Yukarı Çık

NORMAL BİR DÜNYADA UYANABİLMEK..

18 Mayıs 2020 Pazartesi 14:25:54
2314 kez okundu.

 

 

Hızı biraz kesilmiş de olsa, yaşadığımız bu büyük salgının ne zaman biteceği, 2. ve 3. dalgalarının ne zaman olacağı ve doğacak nihai yıkımın hangi çapta gerçekleşeceği hala oldukça belirsiz.

Çeşitli niteliklerdeki komplo teorileri salgının ilk zamanlarında konuşuluyordu, sonra ne olduysa bu tür anlatımlar birden kesildi. Herkes salgının varlığını olduğu gibi, yani medya organlarında anlatıldığı gibi kabullendi. Belki en doğrusu buydu, belki de değildi. Bunu zamanla anlayacağız...

Trump, Johnson, Bolsonaro gibi popülist liderler özellikle başlarda salgını görmezden geldiler, bugün de salgını yine biraz küçümseyip biran önce ''normal'' yaşama dönmek istiyorlar. Dünyanın konuyla bir şekilde alakalı sivil toplum kuruluşlarının, yazarların, çizerlerin, fikir insanlarının çok büyük çoğunluğu ise başından bugüne salgını çok önemsediler. Belki Trump ve benzeri liderler salgın hakkında daha karamsar olsalardı; bu kez sivil toplum, yazarlar, düşünürler bu işin altında bir bit yeniği aramaya başlayıp, konuya daha bir kuşkucu gözle bakabilirlerdi...

İlk günlerde, salgının aslında Çin'in ekonomisinin vurulması için batının bir oyunu olabileceği ve asıl hedeflenenin ilaç ve aşı satmak olduğu konuşuluyordu, sonra iş tersine döndü, bunun batı ekonomilerini vurmak için üretilmiş bir Çin virüsü olabileceği iddia edilmeye başlandı ve dört gözle ilaç ve aşı haberlerini takip etmeye başladık... Yaşlıların devletler üzerindeki emeklilik ve sağlık yüklerini azaltmak için üretilmiş bir salgındır diyenler de oldu. Dünyanın egemen güçleri, bireyler üzerindeki kontrollarını artırmak hatta insanlara çip takabilmek için bu virüsü ürettiler diyenler de oldu. Bu sonuncu teori belki de en akla yakınıydı...

Aslında kuşku duymak için bazı veriler de var elde. Örneğin geçenlerde Yeniçağ gazetesinde Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Okan Özdemir'in bir beyanatı yer aldı. Dr. Özdemir, her yıl dünya nüfusunun binde birinin zaten grip virüslerinin neden olduğu hastalıklardan öldüğünü, bunun resmi verilere dayanan bir ifade olduğunu söylüyor. Ancak bu ölümlerin nedeni olarak pnömoni gibi hastalıklar yazılıyordu ölüm raporlarına, diyor. Oysa bugün de coronavirus genellikle pnömoni gibi hastalıklara yol açarak ölüme neden oluyor ama bugün ölüm nedeni olarak covid-19 yazılıyor, diyor Dr. Özdemir... 

Salgını duyduğumuz ilk haftalarda; Yavuz Dizdar, Oytun Erbaş ve Canan Karatay gibi isimler olayı küçümsemişlerdi. Sonra malum günleri yaşamaya başladık, herkes dehşete düştü ve bu kişilerin yanlış yorumlar yaptıklarına dair yaygın bir kanaat oluştu. Bu kanaat bugün de sürüyor. Belki gerçekten olayı küçümseyerek toplumu yanlış yönlendirdiler, belki de zaman içinde saygınlıkları iade edilecek... Konuyla ilgili öyle sert rüzgarlar esti ki, tüm devletlerin yöneticileri, küçümseme halinde işler ters giderse altında kalırız düşüncesiyle, zıt beyanlar ve uygulamalardan olabildiğince kaçındılar ve bu çizgiyi sürdürmeye devam ediyorlar. Sadece yöneticiler değil, aklına farklı yorumlar gelen pek çok insan da bugün bu yorumlarını seslendirmeyi erteliyor, mahalle baskısına maruz kalmamak için. Gerçekte neyin olmakta olduğunu zaman bize netleştirecek...

İlginç bulduğum bir nokta da salgının gelişmiş ülkeleri, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerden daha çok etkilemesi. Belki hijyenin daha çok önemsendiği ülkelerde bağışıklık zayıflıyor olabilir. Veya paketlenmiş endüstriyel gıda tüketiminin fazla olduğu ülkelerde insanın hastalıklara direncinin zayıflıyor olması mümkün. Hatta zenginleşmeyle beraber yükselen insani ilişkilerdeki yapaylığın da direncimizi olumsuz etkileyebileceğini sanıyorum. Belki de hiçbiri değildir, vak'a sayısındaki azlık yoksul ülkelerin sadece iyi istatistik tutamamasından kaynaklanıyor olabilir... 

''Normal'' günlere ne zaman döneceğiz, kimse tam olarak bilemiyor. Salgın öncesi günlerimiz gerçekten ''normal'' miydi, o da tartışılır. Bunca savaşların, acıların, çevre tahribatının, açlığın ve türlü çeşitli olumsuzlukların diz boyu yaşandığı bir dünyaya yani salgın öncesi dünyamıza ''normal''di demek oldukça zor. Dünyamızda her yıl 5 yaşından küçük yaklaşık 8 milyon çocuk ölüyorsa, herkese yetecek yiyecek üretmekte hiç bir sorun olmadığı halde her gün yaklaşık 25.000 insan açlıktan ölüyorsa,  bugün dünya nüfusunun %11'i açlık çekiyorsa, dünyanın her tarafında savaşlar sürüyorsa, toprak, su ve hava sürekli olarak ve giderek artan şekilde kimyasal kirlenmeye maruz bırakılıyorsa, ormanlar ve doğal hayat sürekli tahrip ediliyorsa; böyle bir dünyayı ''normal'' kelimesiyle nitelendirmek mümkün mü?... 

Bu sorunlar biliyorum ki bugünün konusu değil. Bugün hemen hemen hepimizin gündeminde sadece salgın var. Ancak salgın sonrasında daha kötü değil, daha iyi bir dünyada yaşamlarımıza devam edebilmek için bu sorunları önemsememiz gerekiyor. Yapılması gerekenin sadece bencilliğimizi biraz törpülemek olduğunu sanıyorum, biraz da olsa kendimiz için istediğimiz şeyleri başkaları için de isteyebilmek (ve tabii kendimiz için istemediklerimizi başkaları için de istememek) ve bunu koşullar ne olursa olsun yapmaya çalışmak...

Sorunu farklı yönlerden ele alma çabası, salgını ve önlemleri küçümsemek anlamı taşımıyor tabii ki. Elimizdeki verilere göre hala büyük bir afeti yaşamaya devam ediyoruz, bulaşma kabiliyeti şimdiye kadar bildiklerimizden çok daha yüksek olan bir virüsle karşı karşıyayız, bu nedenle de önlemleri sıkı sıkıya sürdürmemiz gerekiyor. Umarım bugünler kısa zamanda sona erer ve daha güzel bir dünyada yaşamaya devam ederiz...

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı