Yukarı Çık

GEÇEN HAFTA GÖRDÜKLERİM VE DUYDUKLARIM

9 Eylül 2021 Perşembe 17:34:00
747 kez okundu.


 

Yerel gazetede yazılan köşe yazılarında belki de daha doğru olan, yerele ait konulardan bahsetmektir. Ben bunu pek beceremiyorum ve insanoğlunun (kendimce önemsediğim) genel meselelerine dair yazmayı tercih ediyorum. Zor alanda atıp-tutmak daha kolay olduğu için böyle yapıyor olabilirim. Ancak bugün son günlerde karşıma çıkan bazı yerel meselelere değinmek istiyorum. 

Gazi Paşa Caddesi girişi son haftalarda her zamankinden daha pis bir görüntü içinde. Vefa Salman döneminde caddedeki masalar kaldırılmış ve cadde çok hoş bir görüntüye kavuşmuştu. Salman'dan sonra masalara tekrar izin verildi. Tamam masalara izin verilsin ama o keşmekeş nedir! Burası ilin merkezi yani dışarı bakan yüzü. Dışarıdan gelen insanların Yalova'yı bu karmaşa ve pislik görüntüsüyle mi hatırlamalarını istiyoruz?

*****

Birkaç gün önce bir yakınım merdivenden düştü, devlet hastanesinin acil servisine götürdük. Bacağı kırılmış gibiydi (gerçekten de kırılmış) ve film çekilecekti. Acilin röntgen odasının ziline bastık ve 8-10 dakika kadar bekledik. Arkamızdan 2 acil hasta daha geldi kapıya, röntgen için. Ses çıkmayınca, içeriye girdik, bir de baktık ki, 2 hemşire oturmuş sohbet ediyorlar. İnsana değer veren ülkelerde sırf bu nedenle hastane başhekimi istifa edebilir...

*****

Okullara öğrenci kayıtları başladı ve bağış meselesi her yıl olduğu gibi tekrar gündeme geldi. Yalova'da bazı yakınlarımdan duyduğum kadarıyla, ilköğretimde öğretmen tercih edersen şu kadar para, orta öğretimde çok ingilizce dersi olan sınıfa kayıt olmak istersen bu kadar para... Yani her şey parayla... Hangi çocuğun hangi öğretmenin öğrencisi olacağı ve çok ingilizce dersi olan sınıflarda hangi çocukların okuyacağı objektif kriterlerle belirlenmelidir, ödenen para ile değil. Eğitimde parayla sağlanan avantajlar, vatandaşın devlet karşısında diğerleriyle eşit olduğu duygusunu oldukça zedeler... Peşinen söyleyeyim, okullarda alınan bağışlar yasal değil. Bunu ben değil eski Eğitim Bakanı Ziya Selçuk söylüyor (muhtemelen geçmiş tüm bakanlar da söylemiştir ve yeni bakan da aynı şeyleri söylüyor veya söyleyecektir). Ziya Selçuk 2019 yılında, "kayıt parası" konusuna ilişkin sıkıntıların aşılmasına yönelik "okul gelişim bütçesi" uygulamasının ne aşamada olduğu yönündeki soru üzerine, temelde anayasal olarak zorunlu eğitim bulunduğunu, dolayısıyla devletin burada söz konusu olan bütçeyi gerekli yerlerde kullanması ve değerlendirmesinin bekleneceğini ifade etti. Selçuk şöyle devam ediyor: "Kayıt parasıyla ilgili şöyle bir ilişki kurulmamasını çok önemsiyoruz, 'eğer bağış yapmazsanız kaydınız olmaz'. Zaten e-okul'a o çocuğun kaydı otomatik olarak yapılmış, bitmiş vaziyette. Yani velinin gidip de sıfırdan kayıt yaptırması söz konusu değil. Zaten o çocuk, o okula kayıtlı, e-okul'da bu var. Okul yöneticilerimizin 'Ben vermek istemiyorum' denildiğinde 'O zaman sizin kaydınızı yapmıyoruz' deme durumu söz konusu değil. Çünkü yasal olarak bu mümkün değil. Diyelim ki bir velimiz, 'Ben kesinlikle, hiçbir şekilde bağışta bulunmak istemiyorum ama çocuğumun bu okulda kayıtlı olduğunu biliyorum ve burada devam etmesini istiyorum.' dediğinde tek bir velimiz bile eğer okula kayıt yaptıramıyorsa en başta bizim sorunumuzdur ve bunun çözümü için ne gerekiyorsa yaparız." 

Burada kullanılan cümleleri ben yıllardır hiç anlayamıyorum. Bakan diyor ki, ''okulun bağış alması yasal değil, etik de değil, bağış vermeyen vatandaşa zorluk çıkartılıyorsa, biz bu vatandaşın arkasındayız, vs, vs...'' Ancak bakan şunu bir türlü diyemiyor, ''tüm devlet okullarına talimat gönderdim, kimseden beş kuruş alınmayacak, almaya kalkan okulun müdürünü açığa alırım.'' Kurulması gereken cümle bence budur. Devlet okullarında eğitim parasızdır daha doğrusu mevcut yasal düzenimize göre parasız olmak zorundadır, okulların tüm eksiklikleri devlet bütçesinden karşılanmalıdır. Tüm okullarda velilerden toplanan paralar devlet bütçesinin onbinde biri bile değildir, belki yüzbinde biri olabilir, yani bütçede başka bir yerden yapılacak çok çok küçük bir kesinti ile bu konu tümüyle halledilebilir...
 

*****

Yalova'nın merkezindeki, belediyeye ait denize nazır otoparkın abonesiyim. Öğleden sonra bir yere gitmem gerektiğinde otoparktan hiç çıkmak istemiyorum. Çünkü döndüğümde yer bulamıyorum. Otoparka kapasitesinin oldukça üstünde araç alınıyor. Sadece araba park yerleri değil, otoparkın tüm yolları, hatta çimenlerin üzeri araba dolu oluyor. İçeriye giren araçlar başlıyorlar otoparkın içinde yer bulmak için dönmeye. Bu duruma düşen için oldukça can sıkıcı bir durum, hele yaz sıcağında hiç çekilmiyor. Çıkan bir aracın yerine doğru hamle yaparken, aynı hevesle hamle yapan bir başka sürücüyle gereksiz tartışmalara girme durumu da doğuyor bazen. Otoparkta görevli çocuklar gayet iyi niyetle işlerini yapıyorlar, konunun sorumluluğu onlarda değil, anladığım kadarıyla otopark işleyişi hakkında karar verici konumdaki yöneticiler otoparka olabildiğince çok araç almaya çalışıyorlar. Sorulduğunda, ''arabaların park edecek yeri yok, o nedenle otoparkın kapasitesinin üzerinde araç almak zorundayız'' diyeceklerdir. Samimi bir ortamda ise muhtemelen şöyle diyeceklerdir: ''Belediye şirketinin mali durumu pek iyi değil, içeriye ne kadar araba alabilirsek o kadar iyi''...

Belediyeler 80'li yılların ortasından itibaren, yapılan inşaatlardan otopark harcı almaya başladılar. Yani belediyeler yaklaşık 35 yıldır, her yapılan inşaattan otopark harcı alıyorlar. Hem de çok yüksek rakamlar alıyorlar. Bazı illerde belediyelerin kapalı otoparklar yaptıklarını ve bununla övündüklerini duyuyoruz ama Yalova'da otopark harcı ödemiş olanların ücretsiz olarak kullanacağı tek bir otopark bile henüz yapılmadı. Ne seçim sürecinde, ne de sonrasında belediyeyi alanlar halktan gelecek bu yönde bir baskı ile karşılaşmıyorlar. Anladığım kadarıyla, 'bana ihale verin', 'benim çocuğumu işe alın', 'inşaatımın imara aykırı yanlarını görmezden gelin' gibi bireysel taleplerden, belediyenin otopark inşa etmesini beklemek gibi toplumsal taleplere sıra gelmiyor herhalde... 

2011 yılında, çok sayıda vatandaş ve tüketici dernekleri temsilcileri TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurarak, belediyelerce toplanan otopark harçlarının akıbetinin araştırılması, belediyelerin yeterli otopark hizmeti sunmadıkları ve otopark yönetmeliğine rağmen hukuk dışı uygulamalar yapıldığı iddiaları ile dilekçeler veriyorlar. Meclis Dilekçe Komisyonu’nun şikayetleri görüşmek üzere kurduğu tüketicinin sorunlarına ilişkin alt komisyon toplanıyor. Toplantıda komisyon üyesi milletvekilleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı bürokratları ve tüketici hakları dernekleri temsilcileri hazır bulunuyor. Komisyon Başkanı Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ürün temsilcilerin talebini haklı bularak, ”bu harçların geri istenmesi için vatandaş dava açsın” diyor. Yani komisyon başkanı ve iktidar partisi milletvekili işin içinden çıkamıyor ve vatandaşa, otopark yapılmadığından ödenen otopark paralarını geri istemek için belediyelere dava açın diyor. Komisyonda söz alan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratları, “Belediyeler bu yönetmeliği talimat değil, tavsiye olarak görüyor. Bu nedenle de yönetmeliği uygulamıyorlar” derken, İçişleri Bakanlığı bürokratları ise otoparklar için toplanan paraları başka amaçla kullanan belediyelerle ilgili soruşturma açtıklarını ancak sonuç alamadıklarını belirtiyorlar...

Komisyonda söz alan tüketici hakları dernekleri temsilcileri de şunları söylüyorlar: ''Konutlarında otopark yeri olmayan vatandaşlar, ödedikleri harçların karşılığında belediyenin otoparklarından genelgeye göre ücretsiz faydalanabilir. Belediye o mahalledeki vatandaşlardan otopark ücreti alıyor. Oysa genelge İçişleri Bakanlığı’na bu alanda da belediyeleri denetleme yetkisi veriyor...”

*****

Yukarıda bahsedilen tüm meseleler sadece Yalova'ya özgü değil tabii, bugüne özgü de değil, 60 yıllık hayatımda bunlar ve benzeri meseleler hep vardı. Sadece ülkemize özgü de değil, muhtemelen gayrisafi hasılası kişi başı 20.000 doların altındaki tüm ülkeler benzer sorunlar yaşıyorlar ve bizden çok daha kötü durumda olanlar da var. Zengin bir ülke haline gelmek sorunun çözümü için yararlı bir unsur olabilir ama yukarıdaki sorunlar parasız ama ahlaklı insanların yaşadığı bir ülkede de görülmez diye düşünüyorum. Keşke en az ekonomik gelişme kadar, hatta ondan daha da fazla kültürel toparlanmayı önemsesek, keşke...

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı