Yukarı Çık

VALİ VALİ OLUNCA

7 Mayıs 2019 Salı 16:05:43
1321 kez okundu.

 

 

Çevre Mühendisliği'nin ilk konusu, en temel konusu, en esaslı konusu SU'dur. Bu meslek en başta ve en esaslı olarak "SU" ile ilgilidir. Daha sonra atık yönetimi, geri dönüşüm vb konular gelir. Bir Çevre Mühendisi "SU" deyince de, önce içme suyu, sonra atık suyu konuşur. Yani bu mesleğin en önemli yerinde "temiz su tedariği" onun da en önemli kısmında "içme suyu" vardır.

Irak Savaşı'nın başlarında ABD'nin yenice "özgürleştirme harekatı" kılıfı ile işgale başladığı dönemdi. Aynı zamanda Yalova Atıksu Arıtma Tesisi'ni tasarlayan, projesini yapan hocam ve şu anda Türkiye Su Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Ahmet Mete SAATÇİ bir dersinde, kapak fotoğrafını göstermek için elinde TIMES dergisi ile girmişti sınıfa. Derginin kapak fotoğrafında ne olduğunu sorunca, artık adımız gibi bildiğimiz birimlerini görüp, hemen tanıdığımız içme suyu arıtma tesisi olduğunu söyleyince sormuştu "NEDEN?". Niçin dünyanın en prestijli dergilerinden biri kapak resminde arıtma tesisi tercih eder? Çünkü savaşta ilk hedef içme suyu arıtma sistemleridir. ABD Irak'ta öncelikle buraları bombaladığından TIMES dergisi bombalama sonrası arıtma tesislerini fotoğraflamıştı.

İçme suyu yok edilen bir millet asla direnemez. Kısa sürede yok olur. Susuzluktan ya da kirlilikten ölümler öyle çabuk yayılır ki... Kitlesel silah kullanımı bu durumun biraz hızlandırılmış halidir. Savaş stratejistleri, bu detayı önemser ve bir milletin yok edilmesi için en kritik nokta olarak içme suyu kaynaklarını öngörürler. Temiz içme suyuna ulaşabilen insanoğlu açlığa çok uzun süre dayanabilir ve çözüm üretebilir lakin susuzluğa dayanım üç gün civarıdır. Toplu zehirlenmelerin günümüzde en sık görüleni içme suyu kaynaklı olanlarıdır. Hal böyle iken bir şehrin en kritik kaynağının içme suyu kaynağı olduğunu söylemek abes olmaz.

Yalova'da çok yakın bir zamanda bu kaynağın kıtlığını birlikte yaşamadık mı? Gökçe Barajı'nda yağmur azlığı sebebiyle (!) oluşan aşırı seviye düşmesi, "dead pool" denilen ölü hacimden bile çekilen suyla şehri beslemek zorunda bıraktı insanları. Kriz o kadar büyümüştü ki farklı noktadan derive edilmek zorunda kalınan kanallar, açılmak zorunda kalınan kuyular, yüzer pompalar... Birçok abes maliyetli çözümlerle Yalova (su şehri) insanını endişeye gark etmişlerdi.

Bunları niye anlatıyorum, niye hatırlatıyorum söyleyeyim. Bu şehirde o susuzluğun yaşandığı yıllarda da bugün de içme suyu kaynağının %65'i şehre ulaşmadan yer altından kayboluyor. Delik deşik olmuş ana dağıtım hattından şehre gelemeyen bu arıtılmış su boşu boşuna yıllardır yerin altına gönderiliyor. Ferasetsiz idareciler, hain ruhsuzlar bu şehrin en bol öz kaynağı olan suyu har vurup harman savuruyorlar.

İsraf çok boyutlu. Daha önce de yazdım. Bundan tam bir sene önce yazdığım "SU HIRSIZLARI" isimli köşe yazımdan alıntılayayım;

"100 ton su arıtımı için 175 ton su kullanılır. Arıtma için tesisi; enerji, kimyasal ve personel kullanır. Elde edilen arıtılmış 100 ton su içme ve kullanma amacıyla bizlere ulaşmak için yola çıkar. İşte bu yola çıkan 100 ton suyun Yalova'da sadece 35 tonu kullanımımıza hizmet ediyor. Geri kalanı ise kayıp-kaçak olarak salınıveriyor. Büyük çoğunluğu da denizlere ulaşıp içme ve kullanma amaçlı yeniden arıtılamaz bir tuzluluğa erişiyor. Ne oldu peki? Harcanan tüm maliyet toplandı. Elektrik, tesis, kimyasal, personel, makine ekipman vb hepsi hesaplandı ve 100 tona bölünmesi gerekirken 35 tona bölündü. İşte her bir eve ulaşan su faturasında cebimizden çıkan rakam o gölden çekilen 175 ton sudan 100 ton elde edilen arıtılmış suyun maliyeti. Yani eğer aylık su faturamızı örneğin ortalama 50,00 TL civarında ödüyorsak, kayıp kaçak olmasa 17,50 TL ödeyeceğiz. Çünkü maliyeti normalde bu kadar. Bu da şu kadar net ki aylık su kullanımı yaklaşık 50,00 TL olan bir aileden bu işin sorumluları her ay 32,50 TL ÇALIYORLAR. Yılda 390,00 TL tırtıklayan bu hainler seçildikleri dönem hesaplansa dönem boyu her aileden yaklaşık 2.000,00 TL çalıyorlar. Bu sadece suyun maliyetinden çaldıkları. Bir de bu suyun atıksu bedeli tarafı var ki, hırsızlığın boyutunu siz düşünün. Her aile böyle büyük bir hırsızlığı yaşarken hala izzetli bir seçilmiş harakiri yapmıyorsa bu bizim duyarsızlığımızdandır."

Yeraltına giden suyun nasıl sıvılaştırma yaptığını, bunun da deprem bölgesinde olan ilimiz için nasıl riskli bir durum oluşturduğunu da ayrıca yazarım.

İçme suyumuzun kaynağı barajımız ise ayrı bir problem. 40 yıl önce inşa edilmiş. Yorgun ve riskli bir bünyesi var. İçme suyu arıtma tesisi de yaşlı, teknolojisi eski. Suyumuz çok kaliteli bir su olmasa mevcut arıtma kifayetsiz kalırdı.

Yeşil Körfez Su Birliği yani içme suyu arıtma tesisi ve suyun Yalovamız'a sağlıklı ulaşımını sağlayacak sorumlu meclis üyelerini belediye meclisleri kendi içinden seçti. Onlar kendi içerisinden böyle önemli bir konuma yeni başkan belirleyecekler. Ateşten gömlek giyecek yeni başkan umarım farkında olur mevcut durumun.

Gelelim yazı başlığına. İşte Yalova için böyle bir tablo varken, olabilecek en güzel şey oldu. Sonunda harika bir Vali geldi. Su'yun öneminin farkında olan ve taşın altına elini sokmakta kararlı bir Vali. %65 kaçağa inanamadı ilk önce. Ama bu vahameti görünce ilk iş olarak çözüm üretme ihtiyacını belirledi. Ben ona güveniyorum. Umarım onun kadar liyakat, sadakat, ferasetli sorumlular birlikteliği olur da şu milletin parası, geleceği, kıymeti, varlığı yer altına akıp gitmez. Vali hakiki Vali olunca suyumuza kıymet geldi, gelecek inşallah.

Vesselam.

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı