Yukarı Çık

DEPREMDEKİ YIKIMDAN HEPİMİZ SORUMLUYUZ..

9 Kasım 2020 Pazartesi 15:32:00
1681 kez okundu.

 

 

Hepimizi çok üzen İzmir depreminden sonra, yine o alışık olduğumuz cümleler tekrarlanmaya başlandı. Bu standart cümlelerden biri, ''binalar hırsız müteahhitler nedeniyle yıkıldı'' şeklinde. İstisnalar tabii ki var ama müteahhitlerin dürüstlük notlarının 10 üzerinden 10 olmadığını ben de herkes kadar biliyorum. Ancak bileşik kaplar kanununda olduğu gibi, bir ülkede dürüstlük seviyesi ortalama olarak nerelerdeyse, inşaat sektöründe de oralardadır. ''Uyanık'' olmanın, ''iş bilir'' olmanın teşvik edildiği bir ortamda, dürüstlük ise  ''işe yararlılığı oranında'' değerlidir. Kuru kuruya yani fayda sağlamayan dürüstlük, ''enayilikle'' eşdeğer görülür ve benimsenmez. Bu bugüne ait bir olgu değil, yaklaşık 60 yıllık ömrümde her dönemde konuya toplumsal olarak hep böyle bakıldığını hissettim. Lafta herkes çok dürüsttür ve birbirine dürüstlüğü öğütler ancak pratik yaşamda bunun örneklerini pek göremeyiz. Aksine ''uyanıklık'' hemen her zaman ödüllendirilir. Eğitim sistemi de aynı şekilde; teorik olarak dürüstlüğü överken, pratikte uyanıklığı özendirmekte. Sistemin yetiştirdiği insanlardan oluşan ailelerde de, çocukların ''uyanık'' olmaları çok önemsenmekte. Bu durum, bir şeyleri fark etmeye başladığım son 50 yıl içinde hep aynı çizgide varlığını koruyor. Yani çok istikrarlı. Demek ki bu durumdan aslında çok da rahatsız değiliz. Sadece bizde değil, dünya genelinde de, dürüstlüğün çok önemsendiğini sanmıyorum (tabii yerli ve yabancı pek çok istisnadan bahsedilebilir). Mesela, ''Kimyasal Silah'' var diyerek girilip, harabeye çevrilen Irak'ta bunun aslında bir yalan olduğu sonradan anlaşılmış ama kimsenin yüzü kızarmamıştır, kimseye özeleştiri vermesi için bile baskı yapılmamıştır. Bu sayede dünya bir diktatörden kurtulmuştur diyenler olabilir ama bu, yalan üzerinden yürütülen operasyonu haklı çıkartmaz ve apayrı bir tartışma konusudur... 

***

Yapı denetimi sistemi 1999 depreminden kısa bir süre sonra, Yalova'nın da dahil olduğu bir çok ilde uygulanmaya başlandı. Son 1-2 yıldır, yapılacak inşaatlar bir havuzda toplanarak Yapı Denetim firmalarına sırayla dağıtılıyor. Bundan önce inşaat firmaları, her dediğine evet diyecek yapı denetimciler arıyor ve buluyordu. Çünkü para aldığınız kişiye, ''bu kolon/kiriş olmamış, kır bunu yeniden yap demeniz'' çok zordur. Hem  adam bir daha sizinle çalışmaz, hem de piyasada isminiz çok ilkeli (daha doğrusu ''huysuz'') diye çıkarsa, kimsenin denetimini alamazdınız. Bu durumun çarpıklığı yaklaşık 15 sene anlatıldı ancak hep kös dinlendi, üstelik de konu son derece açık ve net olduğu halde. Bugün bu alanda sağlanan gelişme önemli ancak denetim sorununu tamamen çözebilmiş değil, tabii ki...

***

Uzun yıllar önce, bir sivil toplum kuruluşunun yönetimindeyken, ziyaretine gittiğimiz dönemin belediye başkanının yanına biz oradayken, yaşlıca bir kadın geldi. ''Zabıtalar evimizin inşaatına devam etmemize izin vermiyorlar'' dedi. Anladık ki kaçak inşaat yapıyor. O kadar insanın ortasında, dönemin başkanı, ''sen de onlar gelince dur, gidince devam et teyze'' dedi (tam kelimeleriyle olmasa da, kabaca böyle dedi). Bu cümlenin söylenmesinde parasal bir çıkarın söz konusu olmadığı anlaşılıyordu ama çokca iyi niyet ve biraz da oy kaygısı vardı. Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir, derler...

***

Termik santral öncesinde, önemli bir üniversitenin önemli bir yetkilisinin, kendisini konuyla ilgili olarak ziyaret eden gruba, ''santrala karşı mı, yoksa yana mı rapor istiyorsunuz, karşı olanı daha kolay yazarız ama yana olanı da yazmak çok zor değil'' dediğini gruptaki birisinden dinlemiştim. Yani bilim denen şey de, çok net doğru ve yanlışları içermiyor. Nereden baktığınıza, neleri önemsediğinize bağlı olarak farklı sonuçlara ulaşıyorsunuz. Deprem ve inşaat gibi alanlarda da bilimin çok net sonuçları olmadığını düşünüyorum. Örneğin 1999 sonrası yapılan güçlendirmelerin fayda mı yoksa zarar mı üreteceğini yaşayarak göreceğiz...

***

Depremde yaşanabilecek felakete karşı önemli bir önlem olarak düşünülen Kentsel Dönüşüm kavramının içeriğinde olması gereken, 'şehirlerin kültürel ve tarihsel değerlerini koruma önceliğinin', şimdiye kadar yaşanan deneyimde pek dikkate alınmadığı görülmekte. Konu sadece eski binaların yıkılıp yerlerine yeni binalar yapılması ile sınırlı tutulsa bile, hem çok yavaş hem de yanlış alanda ilerlemekte. Örneğin İstanbul'da Bağdat caddesi civarında hızlı bir kentsel dönüşüm var çünkü o bölgede büyük bir rant var. Oysa İstanbul'un, özellikle Rumeli yakasında deprem açısından çok daha fazla riskli bölgeleri olmasına rağmen, oralarda yeterli rant görülmediği için, kentsel dönüşüm adına neredeyse hiç bir faaliyet olmamakta... 

***

Hem TBMM'de hem de tüm belediye meclislerinde inşaat müteahhitlerinin ciddi bir ağırlığı var. İş adamı karını maksimize etmek ister. Eğer ciddi yönetmelikler üretmezseniz ve denetimi ciddi yapmazsanız, iş adamı boşluğu kendi lehine değerlendirir. Ne yazık ki böylesinin doğru olduğuna inanır, böyle görmüş böyle yapar. Maliyeti artıran ve denetimi sıkılaştıran düzenlemelerin geçmesi, müteahhitlerin ağırlıkta olduğu ortamlarda kolay olmamaktadır. Küçük bir belediyenin meclisinde bile, müteahhitler ellerinden geleni yaparak, maliyeti artıran önlemleri engellerler. Bunun çözümü, merkezi otoritenin, güç odaklarına teslim olmadan, kararlı bir şekilde düzenlemeler üretmesi ve denetimin yüksek standartta olmasını sağlaması olabilir...

***

Sonuç olarak, her alanda olduğu gibi inşaat sektöründe de, tüm çalışanların hem bilgi, hem de ahlak seviyesinin üst seviyede olması gerekiyor. Mevcut eğitim sistemi ile ne bilgi, ne de ahlak koşulunu sağlamak mümkün görünmemektedir. Zaten tüm alanlarda bir yükselme sağlanamazsa, tek bir alanda bunun yapılabilmesi de bence mümkün değildir. Sadece sektör çalışanlarının değil, binayı satın alan insanların bilinç seviyesinin de yükselmesi gerekmektedir. İnsanlar bilinçsizce, binanın sadece ince malzemesine odaklanıp, satın alma kararını böyle vermekteler...

Depremde ölümlerin bir önemli nedeni de kaçak yapılardır. Kaçak yapı ve imar affı gibi iyi niyetli görünen uygulamaları yapanlar, takip eden seçimlerde oylarımızla cezalandırılmadıkça, bu ''iyi niyetli'' uygulamalar devam edecektir. Bilimin henüz iyi bir seviyeye ulaşamamış olması da ayrı bir engel oluşturmaktadır. Güçlendirmelerin sonucunun önceden net olarak bilinememesi, depremin zamanının hala önceden bilinir hale gelememesi, bilimin gidecek daha çok yolu olduğunu bize gösteriyor. Üstelik bilim güç odaklarının kontrolunda yürümekte yani halkın çıkarlarını değil, güç odaklarının çıkarlarını önceliğe almaktadır... 

***

Baha der ki, ''bir ülkede bir şeyler yanlış gidiyorsa, bunun sorumluluğu yöneticiler ve halktan önce aydınlardadır''. Aydınlar (en azından aydın olduğunu düşünenler), kendi küçük dünyalarından dışarı çıkamıyorlarsa, çaba göstermeye, üretmeye enerjileri yoksa; ülkenin ve dünyanın sağlıklı bir yola girmesi oldukça zor gibi görünüyor...

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı