Yukarı Çık

Kadına şiddeti engellemek için daha iyisini yapmak mümkün..

26 Kasım 2019 Salı 16:24:17
678 kez okundu.

 

 

Kadına şiddetle mücadele konusunda tek günlük (!) bir farkındalığın yaratıldığı bir haftada problemin toplum içindeki yansımalarına dikkat çekmek, yapılan hatalara dikkat çekmek istiyorum.

Cinsiyete yönelik şiddet konusunu ele aldığımızda akla gelen temel konular; tecavüz, aile içi şiddet, cinsel taciz ve çocuk istismarlarıdır. Ancak, toplum içinde yapılan farkındalık çalışmalarında şiddet eğilimine karşı olan ‘iyi adamların’ da desteklediği kadın meselelerinin çözümü yolunda çalışmalar yapılmaktadır ki bu yaklaşım problemin çözülmesi bir yana, problemi kadınlara özel hale getiren ciddi bir hatadır.

Yapılan tüm bu şiddet eylemleri her ne kadar kadın meseleleri olarak görülse de bu durumu sadece kadınlara mahsus bir problem olarak adlandırmak mevcut sorunun devamına neden olan sebeplerden biridir. Bunun sebebi, erkeklerin şiddet eğilimine yönelik sorunlara aldırış etmemeleri ve sorumluluk hissetmemeleri için mazeret sunmasıdır. Cinsiyet odaklı bir şiddet eylemine şahit olduklarında ‘ben erkeğim, bu kadınların sorunu’ düşüncesi aktif olur.  Bu düşüncenin altında yatan sebep cinsiyet dendiğinde akla hep kadının gelmesidir. Oysa, sırfkadın diye zayıf görülerek şiddete maruz kalınan bir durum, kadını olduğu kadar erkeği de ilgilendiren bir sorundur.

Cinsiyet konusundaki mevcut kafa karışıklığını basit bir örnekle açıklamak gerekirse; cinsel yönelim dendiğinde akla sadece eşcinsellerin ya da biseksüellerin gelmesi ancak heteroseksüel insanların bir cinsel yönelimi olmadığının düşünülmesi ya da özellikle Amerika’da sıklıkla görülen ırk kavramının sadece siyahi insanlara has bir özellik olarak düşünülmesi ve beyazların bir ırk olarak düşünülmemesini gösterebiliriz. Aynı yanılgı cinsiyet kavramında da ön plana çıkmaktadır. Cinsiyet sorunu dendiğinde akla sadece kadınlar gelir. Baskın ve egemen olan gruplar insanların dikkatini çeken taraf olmazlar ve sorgulanmazlar.

Güç ve ayrımcılığın sorgulanmamış olmasının, öz değerlendirme ve öz eleştiri yöntemlerinden yoksun olmanın ve toplumsal söylemler içinde neredeyse görünmez olmanın sonuçlarından biri de artan şiddet eğiliminden erkeklerin kendilerini bir şekilde sıyırabiliyor olmasıdır.

Toplumsal söylemlerde yapılan hatalar neler?

Günlük hayatta kullandığımız dilin düşüncelerimizin ne yönde şekilleneceği konusunda önemli bir rolü vardır. Dolayısıyla çevremizde olan biten olayları anlatış şeklimiz, iç sesimizi ne şekilde kontrol ettiğimiz oldukça önemlidir. Örneğin, Ahmet Ayşe’yi dövdü cümlesini ele alalım. Çok basit bir cümle tanımlamasıyla burada özne Ahmet nesne ise Ayşe’dir. Ancak bu cümleyi Ayşe Ahmet tarafından dövüldü şeklinde değiştirdiğimizde cümlenin öznesi Ayşe olur. Burada odak noktası Ahmet iken Ayşe olur ve bir sonraki cümlede Ahmet tamamen cümle dışına çıkar. ‘Ayşe dövüldü.’ Cümle içinde yaptığınız küçük gibi görünen bir değişiklikle erkek olan isim kafamızda canlandırdığımız resimden çıktı ve Ayşe dövülmüş bir kadın olarak ön plana çıktı.

Bu örneğin ışığında düşündüğümüzde, aile içi şiddet ve tecavüz gibi konularda sıkça karşımıza çıkan mağduru suçlama eğilimine nasıl olanak verdiğimizi anlayabiliriz. Örneğin, bu kadınlar neden bu erkeklerle evleniyor ya da ilişki yaşıyor, neden kadın başına bir bara gidip içki içiyor, gecenin o saatinde sokakta ne işi vardı… vb. söylemler şiddet eğiliminin sahibini resmin dışına itip mağduru suçlamanın en acımasız yoludur. Bu tarz söylemlerin nedeni bilişsel yapımızın kurbanı suçlayacak şekilde programlanmış olmasıdır. Bilişsel yapımız; kadınları, onların seçimlerini, eylemlerini, düşüncelerini veya ne giydiklerini sorgulamak üzere kodlanmıştır. Her ne kadar bu soruların sorulması kaçınılmaz olsa da bu sorular şiddetin önlenmesi konusunda bir adım atılmasını sağlamayacaktır.

Farklı sorular sormamız gerek. .

Şiddet eylemiyle karşılaştığımızda sormamız gereken sorular Ayşe hakkında değil, Ahmet hakkında olmalıdır. Ahmet Ayşe’yi neden dövdü? Neden aile içi şiddet ve tecavüz her geçen gün azalmak yerine artıyor? Neden bu kadar çok erkek en yakınlarını eşlerini, çocuklarını ve çevrelerinde bulunan kendilerine göre zayıf buldukları her insana yönelik istismarcı davranışlarda bulunuyor? Toplumumuzda tacizci erkeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olan farklı kurumların bu alanda oynadığı rol nedir? İnanç sistemlerimizin, spor kültürünün, pornografi kültürünün, ekonominin, aile yapılarımızın bu artan şiddet eğilimi üzerindeki etkileri neler?

Sadece tüm bu etkenler arasındaki bağlantıyı sağlam bir şekilde kurduğumuzda ve bu duruma sebep olan uygulamaları değiştirmek için adım atabildiğimizde şiddet eğilimini değiştirecek güçte farkındalık yaratabiliriz.

Ben tek başıma ne yapabilirim ki diye düşünmeyin..

Ataerkil bir toplum yapısında her ne kadar mevcut duruma karşı çıkan birçok kadın olsa da genellikle susturuluyor ya da erkek düşmanı feminist olarak etiketleniyor. Çünkü kadınlardan beklenen şiddete karşı duran, tacize karşı çıkan, haklarını savunan bir insan olmaktan ziyade şikâyet etmemeleri, sessiz kalmaları ve mevcut durumu sürdürmeleridir. Bu noktada erkeklerden beklenen kadınların söyleyemedikleri ya da konuşmalarının engellendiği durumlarda bir şeyleri söyleyebiliyor olmalarıdır. Çünkü konu sadece kadın ya da erkekten ibaret değildir. Sorun her ne kadar kadınların sorunu olarak yansıtılsa da mevcut şiddet eylemi erkeklerin de aynı oranda sorunudur. Şiddete uğrayan kadın bir erkeğin annesi, kardeşi ya da eşi olduğu kadar şiddetin adresi bir erkek de olabilir. Toplum genelinde erkeğe yönelik şiddet de yine erkekler tarafından yapılmaktadır. Şiddet eğiliminin kurban üzerindeki etkisi kadar kurbanın maruz kaldığı şiddete şahit olan her insan erkek ya da kadın aynı derecede kurbandır. Çünkü sorun cinsiyetçi düşünce tarzıdır. Dolayısıyla, şiddetin sadece yasadışı olduğu için değil aynı zamanda yanlış olduğu için kabul edilemez olarak kabul edilen bir kültür yaratmak gerekir.

Farkındalık yaratmaya çevrenizden başlamanız gerekir. Sadece erkek arkadaşlarınızla oturduğunuz bir ortamda cinsiyetçi bir şaka yapıldığında sessiz kalmak ya da şakaya gülmek yerine söylenenin komik olmadığını ya da yanlış olduğunu belirtebilme cesaretine sahip olmaktır. İnsanları empati yapmaya zorlamaktır. Aynı durumun kendi değer verdikleri insanların başına geldiğinde ne hissedecekleri ve ne tepki verecekleri konusunda düşünmeye zorlamaktır. O an duyduğunuz masum görünen bir şakaya sessiz kalmak bile aslında toplum genelinde her gün şahit olunan tacize ve şiddete sessiz kalmak ile aynı şeydir.

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı