Yukarı Çık

ÇATIŞMADAN KAÇINMAK MÜMKÜN DEĞİL Mİ?

4 Ocak 2021 Pazartesi 15:58:59
1692 kez okundu.

 

 

Eskiden komplo teorilerini pek önemsemezdim, çok abartıldıklarını düşünürdüm. Yaşlanmanın etkisi midir bilmiyorum, komplo teorilerini geçmişe göre daha fazla önemsiyorum. Mesela dünyayı yöneten bir grup insan olduğuna inanıyorum. Bunların sayısı belki 5-10 kişi, belki bir kaç yüz kişi, bilemiyorum. Bunlar en tepedekiler, aşağıya doğru tabii ki başka alt çemberler de var onlarla bağlantılı, onlar kadar güçlü değil ama yine de güçlü alt çemberler. Bu kadar güce sahip olunca, bizler için önem taşıyan şeylerin hemen hemen hepsi, onlar için oldukça önemsiz şeyler. Mesela araba, yat, uçak, ev, giysi gibi şeylerin en pahalılarına bile ilgi duyduklarını pek sanmıyorum. Bunların yerine mesela dünyaya göktaşı çarpmadan önce kaçacakları Mars'daki evleri ve onları taşıyacak uzay gemileri, onlar için çok daha anlamlı şeyler olabilir. 

*****

Simya yüzyıllar boyunca vardı ve bence hala var. Simya'nın alt seviyede hedefi bol bulunan elementlerden altın üretebilmek. Bir üst seviyedeki hedefi ise ölümsüzlük iksiri. Daha da üst seviyedeki arayışının ise hayatın anlam ve amacını bulmak olduğunu sanıyorum.

En tepemizdeki insanlar için de simyanın hedefleri aynen geçerlidir sanıyorum. Onların da hedefi ölümsüzlüğe ulaşmaktır. Bundan daha da değerli olan ise hayatın hikmetine varmak.

Bu en tepedekiler büyük ihtimalle, ana hedefler bir yana küçük hedeflerinin bile henüz uzağındadır. Mesela güneş sisteminde bir koloni oluşturmaya başlamışlardır ama henüz bitirememişlerdir. Eğer dünyamızdan bağımsız bir hayat oluşturabilirlerse (ki bunu bir süre sonra yapacaklardır), buraları alt çemberlerdeki çömezlerine bırakıp giderler. Ama o zamana kadar dünya üzerinde ipleri ellerinde tutmayı çok önemseyeceklerdir.

*****

Onların yerinde olsanız ve ipleri elinizden kaçırmamayı hedefleseniz siz ne yaparsınız? Dünyada 8 milyardan fazla insan yaşıyor ve bu kadar insanın kontrolu çok kolay değil. Hadi diyelim ki bu insanların %95'i koyun gibi, nereye çeksen oraya gider, kolay yönlendirilir ama o zeki ve uyumsuz %5'i neyapacaksın (örneğin aspergerleri). O %5, kolay yönlendirilen %95'in bir kısmını etkilerse ki etkileyebilir, mevcut egemenlerin imparatorluğu sona erer. Dünyanın bugünkü egemenleri, bu her an alevlenebilecek potansiyel tehlikeyi önlemek için sürekli olarak pek çok önlem geliştiriyordur. Bu önlemlerin en etkilisinin insan topluluklarını birbirine düşürmek olduğunu zannediyorum. İrili ufaklı savaşların pek çoğunun bu nedenle çıkartıldığını düşünüyorum. Muhtemelen Hitler ve Mussolini gibilerini, önce kendilerine tehdit olarak gördükleri oluşumları yok etmek için kullanıyorlar sonra onlara biraz daha özgüven verip bu sefer onların yok edileceği bir süreci başlatıyorlar. Bu film tarihte sürekli olarak irili ufaklı senaryolarla tekrar tekrar çekiliyor. Amerikan Ford firmasının savaş sırasında bile Alman Ordusuna araç üretmeye devam etmesi ve bunun bir soruşturma konusu dahi olmaması,  nasıl bir oyunun ortasında olduğumuzu bize göstermeye yeter.

*****

Böyle bir yazı yazmaya beni yönelten, 'Şiddet içerikli video oyunlarına dikkat' başlıklı bir makale oldu. Bu makaleye göre; Grand Theft Auto, Call of Duty ve Manhuntgibi şiddet içeren oyunları oynayanlar diğerlerine göre daha kolay şiddete başvurabiliyorlar. Popüler video oyunlarının %90'ı şiddet içeriyor. Şiddet içeren oyunlar kişideki yardımlaşma ve işbirliği eğilimlerini azaltıyor, rakibe (veya düşmana) yönelik üretebileceği empati duygusunu yok ediyor. Türkiye'de gençler arasında oyun bağımlılığı oranı %15 civarında. Konuyla ilgili bir uzman olan Barış Tuncer şunları söylüyor: ''Oyunlarda öldürme davranışı, doğal olarak, haklı nedenlere bağlanıyor. Oyuncu şiddet uygulayan bir karakterle kendisini özdeşleştirip onun rolünü oynar. Şiddetin tüm aşamaları ile meşgul olur. Yani kurbanları seçer, silah ve cephane edinir, kurbana sessizce yaklaşır, silahla nişan alır ve tetiği çeker. Devamlı şiddet ve saldırı tehdidi ile uğraşır. Şiddet davranışlarını defalarca tekrar eder. Başarılı saldırı için ödül kazanır.''

*****

Egemenler dünyayı, bitmek bilmeyen bir kavga alanı şeklinde sunuyorlar insanlara. Oyunları da bu sunumun çocuk yaştan itibaren kolayca beyin yıkayan bir unsuru haline getirdiler. Gerçi benim çocukluğumda da elimizde oyuncak tabancalar, birbirimize ateş ederdik veya küçük askerlerle savaş oyunları oynardık. Bu oyuncaklar da bence bir yerlerden yönlendiriliyorlardı ama bugünkü video oyunları kadar kolay beyin yıkayabilir özellikte değillerdi. 

Egemenler birbirine düşman küçük insan toplulukları olsun istiyorlar bence. Böylece bu insanlar egemenlere (ve onların düzenlerine) karşı birleşemeyecekler ve onların hükümdarlığı devam edecek. Egemenlerin en başta kaşıdıkları şeyler etnik ve dini farklılıklar. Ana farklılıkların dışında hazırda beklettikleri daha mikro farklılıklar da var. Mesela Fenerbahçeliyi Galatasaraylıyla, Yalovalıyı Bursalıyla, Şehirli Almanla Köylü Almanı, Hıristiyan Kalvinistle Hıristiyan Baptisti birbiriyle kavga ettirmek gibi. 

*****

Aynı video oyunları gibi hayvan belgeselleri de, dünyanın sürekli bir savaş alanı olduğuna insanları ikna etmek için kullanılıyor bence. Bir Afrika sözü gözümüze sokuluyor: ''Afrika'da her sabah bir ceylan bir de aslan uyanır, ceylan hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir, aslan da hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir, ne olduğunuz önemli değil ama güneş doğduğunda koşmak zorundasınız''. 

Hayvan belgesellerinin tamamına yakını hayvanların birbirlerini nasıl avladığını anlatıyor (istisnaları var tabii). Yiyecek arayışı önemli ama hayvan yaşamı bundan ibaret değil. Hayvan belgeselleri ise hayvanların yaşamını neredeyse sadece kaçmak ve kovalamaya indirgemiş durumda. Twitter'da gördüğüm pek çok hayvan dayanışması videosu var. Bu tür dayanışma veya sevgi temalı hayvan belgeselleri ise pek çekilmiyor, çünkü dünyanın istenirse böyle bir yola da yönelebileceğinin, böyle bir seçeneğin de olduğunun anlaşılması istenmiyor. Ot obur hayvanları da belgesellerde sadece av konusu olduklarında izleyebiliyoruz.

*****

Bu yazıdan, ''mevcut egemenleri halledersek dünya cennet olacak, hadi yapalım şu işi'' gibi bir anlam çıksın istemem. Çünkü böyle bir büyük devrim olsa bile, yeni kurulacak düzende yeni egemenler oluşacaktır. Hatta belki gelen gideni aratacaktır. Bu nedenle öncelikle yapılması gereken zihniyet değişikliğidir. Eğer insanlık gerçekten kemalat anlamında bir yerlere gelirse bir gün, işte o gün yeni egemenlerin türemesine izin vermeyecektir (ki gerçek ilerleme de bence budur, teknolojik yeniliklere, insanlığın ilerlemesi gözüyle bakmak bence doğru bir tanımlama değildir). Ama o gün, bugün değil... 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı