Yukarı Çık

ESKİ SABAHLIĞIM İÇİN PİŞMANLIK

25 Ağustos 2020 Salı 18:34:59
4959 kez okundu.

 

 

Fransız yazar ve filozof DenisDiderot (1713-1784), Aydınlanma Çağının en önemli isimlerinden biri. 1765 yılında, yani Diderot 52 yaşındayken, aydınlanma filozoflarının destekçisi Rus İmparatoriçesi 2. Katerina, Diderot'un yoksulluk içinde yaşadığını öğrenir. Katerina, Diderot'un kütüphanesini satın alır ancak kütüphaneyi Diderot'un evinde bırakır ve hatta onu kütüphaneci olarak işe alıp, 25 yıllık maaşını da peşin verir. Diderot bir anda tüm maddi sıkıntılarından kurtulmuş olur böylece.

Yaşamı düzene giren Diderot'ya bir gün bir arkadaşı, kırmızı kadifeden güzel bir sabahlık hediye eder. Sabahlığını giyip çalışma odasında otururken, masasındaki aksesuarların sabahlığının yanında sönük kaldığını fark eder ve gider yeni masa aksesuarları alır. Sonraki günlerde ise evindeki eşyaların hemen hemen hepsini yeni ve pahalı eşyalarla değiştirmeye başlar. Bu işe o kadar çok para harcar ki, ekonomik durumu tekrar bozulur, yine büyük bir borç içine girer…

*********

Diderot, ''Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık'' isimli bir makale yazarak içine düştüğü durumu anlatır. Makale aşağıda biraz kısalttığım haliyle yer alıyor:

Neden saklamadım onu sanki? O bana alışmıştı, ben de ona... Vücudumu sıkmadan bütün kıvrımlarını sarıyordu. Diğeri kaskatı ve kolalı, beni hantal gösteriyor. Oysa berikinin teveccühü her ihtiyacı karşılamaya hazırdı – malum, fukaralık hep vazifeşinastır. Bir kitap tozlanmayagörsün, silmek için eteklerinden biri hazır ve nazırdı. Koyulaşan mürekkep, tüy kalemimden akmayı reddetse, yan tarafını uzatıverirdi. Üzerindeki uzun siyah çizgilerden belli olurdu bana sunduğu hizmetler. Bu uzun çizgiler yazarı, çalışan adamı ele verirdi. Oysa şimdi işe yaramaz bir zengin havası geldi üzerime. 

Onun içindeyken, ne bir uşağın sakarlığından korkardım ne de kendi sakarlığımdan; ne alev alacak diye endişelenirdim, ne de üstüne su dökülecek diye... Eski sabahlığımın mutlak efendisiydim. Yenisinin kölesi oldum.

Altın postun başında nöbet tutan ejderha tasalanmamıştır benim kadar. Endişe sarıyor dört yanımı.

Dostlarım, eski dostlarınızı muhafaza ediniz. Dostlarım, varsıllığın size dokunmasından sakınınız. Benim durumum size ibret olsun. Yoksulluğun kendine has özgürlükleri vardır, zenginliğin de mahzurları.

Fakat hepsi bu değil dostlarım. Lüksün tahribatına, sürekli artan bir lüksün neticelerine kulak verin.

Eski sabahlığım, etrafımdaki diğer döküntülerle ahenk içindeydi. Bir hasır sandalye, bir tahta masa, bir Bergamo halısı, birkaç kitabı taşıyan bir kalas, köşelerinden duvar halısının üzerine tutturulmuş, çerçevesiz, isli birkaç gravür, bu gravürlerin arasında havaya kalkmış birkaç sıva parçası, sabahlığımla birlikte en ahenkli fukaralığı meydana getiriyordu.

Her şeyin ahengi bozuldu şimdi. Uyum yok artık, birlik yok, güzellik yok.

Hasır sandalye, maroken bir koltuk tarafından giriş salonuna sürüldü.

Homeros, Virgilius, Horatius ve Cicero, ağırlıkları altında eğilmiş ince çam rafı rahat bırakıp, kakmalı bir gardıroba kapandılar – benden ziyade onlara layık bir sığınak.

Şömine rafını kocaman bir ayna zaptetti.

İki güzel alçı heykel, çömelmiş bir Venüs tarafından yerinden edildi. 

Tahta masa hâlâ meydanda çarpışıyordu – dört tarafına istiflenmiş ve onu karşı karşıya kalabileceği hasarlardan koruyacakmış gibi görünen makale ve kitapçık yığınlarının arkasına sığınmıştı. Ama sonunda o da kaderine boyun eğdi.

Ah şu uyum duygusu denen musibet! Değiştiren, kımıldatan, kuran ve deviren, o hassas ve yıkıcı  zarafet; babaların kasalarını tamtakır eden, kızları drahomasız, oğulları eğitimden mahrum bırakan, sayısız güzelliğin ve nice büyük musibetin yaratıcısı. Evimdeki tahta masayı, o mahvedici ve nadide çalışma masasıyla değiştiren sen; ülkeleri harap eden sensin; belki de bir gün eşyalarımı, tescilli bir mezatçının çatlak sesiyle “Çömelmiş bir Venüs için yirmi louis” diye bağıracağı Saint-Michel Köprüsü’ne götürecek olan da sensin.

Bu çalışma masasının tablası ile tepesine asılmış Vernet’nin Fırtına’sı arasında kalan açıklık, göze hoş görünmeyen bir boşluk yaratıyordu. Bu boşluk bir saatle dolduruldu. Ama ne saat! Altını bronzuyla tezat oluşturan, Geoffrin tarzı bir masa saati.

Penceremin yanında boş bir köşe vardı. Bu köşe bir yazı masası istiyordu ve istediğini aldı.

Şu köşede aynı ressama ait bir Mecdelli Meryem duruyor; şurada da Vien ya da Machy’e ait bir eskiz – zira eskizlere de merak sardım. Bir filozofun nefsi terbiye eden sığınağı, bir meyhanecinin yüz kızartıcı özel odasına böyle dönüştü işte. Üstelik bu halimle, halkın yoksulluğuna hakaret teşkil ediyorum.

Beni ben yapan aleladelikten geriye kalan tek şey bir kilim. Bu değersiz kilimin yeni kavuştuğum lükse yakışmadığını görebiliyorum. Sabahları şatafatlı kızılıma sarınmış halde çalışma odama girdiğimde yere bakıyor ve eski kilimimi görüyorum. Bana köklerimi hatırlatıyor, böylece gururun önü daha yüreğime giremeden kesiliyor.

Hayır dostum, hayır, hiç bozulmadım. Bana gelen muhtaçlara kapım her daim açık; beni her zamanki kadar cana yakın buluyorlar. Onları dinleyip öğütler veriyorum; onlara destek oluyor, dertleriyle hemhal oluyorum. Ruhum katılaşmadı, burnum kalkmadı. Her zamanki gibi sırtım dik, alnım açık. Aynı dürüstlük, aynı hassasiyet baki. Sahip olduğum lüks daha çok yeni, zehir etkisini henüz göstermedi. Fakat zamanla ne olacağını kim bilebilir? Borca batmışbir adamdan ne beklenir...

**********

Diderot Etkisi terimini ilk defa 1988 yılında Antropolog Grant McCracken, bu bütünlük arzusunu ve bu arzunun satın aldığımız şeyleri nasıl şekillendirdiğini tanımlamak için kullandı. Diderot Etkisi, yeni bir mal edinmenin genellikle daha fazla yeni şey edinmenize yol açan bir tüketim sarmalı yarattığını belirtir. Sonuç olarak, önceki benliklerinizin mutlu ya da tatmin olmak için asla ihtiyaç duymadığı şeyleri satın alırsınız bunun devamında. Birçok kısır döngüde olduğu gibi, yapılacak en iyi şey döngüyü hiç başlatmamaktır...

Sürekli olarak gerçekte ihtiyacımız olmayan pek çok şey satın alıyoruz. Dünyanın özellikle son 20-30 yıllık döneminde tüketim çılgınlığı çok büyük boyutlara ulaştı ve artarak devam ediyor . Bu dönemin de bir süre sonra geçeceğini (tabii muhtemelen ben görmem), geçtikten sonra ise insanların geçmişe bakıp bu günleri oldukça komik ve acınası bulacaklarını sanıyorum...
 


 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı