Yukarı Çık

COVIT-19, SAĞLIKÇILAR, MESLEK HASTALIĞI, ŞEHİTLİK..

9 Kasım 2020 Pazartesi 15:32:33
1947 kez okundu.

 

 

Yazının başlığından içeriği hakkında neye ulaştınız bilemiyorum ama biraz uzun olacak yazıma esas konunun oluşumunun son 24 saatimden kaynaklı olduğunu belirtmeden başlamayayım.

Teknik yazılarda, genelde içerikte geçen terimlerin izahı üst satırlarda yapılır ki konu rahat anlaşılsın. Ben de köşemin ismi gereği bu dört kelimeyi tanımlayarak başlayayım.

COVIT-19: 2020 yılının çabucak bitmesini isteyeceğimiz şekilde burnumuzdan gelen, tüm dünyayı ve özellikle ağız ve burunlarımızı sarıp sarmalayan illet virüsün ismi.

SAĞLIKÇILAR: Halk arasında genelde doktorlar olarak bilinen ama hemşire, sağlık memuru, anestezi teknisyeni, ebe, röntgen teknisyeni, paramedik, acil tıp teknisyeni, hasta bakıcı, temizlik görevlisi, bilgi işlem personeli, idari personel, güvenlik görevlisi, şoför, teknisyen, sekreter ve daha ismi birçok görev tanımını içeren sağlık sektörü çalışanları

MESLEK HASTALIĞI: (Direk 6331 sayılı kanunda geçen haliyle) Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalık.

ŞEHİTLİK: Prof. Dr. Ersan Şen 2015 yılında yayınlanan yazısında “Yazılı hukuk sistemini benimsemiş Türk Hukuku’nda “şehit” kavramının tanımlayan, kimlere “şehit” denileceğini ve kimlerin “şehitlik” olarak belirlenen yerlere gömüleceğini gösteren bir kanun bulunmamaktadır.” demektedir. Aynı yazının devamında Şen: “Esasında şehit, düşmana karşı ülkenin savunulması sırasında hayatını kaybedenler için kullanılan bir kavramdır. “Şehit” kavramı askeri bir özellik taşır, ancak terör eylemleri nedeniyle hayatlarını görev sırasında veya görevden dolayı kaybeden yargı mensubu, asker, polis ve kamu görevlilerinin de “şehit” olarak nitelendirildiği görülmektedir. Terör eylemi olmasa bile, görev sırasında gerçekleşen çatışmada veya görevinden dolayı uğradığı saldırıda hayatını kaybeden yargı mensubu, asker ve polis “görev şehidi” sayılmaktadır.” Diye de bir tespit yapmaktadır.

Google amcaya (!) sorulan “Şehitlik” tanımında  (TDK ve Vikipedia):“Kutsal bir ülkü ve inanç, özellikle yurt için savaşırken ölen kimse” denilmektedir.

Tanımlar böyle.  Gelelim gövde metnine.

Acil Servisler çok büyük risk altında. Pandemi sebebiyle COVID-19 şüpheli hastaların her gün yüzlercesinin geldiği il acil servisleri bu hastalık için en riskli çalışma ortamı. Ben ise Umut OSGB olarak pandemi başladığından beri işyeri hekimi ve işyeri hemşiremizle tüm müşterilerimizin çalışanlarına durmadan COVID-19 eğitim çalışması yapan sorumluluk sahibi bir ekibin yöneticisiyim. Devletimizin başına gelen bu beladan vatandaşımızın kurtulması için kamuda da özel sektörde de sağlıkçılar, canlarını dişlerine takıp mesai harcıyorlar. Ne esnek çalışabiliyor ne izin kullanabiliyorlar. Çoğu sağlıkçı mecburi fazla mesai yapıyor. Kendimi (her ne kadar eski ve en son Yalova Devlet Hastanesi çalışanı iken memuriyetten istifa eden bir sağlık memuru olsam da) çıkartıp kamudaki sağlık çalışanlarının çalışmalarını örneklendirip, bir sağlıkçı arkadaşımın başına gelen olay ile bir durum analizi yapmak istiyorum.

Dün akşam bir ilin acil servisinde 24 saatlik nöbetinin 12. saati bitimine doğru bir arkadaşımın eşi sağlıkçı tanıdığımın sırt ağrısı ile başlayan ve halsizlik ile devam eden şikayetini çalıştığı hastanedeki acil hekimi değerlendirip, röntgen ve sonrasında tomografi ile şüpheli COVID-19 teşhisi ile PCR diye tabir edilen teste yönlendirmiş. Normalde alınan sürüntü örneği birkaç saat içinde sonuç verebiliyorken, birçok talihsizlik olmuş ve bir türlü test sonucu çıkmamış. Arkadaşımın eşi ilk haberi alır almaz evde çocuklar ile acil durum toplantısı yaparak testin pozitif çıktığı durum ile ilgili hazırlık çalışması yapmış. Evin annesi nöbetten geldiğinde ona banyo ve yatak odasını izolasyon alanı olarak terk etmeye, kendi yaşam alanlarını salon olarak sınırlayıp algoritma gereği 14 gün izole olmak ile ilgili hazırlıklara başlamışlar. Bir yandan kulakları test sonucunda ve halen çalışmaya devam eden sağlıkçıda iken bir yandan da evi dezenfekte edip haber gelirse eve gelmesi beklenen hastaları için ne yapabileceklerini gece boyunca istişare etmişler. Yorgunluktan uyuyakaldıklarında halen test sonucu çıkmamış. Sabah ayılır ayılmaz hala çıkmayan sonuç ile gün planlarını tamamen değiştirmek zorunda kalmışlar. Çocukların dersanelerini iptal etmişler. Kendi planlarını da revize etmişler. Nöbet bitiminden sonra eşini alıp eve getirdiğinde arkadaşım halen test sonucu çıkmamış olduğunu söyledi. Bitkin ve yıpranmış halde evine ulaşan eşini hemen evde izole etmişler. Talihsizlikler bitmiş ve 14 saat sonra PCR sonucunu negatif olarak almışlar şükür. Bunların hepsini bana anlatırken nasıl büyük bir stres yaşadıklarını anlayabiliyordum.

Lakin bu süreç bende bir sorgu oluşturdu. Ortalıkta bir hastalık var. Mesleki bir risk var ve sağlıkçılar bu riske maruz kalıyorlar. E o vakit eğer sağlıkçılar bu hastalığa yakalanırsa bu bir MESLEK HASTALIĞI olmalıdır. Çünkü çalıştıkları işte bu maruziyeti engelleyemiyorlar. “Çalışmaktan kaçınma hakkı” şeklinde İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun vermiş olduğu bir hakkı da kullanamıyorlar. Çalışmaktan kaçınma hakkı, çalışanların karşılaştıkları veya karşılaşacakları ciddi tehlikelerden dolayı işverenden tedbir alınmasını isteme veya işi bırakma hakkıdır. Bu kanunun 13. maddesinde yer alır. Şöyle geçer: “MADDE 13 – (1) Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir.”

Sağlıkçıların bu hakkı da “İSTİFA ETME YASAĞI” ile elinden alınmıştır.

Şehitlik konusunda da durum aynı. Ülkemizde bazı mesleklerde görev yaparken bir şekilde vefat eden şehit sayılıyor. Toplum manevi değerlerine göre vatan-iman müdafaasında görev yapanlar için verilen bu sıfat, şu anda vatanı oluşturan milletin coronavirüs düşmanına karşı, canları pahasına çalışanlara verilmiyor. Normalden fazla sürelerde mesai ile virüs mücadelesindeen önde savaşan sağlıkçılar,“bu beladan vefat ederse” alkıştan başka bir değer verilmeyen yaşamından sonra, ufacık bir yerel ya da ulusal haberinden başka bir taltifle karşılaşmıyor bile.

Kurşundan kaçamayan asker misali, virüs terörü ile güreşen bu meslek grubunu ve onların ailelerini anlamak adına belki bir farkındalık olur diye ele aldığım bu konunun sonunda şunu diliyor ve istiyorum.

SAĞLIKÇILAR eğer COVID19 hastalığına yakalanırsa MESLEK HASTALIĞI sayılmalı. Eğer bu hastalıktan vefat ederler ise ŞEHİT sayılmalıdır.

Arkadaşımın eşi istirahat raporu almış. Testi negatif olsa da soğuk havada sabaha kadar çalışmak onun pnömöni tanısını keskinleştirmiş. Evde tedavi oluyor ve istirahat ediyor. Arkadaşım bakıyor. Telefonda son söyledikleri de ibretlikti.“Bu sene Kasım ve Aralık aylarında kullanmayı planladığı 15 gün izni kullanması genelge ile yasaklandığından, yanacak idi. Çocuklar ile evde biraz dinlensin, yine inşallah tutar nöbetlerini.”

Vesselam.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı