Yukarı Çık

THOMAS MORE VE ÜTOPYA..

8 Temmuz 2019 Pazartesi 15:48:14
1091 kez okundu.

 

 

Zaman zaman, “dünya keşke şöyle bir yer olsaydı” şeklinde düşüncelere çoğumuz dalarız. Thomas More’un Ütopya kitabı, böyle düşüncelerin detaylandırılıp kağıda dökülmüş hali.

                Thomas More, 1478-1535 yılları arasında İngiltere’de yaşadı. 1516 yılında Ütopya kitabını yazdı ve latince olarak yayınladı. 1523 yılında İngiltere’de kraldan sonra belki de en önemli görev olan Lordlar Kamarası Başkanı oldu. Kral 8. Henry ile hem dosttu, hem de görüş birliği içindeydi. Ancak henüz katolik olmaya devam eden İngiltere’de 8. Henry protestanlığa ilgi duymaya başlamıştı. Anlaşıldığı kadarıyla amacı hem Vatikan’ın otoritesinden uzaklaşıp bağımsız politikalar izleyebilmek, hem de eşinden boşanıp (Katoliklik boşanmaya izin vermiyordu), Anne Boleyn’le evlenebilmekti. More krala bu çabasında destek vermedi. 1532’de tüm görevlerinden istifa etti. 1534’te kralın parlamentodan geçirdiği “Üstünlük Yasası”’na, inançlarına ve hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıktı. Bu red, onun yargılanıp idama mahkum edilmesine neden oldu. Kendisine sözlerini geri alırsa affedileceği söylendi ama o bunu yapmadı.

                İdam hükmü kendisine bildirildiğinde gülerek şunları söyledi: “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın acılarından beni böyle çabuk kurtarma yüceliği gösterdiği için”. 6 Temmuz 1535’te özene bezene giyindi, idamın gerçekleşeceği yere çıktı, pek de parası olmadığı halde celladına bir altın verdi. Cellat diz çökerek kendisini bağışlamasını istediğinde, onu yerden kaldırdı ve öptü…

                                                                                                             ***

                More’un Ütopya kitabında öne çıkan kavramlardan biri mutluluk. More’a göre insan mutlu olmak için yaratılmıştır. İnsan öncelikle kendisini sonra da çevresini mutlu etmeye çalışmalıdır. More’unYunan filozofu Epikuros’unkine benzer bir hazcılıktan yana olduğu söylenebilir. Ancak More da aynı Epikuros gibi, asıl değerli olanın bedensel değil ruhsal hazlar olduğuna işaret eder. More, daha iyi kıyafetler giyerek kendilerini başkalarından üstün görenleri ve mücevherler takıp takıştıranları da yerden yere vurur.Ütopyalılara göre doğa, bizleri elimizden geldiğince yardımlaşmaya çağırır ve kendi mutluluğumuzu düşünürken başkalarına zarar vermememiz konusunda bizi sürekli uyarır.

                Geçenlerde LDP genel başkanı Cem Toker, “batı ülkelerinde siyasetin ana amacı vatandaşın daha mutlu nasıl yaşayabileceğine dair kafa yormaktır ama Türkiye’de siyasetin gündeminde bu soru yoktur” diyordu. Bense batı ülkelerinde bile siyasetin mutluluk meselesi üzerine çok yoğunlaştığını sanmıyorum, özellikle ana akım siyasetin. Ülke çok güçlü ve zengin hale gelse bile halkının mutluluk seviyesine katkıda bulunmuş olmuyor. Doğamızın asıl peşinde koştuğunu sandığım mutluluk, apayrı bir kavram. Dünyada belki biraz Bhutan, Kostarika ve Ekvadorgibi ülkelerde siyaset bu konuya ilgi gösteriyor. More 500 yıl önce, bizim coğrafyamızın (ve hatta dünyanın) bugün bile pek gündeminde olmayan bu soruya cevap niteliğinde yazıyor Ütopya kitabını…

                                                                                                             ***

                Ütopya’da çalışma saatleri günlük 6 saatle sınırlı. Geriye kalan saatler; edebiyat, bilim ve çeşitli etkinliklere ayrılıyor. More kitabında şunları söylüyor:“Günde sadece altı saat çalıştıkları için yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamayacaklarını düşünebilirsiniz. Halbu ki durum tam tersidir. Altı saat çalışarak ihtiyaçlarından fazlasını üretirler ve hatta konforlu bir yaşam sürerler. Ne kadar çok insanın işsiz güçsüz dolaştığını göz önünde bulundurursanız, bunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Günümüzde (16.YY) nüfusun yarısını oluşturan kadınların neredeyse hiçbiri çalışmaz; veyahut onların çalıştığı yerlerde de genellikle kocaları aylaklık eder. Rahipler ve de soylu ve asil olarak adlandırılan başta toprak sahipleri olmak üzere tüm zenginleri de bu aylaklar ordusuna ekleyin. Zenginlerin peşi sıra kasıla kasıla yürüyen zorba güruhunu ve uşakları da unutmayın. Son olarak tembelliklerini mazur göstermek için sakat numarası yapan sapasağlam dilencileri de hesaba katın. İhtiyaçlarımızı karşılayan ürünlerin, sanıldığından çok daha az kişi tarafından üretildiğini göreceksiniz.Bir de çalışanların ne kadar azının, gerçekten de faydalı işlerde çalıştığını düşünün. Her şeyin parayla ölçüldüğü yerlerde, lükse hizmet eden çok sayıda gereksiz zanaat de ortaya çıkmıştır.”

                Lafargue, 1800’lerin sonlarında, teknolojinin çok ilerlediğini söyleyerek, günde 3 saatlik çalışmanın, insanoğlunun tüm ihtiyaçlarını karşılayacak üretimi sağlayacağını söylüyordu. Russell da, 1900’lerin başlarında, yine teknolojinin çok ilerlediğine vurgu yaparak, günde 4 saatlik çalışmanın dünyanın ihtiyacı olan tüm üretimi fazlasıyla sağlayabileceğini anlatıyordu. Aynı şekilde ünlü ekonomist Keynes de 1900’lerin ortalarında, teknolojik değişimin ve verimlilik artışının haftada 15 saatlik bir çalışmayı yeterli hale getirdiğini söylüyordu. O günlerden bu günlere teknoloji o kadar gelişti ki, aynı kişiler bugün yaşıyor olsalar sanıyorum günde 1 saatlik çalışmanın yeterli olduğunu anlatacaklardır. Durum böyleyken neden bu noktadan çok uzak olduğumuz sorusunun yanıtı, zor olmamakla beraber, aranmadığı için bulunamamakta, bence…

                                                                                                             ***

                Ütopya’da dikkat çeken önemli bir nokta da savaş karşıtlığı. Morediyor ki, “Ütopya’lılar, hayvanlardan çok insanlar tarafından uygulansa da, yalnızca hayvanlara yaraşır bir şey olduğunu düşündükleri için savaştan nefret eder.Ütopya’lılar orduları kanlı bir zafer kazanınca, üzüntüyle karışık bir utanç duyar. Olumlu sonuçlara ulaşmak için bile bu kadar ağır bir bedel ödemenin çılgınlık olduğunu düşünürler.”

Erasmus’un “Deliliğe Övgü” kitabını adadığı ve Mina Urgan’ın “sevgilim” diye bahsettiğiThomas Moretarihin en dikkate değer kişilerinden biri, bence. Ütopya kitabı da tekrar tekrar okunmayı hak ediyor. Tabii biraz da dersler çıkarmaya çalışarak okunmalı…

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı