Yukarı Çık

 İYİLİK ÜZERİNE...

9 Nisan 2019 Salı 14:00:47
585 kez okundu.

 

Huzura, sağlıktan da, mutluluktan da daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu zannediyorum. Huzuru artırmanın en temel yolunun da iyilik yapmak olduğunu günlük hayatta yaşayarak görüyorum (veya öyle hissediyorum). İyilik gerçekten böyle önemli sonuç doğurabilen (yani huzura yol açan) bir eylemse, daha iyi sonuçlara ulaşmak için bence iyiliğin tam olarak ne olduğunu anlamak gerekiyor...

İyi sözcüğü Türkçe kökünde yararlı ve kârlı anlamlarını içeriyormuş, Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını. Yani kelimenin kökeni incelendiğinde, iyilik kavramının temelinde bir yararlılık olgusunun yattığı anlaşılıyor. Basit bir anlatımla, yapılan şey  yararlıysa (özellikle de benim için), ben ona “iyi” diyorum. Yani bir şeye “iyi” dememiz için, o şeyin ne olduğuna değil, bizim için yararlı mı yoksa zararlı mı olduğuna bakıyoruz. Saf bir iyilikten söz edebilmek çok kolay değilmiş gibi görünüyor. Kant (1724-1804), “iyi niyetten başka hiçbir şey koşulsuz iyi olarak algılanamaz” derken sanıyorum bunu ifade ediyor…

                                                               ***

Çok iyi olduğunu varsaydığımız bazı işleri incelediğimizde, şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşabiliriz. Örneğin kuşlara ekmek vermeyi severiz, verenleri de severiz. Üstelik kuşlar da ekmeği çok severek yerler. Ancak bol ekmek bulabilen kuşlar diğer doğal besinlerin pek peşine düşmüyorlar çünkü karınları doymuş oluyor. Bu nedenle de dengeli beslenemiyorlar, sağlıksız ve güçsüz hale geliyorlar. Yavruyken ekmekle beslenmiş olan kuşların büyüdüklerinde düzgün uçamadıkları hatta hiç uçamadıkları gözleniyor. İnsanların ekmek ve benzeri gıdalar verdikleri Kanada kazlarının yükseklerde uçamadıkları hatta göç edemez hale geldikleri görülmüş…

Çocuk esirgeme kurumuna bazı hediyeler ve yiyeceklerle gitmek, orada çocuklarla birkaç saat geçirmek, sonra da belki bir yıl boyunca hiç uğramamak, acaba oradaki çocuklar için iyilik midir, kötülük mü?

Doktor bir arkadaşınız sizi sıraya girmeden, aradan içeri alıp muayene etti diyelim. Bu arkadaşımızın ne kadar iyi biri olduğunu düşünürüz. Oysa buradaki iyilik sadece sizin gözünüzde iyiliktir, sırada bekleyenlerin gözünde ise yapılan şey kötülüktür…

Kozayı keserek kelebeğin çıkmasına yardım eden adamın hikayesini bilirsiniz. Hikayede iyilik adına yapılan şeyin aslında büyük bir kötülük olduğunu görürüz…

                                                               ***

Bu örneklerde yer alan “iyi” kavramındaki problem oldukça net görünüyor ancak bunlar kadar hızla anlaşılamayacak olanlar da var. Örneğin kedilerin sokaktan alınıp evde bakılması çok iyi bir davranış gibi görünüyor. Çünkü kedi sokakta aç kalıyor, soğuktan yeterince korunamıyor, arabalar tarafından eziliyor, dolayısıyla ömrü kısa oluyor vs… Eve alıyoruz; özgürlüğünü kısıtlıyoruz, yapay gıdalar ve az hareket nedeniyle insana ait hastalıklara tutulmasına yol açıyoruz, kısırlaştırıyoruz vs… Kediye sorabilsek hangisini tercih eder diye, ne cevap vereceğinden emin değilim. Yani yapılanın saf bir iyilik olduğunu söylemek zor…

Veya eve almıyoruz ama sokakta bakmaya çalışıyoruz. Bu tavır belki daha çok “iyi” kavramını hak eder gibi görünse de, kedilerin yedikleri fareler ve böcekler için, kedilerin desteklenmesi, güçlendirilmesi ve çoğalması “iyi” bir şey midir? Oysa hepsi yaşamayı diğerleri kadar isteyen ve hak eden canlılar…

Daha da tartışılmaz görünen “iyiler” alanını mercek altına aldığımızda, buralarda da tartışmalar başlatmanın çok da zor olmadığı görülecektir. Mesela elektrik enerjisinin evlerde kullanımı 1881 yılında Edison’un New York’ta ilk elektrik üretim merkezini kurmasıyla başlıyor. Bu nedenle Edison’un cennetlik bir adam olduğunu pek çok kişiden duymuşumdur. Ancak elektriğin kullanılmaya başlanmasının, içimizdeki içsel saatin yönlendirmelerinden uzaklaşmamızı sağladığını ve çeşitli fiziksel, zihinsel sıkıntıların artmasına ciddi katkılarda bulunduğunu sanıyorum. Yani bu kadar tartışılmaz sanılan bir “iyi”nin bile oldukça tartışılabilir olduğunu düşünüyorum...

                                                                      ***

Platon (M.Ö. 429-347), ''Yasalar'' adlı yapıtında şöyle diyor: ‘’İlkel toplumun koşulları, bu toplumun insanlarını ticaret çabalarına zorlayacak kadar bozulmamıştı. Yoksul değildiler ama zengin de olamazlardı, çünkü ne altın ne gümüş biriktirebilirlerdi. Bir toplumda zenginlik ve yoksulluk yoksa, o toplumda iyilik ve kötülük de yok demektir. Çünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün görme, ne haksızlık, ne kıskançlık ve ne de çekememezlik vardır. İlkel çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü, yumuşak ve doğruydular, onlara hiçbir yasa gerekmiyordu’’…

Muhtemelen mal (altın, gümüş vs.) sahibi olma çok “iyi” bir fikir olarak başlamış ama Platon’a göre kötülüğün ana kaynağı olmuştur. Sahip olma isteği dünyayı cehenneme çeviren önemli bir olgu hatta belki de birincisi, ancak üstünlüğün sadece mal ile değil örneğin kaba güç üstünlüğü olarak da ortaya çıkabileceğini, bunun ve her türlü üstünlüğün ya da üstün olma isteğinin yine kötülük üretimine yol açacağını, ben bile görebiliyorsam, Platon da mutlaka görmüştür (burada belirtmemiş olsa da)…

                                                           ***

Bütün bunlara rağmen, yani “iyi”nin gerçekte ne olduğunun oldukça belirsiz olmasına rağmen, bir şeyin iyi veya kötü olduğuna, çıkarlarımıza uygun olup olmamasına göre karar vermemize rağmen ve muhtemelen evrende iyi ve kötü kavramlarına yer olmaksızın sadece bir şeylerin olup bittiğinden bahsetmek mümkün olsa bile (örneğin depreme muhteşem bir doğa olayı diyen bilim adamlarının ona, olumlu demesek bile nötr bir mana yüklemeleri gibi), ben yine de çocukluğumuzda bize öğretilen “iyi”nin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu bana huzur veriyor yani böyle düşünmek bana “iyi” geliyor...

 İYİLİK ÜZERİNE...

 

Huzura, sağlıktan da, mutluluktan da daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu zannediyorum. Huzuru artırmanın en temel yolunun da iyilik yapmak olduğunu günlük hayatta yaşayarak görüyorum (veya öyle hissediyorum). İyilik gerçekten böyle önemli sonuç doğurabilen (yani huzura yol açan) bir eylemse, daha iyi sonuçlara ulaşmak için bence iyiliğin tam olarak ne olduğunu anlamak gerekiyor...

İyi sözcüğü Türkçe kökünde yararlı ve kârlı anlamlarını içeriyormuş, Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını. Yani kelimenin kökeni incelendiğinde, iyilik kavramının temelinde bir yararlılık olgusunun yattığı anlaşılıyor. Basit bir anlatımla, yapılan şey  yararlıysa (özellikle de benim için), ben ona “iyi” diyorum. Yani bir şeye “iyi” dememiz için, o şeyin ne olduğuna değil, bizim için yararlı mı yoksa zararlı mı olduğuna bakıyoruz. Saf bir iyilikten söz edebilmek çok kolay değilmiş gibi görünüyor. Kant (1724-1804), “iyi niyetten başka hiçbir şey koşulsuz iyi olarak algılanamaz” derken sanıyorum bunu ifade ediyor…

                                                               ***

Çok iyi olduğunu varsaydığımız bazı işleri incelediğimizde, şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşabiliriz. Örneğin kuşlara ekmek vermeyi severiz, verenleri de severiz. Üstelik kuşlar da ekmeği çok severek yerler. Ancak bol ekmek bulabilen kuşlar diğer doğal besinlerin pek peşine düşmüyorlar çünkü karınları doymuş oluyor. Bu nedenle de dengeli beslenemiyorlar, sağlıksız ve güçsüz hale geliyorlar. Yavruyken ekmekle beslenmiş olan kuşların büyüdüklerinde düzgün uçamadıkları hatta hiç uçamadıkları gözleniyor. İnsanların ekmek ve benzeri gıdalar verdikleri Kanada kazlarının yükseklerde uçamadıkları hatta göç edemez hale geldikleri görülmüş…

Çocuk esirgeme kurumuna bazı hediyeler ve yiyeceklerle gitmek, orada çocuklarla birkaç saat geçirmek, sonra da belki bir yıl boyunca hiç uğramamak, acaba oradaki çocuklar için iyilik midir, kötülük mü?

Doktor bir arkadaşınız sizi sıraya girmeden, aradan içeri alıp muayene etti diyelim. Bu arkadaşımızın ne kadar iyi biri olduğunu düşünürüz. Oysa buradaki iyilik sadece sizin gözünüzde iyiliktir, sırada bekleyenlerin gözünde ise yapılan şey kötülüktür…

Kozayı keserek kelebeğin çıkmasına yardım eden adamın hikayesini bilirsiniz. Hikayede iyilik adına yapılan şeyin aslında büyük bir kötülük olduğunu görürüz…

                                                               ***

Bu örneklerde yer alan “iyi” kavramındaki problem oldukça net görünüyor ancak bunlar kadar hızla anlaşılamayacak olanlar da var. Örneğin kedilerin sokaktan alınıp evde bakılması çok iyi bir davranış gibi görünüyor. Çünkü kedi sokakta aç kalıyor, soğuktan yeterince korunamıyor, arabalar tarafından eziliyor, dolayısıyla ömrü kısa oluyor vs… Eve alıyoruz; özgürlüğünü kısıtlıyoruz, yapay gıdalar ve az hareket nedeniyle insana ait hastalıklara tutulmasına yol açıyoruz, kısırlaştırıyoruz vs… Kediye sorabilsek hangisini tercih eder diye, ne cevap vereceğinden emin değilim. Yani yapılanın saf bir iyilik olduğunu söylemek zor…

Veya eve almıyoruz ama sokakta bakmaya çalışıyoruz. Bu tavır belki daha çok “iyi” kavramını hak eder gibi görünse de, kedilerin yedikleri fareler ve böcekler için, kedilerin desteklenmesi, güçlendirilmesi ve çoğalması “iyi” bir şey midir? Oysa hepsi yaşamayı diğerleri kadar isteyen ve hak eden canlılar…

Daha da tartışılmaz görünen “iyiler” alanını mercek altına aldığımızda, buralarda da tartışmalar başlatmanın çok da zor olmadığı görülecektir. Mesela elektrik enerjisinin evlerde kullanımı 1881 yılında Edison’un New York’ta ilk elektrik üretim merkezini kurmasıyla başlıyor. Bu nedenle Edison’un cennetlik bir adam olduğunu pek çok kişiden duymuşumdur. Ancak elektriğin kullanılmaya başlanmasının, içimizdeki içsel saatin yönlendirmelerinden uzaklaşmamızı sağladığını ve çeşitli fiziksel, zihinsel sıkıntıların artmasına ciddi katkılarda bulunduğunu sanıyorum. Yani bu kadar tartışılmaz sanılan bir “iyi”nin bile oldukça tartışılabilir olduğunu düşünüyorum...

                                                                      ***

Platon (M.Ö. 429-347), ''Yasalar'' adlı yapıtında şöyle diyor: ‘’İlkel toplumun koşulları, bu toplumun insanlarını ticaret çabalarına zorlayacak kadar bozulmamıştı. Yoksul değildiler ama zengin de olamazlardı, çünkü ne altın ne gümüş biriktirebilirlerdi. Bir toplumda zenginlik ve yoksulluk yoksa, o toplumda iyilik ve kötülük de yok demektir. Çünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün görme, ne haksızlık, ne kıskançlık ve ne de çekememezlik vardır. İlkel çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü, yumuşak ve doğruydular, onlara hiçbir yasa gerekmiyordu’’…

Muhtemelen mal (altın, gümüş vs.) sahibi olma çok “iyi” bir fikir olarak başlamış ama Platon’a göre kötülüğün ana kaynağı olmuştur. Sahip olma isteği dünyayı cehenneme çeviren önemli bir olgu hatta belki de birincisi, ancak üstünlüğün sadece mal ile değil örneğin kaba güç üstünlüğü olarak da ortaya çıkabileceğini, bunun ve her türlü üstünlüğün ya da üstün olma isteğinin yine kötülük üretimine yol açacağını, ben bile görebiliyorsam, Platon da mutlaka görmüştür (burada belirtmemiş olsa da)…

                                                           ***

Bütün bunlara rağmen, yani “iyi”nin gerçekte ne olduğunun oldukça belirsiz olmasına rağmen, bir şeyin iyi veya kötü olduğuna, çıkarlarımıza uygun olup olmamasına göre karar vermemize rağmen ve muhtemelen evrende iyi ve kötü kavramlarına yer olmaksızın sadece bir şeylerin olup bittiğinden bahsetmek mümkün olsa bile (örneğin depreme muhteşem bir doğa olayı diyen bilim adamlarının ona, olumlu demesek bile nötr bir mana yüklemeleri gibi), ben yine de çocukluğumuzda bize öğretilen “iyi”nin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu bana huzur veriyor yani böyle düşünmek bana “iyi” geliyor...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı