Yukarı Çık

FİKİR DEĞİŞTİRME HAKKINDA

2 Aralık 2019 Pazartesi 15:02:59
513 kez okundu.

           

İçinde bulunduğumuz galaksi olan Samanyolu Galaksisinde en az 100 milyar yıldız var. Bizim güneşimiz o yıldızlardan sadece biri, üstelik sıradan bir yıldız. Bu yıldızların neredeyse hepsinin etrafında dönen bizim dünyamız gibi gezegenler var. Bu gezegenlerin bazılarındaki koşullar dünyamıza çok benziyor. Bir de düşünün; Evren, Samanyolu Galaksisinden ibaret değil. Samanyolu gibi en az 100 milyar galaksi daha var (yeni bulgularla bu sayının 2 trilyona çıktığı söyleniyor) ve tabii her galakside de ayrı ayrı ortalama 100.000 yıldız ve de bu yıldızların gezegenleri... Sagan, evrendeki yıldız sayısının, dünyadaki kum taneciklerinin sayısından fazla olduğunu söylemişti, yaklaşık 40 sene evvel. Durum böyle olunca, evrende yaşamın sadece bizim dünyamızla sınırlı olamayacağını düşünüyor insan. Bu düşünce bugün fazla bir risk oluşturmuyor ama geçmişte Bruno özellikle bu yöndeki fikirleri nedeniyle kilise tarafından öldürülmüştü.

                Dünyamızdaki koşullara benzer milyarlarca gezegen varsa, neden henüz kimse bizim ziyaretimize gelmedi sorusu, öteden beri pek çok zihni meşgul eden bir soru. Koşulları bizimkine benzer milyarlarca gezegen olduğu gibi, bizim yaşayamayacağımız koşulları olan gezegenlerde yaşayan canlılar da olabilir. Neden gelen giden yok? Akla gelen cevaplardan biri, geliyorlar ama bize görünmüyorlar çünkü onlar için çok ilkel kalıyoruz. Veya geliyorlar ve ABD gibi süper güçler bunu tesbit ediyor ama bizimle paylaşmıyorlar.

                Geliyorlar ama bize görünmüyorlar veya geliyorlar ama bazı güçler bizden bunu saklıyor gibi komplo teorilerini bir yana bırakırsak, bunca uygun gezegene rağmen kimsenin gelmemiş olması Fermi Paradoksu olarak adlandırılıyor. Her ne kadar Enrico Fermi, bu mesele üzerinde pek uğraşmamış olsa da, nedense onun adıyla anılan bir paradoks. Bu konuda geçmişte uzunca bir yazı yazmıştım. Mesela başkalarının bizi bulabilmesi için radyo sinyalleri üretiyor olmamız gerekiyor (çünkü bizim bildiğimiz yol bu, başkalarını biz böyle arıyoruz), radyo sinyallerini ise sadece yüzyıldan biraz fazla zamandır üretiyoruz, samanlıkta iğne arayanların bu kısacık zaman diliminde bize denk gelmeleri biraz zor görünüyor, gibi gerekçeler ortaya konuyor, henüz bulunamayışımızın nedenleri arasında. Sagan, uzaylıların bizden çok daha yavaş veya hızlı düşünme ihtimalleri olduğunu ve bu nedenle gönderdikleri sinyalleri parazit zannediyor olabileceğimizi anlatırdı. Bizim anlamlı sinyal bulamayışımızın nedeni de bu olabilir. Geçmişte yazdığım yazıyı tekrarlamamak için, diğer gerekçeleri tekrar yazmayacağım. Zaten bu yazıya başlama amacım da apayrı bir noktaya işaret etmekti, bir türlü gelemedim.

                                                                                                               ***

                Bu yazıyı yazma nedenim, geçenlerde okuduğum, “Uzaylıların bizi ziyaret etmesi neden olası değil” başlıklı yazıdaki bir cümlenin, daha sonraki günlerde zihnimde yarattığı sorular. Mert Bakırcı’nın yazdığı yazıda şöyle bir bölüm vardı: “Şempanzelerle aramızdaki genetik farklılık miktarı %1.23, ancak bu ufak farka rağmen onlarla neredeyse hiçbir şekilde iletişim kuramıyoruz. Bizden, şempanzelerle bizim aramızdaki gibi genetik olarak %1.23 farklı olan bir uzaylı, bizden ne kadar zeki olacaktır? Ya %10 farklı olsaydı? Ya bir de %90 farklı olsaydı?Siz yoldan geçen karıncalarla iletişim kurmaya çalışıyor musunuz? Uzaylılar neden çalışsın? Bizimle aynı zekâ düzeyinde olma ihtimalleri aşırı düşük.”

                Yazıyı okuyunca, “ya evet, %2’yi bile bulmayan farklılık iletişim kurabilmemizi imkansız hale getiriyor (en azından şimdilik),henüz bir irtibatın olmayışında aklıma hiç gelmemiş olan bu faktör belki de en önemlisi”, diye düşündüm.

                Sonra aradan birkaç gün geçti, “belli bir eşiği aşmış canlıların, büyük genetik farklılıklara rağmen birbirleriyle iletişim kurabileceklerine” dair bir fikir uyandı zihnimde. Yani birkaç gün önce, “işte bu, genetik farklılık uzaylılarla irtibat kurmanın önündeki en büyük engel” diye düşünürken ve bundan neredeyse eminken birkaç gün sonra, “bu hiç de böyle olmayabilir, belli bir eşiğiaşmış canlılar arasında iletişim olabilir” düşüncesine geldim. Belki üç gün sonra, bu düşünceyi de hiç beğenmeyip bambaşka bir düşünceye geçebilirim.

                Bir ünlü düşünür, “sadece ölüler ve aptallar fikir değiştirmez” demiş. Yukarıdaki örnekten yola çıkarak; zihnimizin arayış yapmasına izin verdiğimizde, bugün neredeyse emin olduğumuz pek çok düşüncede, hızla farklı yerlere gelebileceğimizi sanıyorum. Tabii ki gelinen yerlerde de uzun süre kalmayıp, tekrar farklı yerlere doğru zihinsel yolculuklar devam edecektir.

                Bu yolculuğun, “uzayda yaşam” gibi kıyıda köşede kalmış bir konuda yapılması yorucu değil tabiiki ama daha hayatımızın içinden bir konu ise söz konusu olan, zihinsel zıplamalar çok yorucu hale gelebilir.  Ve üretim için geçici de olsa bazı kabullere ihtiyacımız var. Belki de bu nedenlerle bu yeteneğimizi fazla kullanmıyoruz. Belki de bu nedenlerle geldiğimiz yeni düşünce düzleminde uzun bir süre kalıp dinlenmemiz gerekiyor, yeni bir yolculuk için. Bu zihinsel yolculuklar iyi midir, kötü mü?Doğru mudur, yanlış mı? Emin değilim. Ama insanoğlu on binlerce yıldır içinde yaşadığı bu saçma sapan gidişatı bir gün biraz olsun anlamlı hale getirebilecekse eğer, bu zihinsel arayışlar sayesinde yapabileceğiz bunu, böyle düşünüyorum…

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı