Yukarı Çık

Yalova’dan İstanbul’a uzanan bir Roma kehaneti…

14 Aralık 2020 Pazartesi 13:03:06
4241 kez okundu.

 

Tarih boyunca birçok millet, kendilerine ait rivayetlere ve masallara sahip olduğu gibi kehanetler de üretmiştir. Bu kehanetler kimi zaman gerçekleşmiş kimi zaman ise gerçekleşmeyip unutulup gitmiştir. Bu yazımda size Roma İmparatorluğu’na ait hem gerçekleşmiş hem de temeli Yalova topraklarına dayanan bir kehanetten bahsedeceğim.   

Roma İmparatorluğu’nda kulaktan kulağa dolaşan bir kehanete göre Konstantinopolis şehri, anne adı Helena olan bir İmparator Konstantin zamanında kurulmuş ve yine anne adı Helena olan bir İmparator Konstantin zamanında yıkılacaktı. Romalıların yüzyıllarca inandığı bu kehanet bir gün gerçekleşti, ziraFatih Sultan Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu 1453'te şehri fethettiğinde tahtta olan İmparator Konstantin’in anne ismi Helena’ydı.

İstanbul’un kaderi, İmparator Konstantin’in onu Konstantinopolis olarak yeniden kurmasıyla değişiyor..

Bu kehanetin Yalova’ya uzanan kısmı ise Konstantinopolis’i Roma İmparatorluğu’nun başkenti olarak MS 330'da yeni haliyle kurmuş olan İmparator Konstantin'e dayanıyor. Aslında İstanbul yani Roma dönemindeki ismiyle Konstantinopolis şehrinin temelleri bir rivayete göre çok daha eskilere Megaralı Kral Byzas zamanında atılıyor ama İmparator Konstantin’e kadar sadece Roma İmparatorluğu’nun bir liman ve ufak bir ticaret şehri Byzantium olarak biliniyor. İmparator Konstantin, hem o dönem İmparatorluğun içinde bulunduğu siyasi olaylardan dolayı hem de bu şehri stratejik konum olarak çok beğendiği için burayı İmparatorluğun başkenti yapma kararı veriyor. Bugünkü Ayasofya, Çemberlitaş sütunu gibi İstanbul’un en bilinen tarihi eserlerinin temeli hep şehrinbaşkent olduğu o günlerde atılmıştır. Yani İstanbul’un kaderi, İmparator Konstantin’in onu Konstantinopolis olarak yeniden kurmasıyla değişiyor. Artık üç tarafı denizlerle çevrili bu şehir, dünyanın o döneme kadar gördüğü en büyük imparatorluğunun başkenti oluyor. Bu sebeple İmparator Konstantin, İstanbul’un yani Konstantinopolis’in kurucusu kabul ediliyor.

Helenapolis, yüzyıllarca bir seyahat ve ticaret

güzergâhı üzerinde bulunarak önemini korumuştur..

İstanbul’un kaderini değiştiren İmparator Konstantin’in anne ismi de Helena idi. Yani Romalılara göre kehanetin başlangıcı olarak kabul edilen kadın. Roma tarihçisi Prokopius’a göre İmparatoriçe HelenaBitinyalıydı. Bitinya dediğimiz yer; Marmara Denizi’nin doğusuna yaslanmış olan ve bugünkü Kocaeli, Sakarya, Bursa, Bilecik ve tabiki Yalova gibi şehirlerin topraklarının bulunduğu bölge ve krallığın ismiydi. İmparatoriçe Helena da Bitinyalıydı ve Bitinya’nın da tam olarak Yalova’nın Altınova ilçesinde bulunan bir kasabasındandı. Yıllar sonra İmparator Konstantin bu kasabanın yakınına veya olduğu yere bir şehir kurulmasını emredecek ve bu şehrin ismini de annesi Helena’nın şehri anlamına gelen Helenapolis olarak belirleyecekti.

Helenapolis, yüzyıllarca bir seyahat ve ticaret güzergâhı üzerinde bulunarak önemini korumuştur. Konstantinopolis’ten Bursa, İznik, Bilecik gibi önemli şehirlere gidilecekse Gebze civarına kadar gelinip denizin bu en dar noktasından sandallarla Helenapolis’e geçilirdi ve buradan yola devam edilirdi. Yani Yalova’nın bugünkü bu transit geçiş rolü o zamanlarda vardı. Bilenler bilir, Yalova’dan Karamürsel’e doğru gittiğinizde Karamürsel ilçesine girmeden sağa bir İznik yolu döner. Köylerden geçerek İznik’e varan bir yoldur bu. Aslında tarihte İznik ve Bursa’ya gitmek için kullanılan yollardan biriydi. Çünkü hem daha düzdü hem de bir su kaynağını takip ederek yani su ihtiyacınızı karşılayarak ilerleyebiliyordunuz bu yolda. Yani diyelim ki imparatorluk merkezi Konstantinopolis’ten o dönemin önemli şehirlerinden olan Nikea (İznik) ve Lefke (Osmaneli) veya daha aşağıdaki Anadolu şehirlerine gidecekseniz; Gebze civarına kadar gelir buradan sandallarla Helenapolis’e geçip ardından yoluna devam ederdiniz. Helenapolis, bu güzergâh üzerindeki konumunu Osmanlı döneminde de korumuştur. Evliya Çelebi’nin dahi gelip konakladığı ve Anadolu yolculuğuna devam ettiği yer olmuştur. Bazı kaynaklar Helenapolis’in bir dönem imparatorluğun dini merkezlerinden biri olduğundan bahseder. Hatta Helena’nın bir Kudüs ziyaretinde Hz. İsa’nın gerildiği haçın parçalarını bulduğuna inanılır ve bu sebeple de kutsal kabul edilir.

Her ne kadar bölge Osmanlılar’ın eline geçtikten sonra da aynı şekilde yerleşim devam ettiyse de Osmanlı halkı buradaki Roma eserlerini kullanmamış kendi yaşam şekline uygun bi kasaba oluşturmuştur. 1508 yılında Hersekzade Ahmet Paşa’nın buraya yaptırdığı camii ile beraber bölge zamanla Hersek diye anılmış ve günümüze kadar bu isimle gelmiştir. Roma medeniyetinden Osmanlı medeniyetine geçiş ile beraber bölgedeki Roma eserleri önemini yitirmiş ve Osmanlı eserleri yapılıp korunmuştur. Bu sebeple camii, hamam ve çeşme gibi Osmanlı eserleri günümüze kadar ulaşmış ama Helenapolis yapıları zamanla yok olmuş, toprak ve suyun altına gömülmüştür.

Yüzyıllar boyunca insanların yaşadığı Helenapolis bugün kuşlara yaşam alanı olmuş durumdadır.

Yukarıdaki fotoğrafta Helenapolis'in gün yüzünde kalan kalıntılarından bir parçayı görebilirsiniz. Bugün su altında kalmış ve göçebe kuşların ziyaret noktası bir alan haline gelmiş durumdadır. Burada yapılacak bir kazı, şehrin birçok yapısını ortaya çıkaracak ve bize tarihi ile ilgili daha fazla bilgi verecektir. Yüzyıllar boyunca insanların yaşadığı Helenapolis, bugün kuşlara yaşam alanı olmuş durumdadır. Burada yıllar sonunda bir lagün oluşmuş ve aynı Balıkesir’deki Manyas gölü gibi bir kuş cenneti haline gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda bir seyir terası da yapıldı ve ücretsiz olarak ziyarete açıldı. Bu seyir terasından burada konaklayan çeşitlikuş türlerini izleyebiliyorsunuz. Kısacası Helenapolis canlılığını hâlâ yitirmedi aslında.

Yalova'da son derece önemli bir Roma kenti toprağın altında yatıyor. Roma şehrinin kalıntıları toprak altında kaldığı gibi Osmanlı dönemi eserleri de bakımsız durumda bulunuyor. Hersekzade Ahmet Paşa Camii’sine önem verilmiş ama etrafında bulunan tarihi hamam ve çeşmeler harap durumda kalmış. Bu bölge kalkındırılıp, yeterli tanıtımı yapıldığında hem kültür hem doğa gezileri açısından son derece ilgi çekecektir mutlaka. Biraz ötesindeki ve son yıllarda kazı çalışmaları da yapılan Çobankale de yine bölgenin çok önemli bir tarihi değeridir. Halil İnalcık ta Osmanlı’nın resmen devlet statüsünü kazanmasını da Bizans ile Yenişehir sırtlarından bu bölgeye kadar olan alanda yapılan savaştan zafer ile çıkması olarak kabul etmektedir. Bir başka rivayete göre de Yalova ismi bu bölgede bulunan Yalakdere’nin suladığı Yalakova’nın türetilmesi ile oluşmuştur.

                Tüm bu kehanet, rivayet ve gerçekleri bir araya getirdiğimizde ve bunları somut deliller ile, gözümüzün önündeki tarihi eserler ile birlikte düşündüğümüzde ortaya çok güzel bir Yalova tarihi macerası çıkıyor. Tarihi olaylara veya kişilere dayanan bu rivayet ve hikâyeler bir yandan öğretici olmasının yanında bundan daha da önemlisi yaşadığımız toprakların, üzerinde yürüdüğümüz yolların değerini anlamamızı sağlıyor.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı