerinin uzun süre, aylar hatta yıllar boyunca etkinliğini sürdüreceği ve yeni oluşabilecek varyantlara karşı etkinliğini koruduğu gözlemleniyor. 2003'te SARS geçiren hastaların kanlarından alınan örneklerde halen bellek hücrelerinin gözlemlenmesi bunun önemli bir örneği. Bu yüzden kandaki nötralize edici antikor değerleri dikkate alındığında aşının enfeksiyona karşı etkisinin zamanla düştüğü düşünülebilir fakat kandaki antikor miktarını koruyuculukla birebir eşleştirmek mümkün değil...''

*****

Evet, ben aşılarımı aylar önce oldum. Günümüz bilim dünyasının eleştiriden azade olduğunu düşünmüyorum, tamamen bağımsız yol aldığını düşünmüyorum, tamamen insani bir çerçeve içinde çalıştığını düşünmüyorum. Ancak dikkate almak için elimizde mevcut bilim dünyasından daha iyi bir seçenek yok maalesef, keşke olsa. Bana sorarsanız, aşı olmadıysanız olun derim. Ancak tabii ki karar verecek olan sizsiniz...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı