Yukarı Çık

SOMA FACİASI

10 Haziran 2019 Pazartesi 14:53:55
451 kez okundu.

  Soma maden faciasının duruşmalarından birinde, bir sanığın, “bize ciddi cezalar verilirse bu ülkede kimse madencilik yapmaz” dediğini hatırlıyorum. Bence davanın sonucunun ne olacağını baştan açıklayan, önemli bir cümleydi bu. Aynı şey 1999 Depremi sonrası açılan davalar için de geçerliydi. Veli Göçer günah keçisi yapılıp bir süre hapiste yattı, olay bitti gitti. Çünkü gerçekten suçlu aranıp, onlar cezalandırılsaydı, işin ucu gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarına, tüm bayındırlık (imar iskan vs.) bakanlarına, hatta tüm başbakanlara dayanırdı. Geniş bir halk kesimi de suçlu bulunurdu. Mesela, inşaatlarda görev alan tüm ustalar, işçiler, belediyelerin imar işlerindeki tüm personeller vs… Yüksek kâr peşinde koşan müteahhitlerin yanında, arsasını yüksek yüzdeyle kat karşılığı veren arsa sahipleri de ahlaken (ve belki de yasal olarak) suçlu bulunacaklardı. Boya, fayans, kapı kolu üzerinde uzman olup, binanın depreme dayanıklılığını hiç irdelemeyen, merak etmeyen alıcılar bile, yaşama bakışlarındaki şaşılık nedeniyle ahlaken suçlu bulunacaklardı. Yani en tepedeki yetkililer en fazla olmakla beraber,  toplumun kalabalık bir kesiminin cezaevine girmesi gerekecekti, adil ve kapsamlı bir yargılama olsaydı… Bu kadar çok ve bir çoğu güçlü konumdaki suçlu varken, adalet mekanizmasının göstermelik olarak işlemesi de kaçınılmaz oluyor.Aslında tüm suçlulara mevcut sistemin kurbanları gözüyle de bakılabilir. Yani belki de yegâne suçlular, doğru üretim biçimlerini oturtmayan (ya da oturtmak istemeyen) yetkililerdi…

                Sorunun kaynağında yetkililerin büyük payları olduğunu görüyoruz ama bireysel olarak da doğru üretim biçimlerinden çok hoşlanmadığımız ortada. Çünkü hem bireysel olarak, hem de toplumsal olarak hızla zenginleşme peşindeyiz. Kâr yani zenginlik ise, riskin fazlalığı oranında artıyor. Güvenlik ve alt yapı yatırımları, ortada görünen şeyler değil. Zengin görünmemize katkı sağlamıyorlar. Bu durumdaonların payına çok asgari bir dilim düşebiliyor. Peki olup bitenlerden hiç ders alıyor muyuz? Bence hayır. Balık hafızalı olan balıklar mı, yoksa biz miyiz acaba?

                Yapılan işlerin hem üretim sürecinde hem de üretim sonrasındaki sonuçları itibariyle insan yaşamına gereken önemin verilerek yapılmasının, dünya genelinde 15-20 ülke hariç (Batı Avrupa Ülkeleri, ABD, Kanada, Japonya gibi), iyi düzeyde olmadığını biliyoruz. Biz de ne yazık ki kötü taraftayız. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Atılması gereken adımlar sürekli erteleniyor. Neden? Çünkü üretimin hızına zarar veririz deniyor. Çünkü üretimin maliyeti yükselir deniyor. Zannediyorum bu adımların zihinsel altyapısının bile zorunlu eğitim yıllarında çocuklara işlenmesi aynı gerekçelerle yapılmamakta. Keşke deprem yıkımları, maden faciaları ve benzeri yeni felaketler yaşamadan gereken zihinsel tekâmülü gerçekleştirebilsek…

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı